If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:3:46

Video açıklaması

“Renk Bilimci” diye bir şeyin var olduğunu duyunca şaşırabilirsiniz, ama Pixar’da renkler neredeyse aldığımız her sanatsal kararda büyük bir rol oynar. Bu bölüm, Renk Bilimi’ne yoğunlaşacak olsa da, renklerin, sanatçılar için apayrı bir dünyası var. Şu an “Renk Kontrol Odası”ndayız. Kullandığımız yazılım, genel hatlarıyla Photoshop’un süper bilgisayarlar için olan bir versiyonu gibi. Biraz da Star Trek uzay aracını çağrıştırıyor. Benim bu bölümdeki görevim, renklerin, fiziğin ve insan algısının bir bileşimi olduğunu sizlere göstermek. Bu videodan sonra, siz de filmlerimizden bazı sahneleri kullanarak renklerle ilgili denemeler yapacak ve bazı sanatsal görevleri başarmayı deneyeceksiniz. Ama öncelikle bu odadaki araçların nasıl çalıştıklarını anlamamız gerekiyor. Basit bir soruyla başlayalım: Renk nedir? Renk, ışığın bir özelliğidir. ve ışık da, ışık kaynaklarından gelir. Işık, pek çok farklı kaynaktan çıkabilir. Mesela ben şu anda, tepemdeki şu ışıklarla aydınlatılıyorum. Bu ışıklar olmasa, yaptığımız çekim oldukça farklı görünürdü. Ya da ışık kaynağı olarak şu anki gibi mum ışığı veya alev kullanmak da, sahnedeki duyguları tamamen değiştirirdi. Bu ışık daha kısık olmanın yanında, kırmızımsı turuncu bir renk veriyor. Bunu beyaz bir kağıtla gösterince daha net olacak. Siz de videoyu durdurun ve ekranın önüne benimki gibi beyaz bir kağıt koyun. Benimkiyle sizin kağıdınız arasındaki farkı görebiliyor musunuz? Evet, aynı değiller. Şimdi aynı kağıdın, Güneş Sistemi’ndeki en güçlü ışık kaynağı olan Güneş’in altında nasıl göründüğüne bakıp bir kararlaştırın. Güneş gerçekten de çok güçlü bir ışık yayar, özellikle de tam gün ortasında. Şu an bu kağıdın mum ışığına göre çok daha beyaz göründüğünü fark etmişsinizdir. İçerideyken, ışık daha kırmızımsıydı. Peki kırmızı ışık nereye gitti? Hadi içeri geri dönelim ve size ne olduğunu anlatayım. Burada önemli olan ışığı, bütün renklerin bir birleşimi olarak düşünmek. Sir Isaac Newton, güneş ışığını ayrıştırmak için bir prizma kullandığında bunu açıkça göstermişti. Güneş ışığı prizmanın içinden geçip çıktığında bükülür ya da kırılır, ve bir ışık tayfına yani spektrumuna ayrılır. Newton’dan sonra, başka bilim insanları da ışığın kırılmasına sebep olan, ne kadar kırılacağını ve ne renk olarak çıkacağını belirleyen şeyin dalga boyu olduğunu keşfettiler. Mavimsi ışığın dalga boyu daha kısadır ve mavi ışık daha çok kırılır. Daha uzun dalga boyuna sahip olan kırmızımsı ışıksa daha az kırılır. Buradaki kilit nokta şu: Güneş ışığı beyaz görünür, çünkü bütün renkleri içinde barındırır. Bilim insanları, herhangi bir ışık kaynağından çıkan ışığın içindeki renkleri görselleştiren 2-boyutlu bir grafik geliştirdiler. Bu grafikte, x ekseninde dalga boyu, y ekseninde ise bu dalga boyunun kuvveti yer alıyor. Mesela gün ışığının grafiği şu şekilde görünüyor. Buna ‘gün ışığının spektrumu’ deniyor. Bu grafik de ‘spektral kuvvet dağılımı’ olarak isimlendiriliyor. Bu da, mum ışığının spektral kuvvet dağılımı. Mum ışığındaki mavi ve yeşil dalga boylarının, önceki grafik kadar kuvvetli olmadığını fark etmişsinizdir. Eğer mum ışığını prizmadan geçirirsek, tam bir gökkuşağı göremeyiz. Kırmızılar güçlüdür, fakat maviler oldukça zayıftır. Sıradaki alıştırmada, farklı ışık kaynaklarının spektrumlarını inceleme ve onlarla ilgili bazı soruları yanıtlama şansınız olacak. Örneğin bir lazerin spektrumu acaba nasıl görünür?