Antik Yunanlar, Türkiye'den Güney Fransa'ya kadar Akdeniz çevresindeki birçok bölgede yaşadılar. Mısırlılar, Suriyeliler ve Persler gibi diğer halklarla yakın ilişkileri vardı. Yunanlar ayrı şehir devletlerinde yaşadılar, ama aynı dili ve aynı inançları paylaştılar.

Tunç Devri'nde Yunanistan

Tunç Devri'nde (M.Ö. yaklaşık 3200-1100), Kiklad adaları, Girit ve Yunan anakarasında bir dizi topululuk gelişmiştir. Farklı kültürlere sahip bu topluluklar çoğunlukla çiftçiydiler, ancak özellikle obsidyen (volkan camı) ve metaller gibi ham maddelerin deniz aşırı ticareti büyüyordu.
Miken kültürü Geç Tunç Çağı'nda, M.Ö. yaklaşık 1600 ile 1100 arasında Yunan anakarasında ortaya çıktı. Bu isim, kültürün ilk olarak 1876 yılında Heinrich Schliemann'ın kazılarından sonra tanındığı Mycenae (Miken) bölgesinden gelmektedir.
Daha sonraki Yunan Tunç Çağı'nın Miken dönemi, Yunanlar tarafından "kahramanlar çağı" olarak görülmüştür ve belki de daha sonraki Yunan mitolojisinde anlatılan birçok hikayenin (Homeros'un destanları da dahil) tarihsel arka planını oluşturmaktadır. Bu zamana ait nesnelere ve sanat eserlerine anakara Yunanistan'da ve bazı Yunan adalarında rastlanmaktadır. Özgün Miken çanak çömlekleri, Doğu Akdeniz'e geniş ölçüde yayılmıştır. Bu eserler, Yunan mitolojisinin sanat eserlerini dekore etmek için kullanıldığı ilk zamanlara işaret eder. Aynı zamanda, en eski Yunan edebiyatı olarak Homeros'un destanlarının bugün bizim miras aldığımız şekline ulaştığı zamanla yaklaşık aynı zamana aittirler.
Miken medeniyetinin çöküşü (M.Ö. 1100 civarı) Karanlık Çağ olarak bilinen bir soyutlanma dönemini getirdi. Ancak M.Ö. 800 civarında çeşitli bölgelerle ticaretin artmasıyla canlılık başladı ve sanat, zanaat ve yazı yeniden ortaya çıktı. Ayrıca şehir devletleri ("polis"ler) gelişti.

Arkaik dönem
Yunan sanatının Arkaik döneminde (M.Ö. yaklaşık 600-480) ortaya çıkan heykelin en belirgin iki biçimi, genç erkeklerin (kouros) ve kızların (kore) ayakta durur şekilde betimlendiği heykellerdi.
Kouros , Yunan sanatının Arkaik döneminde mermerden üretilen bir tür erkek figürü heykelini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Bu tür heykeller devasa (gerçek boyutlardan daha büyük) veya küçük boyutta olabilir. Hepsinde ortak görülen geleneksel bir poz vardır: Merkezi bir çizgiyle eşit bir şekilde ayrılabilen baş ve gövde, öne ve arkaya eşit olarak yerleştirilmiş ağırlıkla bölünen bacaklar. Çoğunlukla çıplak genç erkekler biçimindeki erkek figürler, hem mezar taşları olarak hem de adak olarak görev görürlerdi. Adak oldukları zaman bu heykeller adayan kişiyi betimleyecek şekilde yapılabilirdi. Kadın figürler de benzer işlevler yerine getirdiler, fakat erkek emsallerinden farklı olarak üzerlerinde ayrıntısıyla giysilerle ve ayrıntılı bir biçimde tasvir edilmişlerdir.
Ağız her zaman gülümseyen bir durumdadır, bu muhtemelen temsil edilen kişinin aretesinin ("mükemmellik, erdem") sembolik bir ifadesidir. Önceden tüm kourosların Tanrı Apollon'un temsili olarak tasarlandığı düşünülüyordu. Ancak bazıları tanrıların veya kahramanların temsili olarak tasarlansa da birçoğu yalnızca mezar taşıydı. Kouroslar ölenlerin gerçekçi bir portresi olarak tasarlanmamıştı; ölenlerin üzerinde hak iddia ettiği değerlerin ve erdemlerin (örneğin gençlik ve güzellik, atletiklik ve aristokrat duruş) idealleştirilmiş bir temsiliydi.

Klasik dönem

M.Ö. 500 civarına gelindiğinde Atina şehrinde "halkın yönetimi" yani demokrasi ortaya çıkmıştı. M.Ö. 489-479 yıllarında bir Pers istilasının yenilgisinden sonra, özellikle Yunan anakarası ve Atina altın bir çağa girmiştir. Atina tiyatro ve felsefede, edebiyatta, sanatta ve mimarlıkta rakipsizdi. Şehrin imparatorluğu Batı Akdeniz'den Karadeniz'e uzanarak muazzam bir zenginlik yarattı. Bu sayede Parthenon'un da dahil olduğu, Yunanistan'da görülen en büyük kamu bina projelerinin masrafı çıkmış oldu.
Antik Yunanlar para basmanın erken tarihinde de hayati bir rol oynadı. Antik Yunanlar dünyanın en eski madeni paralarından birini yapmalarının yanı sıra, onları ticarette yaygın olarak kullanan ilk kişilerdi.

Helenistik dönem
İskender'in ölümü ve imparatorluğunun bölünmesinin ardından gelen Helenistik dönem (M.Ö. 323-31), Yunan gücünün ve kültürünün Orta Doğu'ya ve İndus Vadisi'ne kadar uzandığını gördü. Roma İmparatorluğu Yunan dünyasını geniş imparatorluğuna soktuğunda, Yunan fikirleri, sanatı ve kültürü Romalıları büyük ölçüde etkiledi.
İskender her zaman sinekkaydı tıraşla gösterilmiştir. Bu aslında büyük bir yenilikti: Yunan devlet adamlarının ya da yöneticilerinin daha önceki portrelerinin hepsinde sakal tasviri vardı. Bu kraliyet modası, neredeyse beş yüz yıl boyunca ve Hadrianus'a kadar neredeyse tüm Helenistik krallar ve Roma imparatorları sakalsız tasvir edilinceye kadar sürdü.
British Museum koleksiyonu, tüm Yunan dünyasından nesneler taşır, bunlar tarihsel olarak, tarih öncesinin başlangıcından Bizans döneminde erken Hristiyanlığa uzanır.
© The British Museum Mütevelli Heyeti
Yükleniyor