If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:3:32

Video açıklaması

Roma'da Capitoline Müzesi'ndeyiz ve çok ünlü bir heykeli inceleyeceğiz. Heykelin ismi “Ölmek üzere olan Galyalı”. Heykelin orijinali, milattan önce 3. yüzyılda Yunanistan’da yapılmış. Burada gördüğümüz ise Romalılar tarafından yapılmış olan mermer kopyası. Heykelin Antik Yunan dönemindeki orijinali, bugünkü Türkiye’nin Ege bölgesi'ndeki Bergama'da yapılmış. O zamanlar Bergama antik Yunan kolonilerinden biriymiş. Bu heykel, Yunanlıların “barbarlar” olarak gördüğü hasımlarıyla yani Galyalılarla yaptıkları ve kazandıkları zorlu bir savaşın anısına yapılmış. Antik Yunanlılar, kendilerini barbarlardan daha üstün görüyorlar. Fakat burada enteresan olan bir şey var: Daha önceki Yunan eserlerine bakarsak, buradaki Galyalı’nın yenildiğini vurgulamak için daha vahşi, Yunanlılardan daha az değerli bir kişi olarak resmedilmesini beklerdik. Aslında bunu bir miktar hissedebiliyoruz. Örneğin saçlarına bakın, şekilsizce kesilmiş. Yüzüne baksanıza, kaşları ne kadar da kalın. Burnu ise.. Nasıl desem… Yunanlılar eğer kendilerinin heykelini yapıyor olsalardı, emin olun burada son derece kusursuz bir burun görürdünüz. Yine de her şeye rağmen, duyduğu derin acıyı hissedebiliyoruz. Klasik dönem ve Arkaik dönem eserlerinde gözlemlediğimiz huzursuzluk demeyeyim de… İfadesizlik var yüzünde. Bir soyluluk da hissediliyor. Ölüm anına yaklaştığını, ölümlü olduğunu ve belki de bir kahraman olduğunu hissediyorsunuz. Fakat bu oldukça enteresan bir durum, çünkü Yunanlıların kendilerini bu şekilde, yani kahraman olarak göstermelerini bekleriz, öyle değil mi? Ama burada Yunanlılar kendilerinin heykelini yapmamışlar, ölen Galyalı düşmanlarının heykeli bu, yani Yunanlıların kendilerinden daha aşağı gördükleri bir milletten. Onun acısını, acizliğini ve zayıflığını göstermek istemişler, ancak gene de bir asalet havası da vermişler. Bu asalet duygusu, Helenistik dönem eserlerinde çok karşılaştığımız bir durum. Bu eser geç döneme ait. 5. ve 4. yüzyıldaki klasik dönemde gördüğümüz, ilginç ve idealize edilmiş figürlerin değil, günlük hayatın içinden, daha duygu yüklü ifadelere sahip, daha insancıl heykellerin yapılmaya başlandığı geç dönemin özellikleri bu heykelde görülüyor. Burada yaşam gücünü kaybetmekte olan kişi olağanüstü bir gerçeklikle yansıtılmış. Yenilmiş, yaralanmış… Kırık kılıcı yerde duruyor. Kaburgalarının orada bir kılıç izi var. Yerde ayrıca boynuz parçaları görülüyor, bu belki de bir elçiydi ve haberci olarak gönderilmişti. Düşmüş ve kuvvetini yavaş yavaş kaybediyor. O anı, o geçiş anını, gerçekten yaşıyormuşcasına yansıtılmış.. Toprağa yıkılışını hissedebiliyoruz. Toprağa düşerken hissettiği acı kadar, bu vücudun aslında ne kadar kuvvetli olduğunu da hissedebiliyoruz, kollarındaki kuvveti görüyoruz. Çok kuvvetliymiş, ancak yenilmiş ve ölmek üzere.. Gerçekten acıklı bir sahne. Bu görkemli insan vücudu, yaklaşan ölüme teslim olmak üzere. Belki de yansıtılan sahnenin bu kadar dokunaklı olmasının sebebi bu. Geç dönem Yunan sanatının bir özelliği de, eserle empati kurmamızı sağlaması. İşte aynen bu heykelde de olduğu gibi…