If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:4:49

Bir Çift Sentor Yırtıcı Kedilerle Savaşıyor, Hadrian Villası, Tivoli

Video açıklaması

Roma İmparatoru Hadrian'ın nehir kenarında yaptırdığı görkemli konutun yemek odasında yer alan bir eseri inceleyeceğiz. Zeminde yer alan bu mozaiğin gördüğümüz kısmında, iki adet Centaur var. Yunan mitolojisinde, bedenlerinin üst kısmı insan, alt bölümü at şeklinde olan yaratıklara Centaur denirmiş. Ya da Sentor. Bu iki sentor, üç yırtıcı hayvan ile kavgaya tutuşmuşlar. Bu çok büyük bir mozaik, ve biz şu an sadece küçük bir kısmını inceliyoruz. Mozaiğin tamamı doğal taşlardan yapılmış. Gerçekten sabır işi, düşünsenize doğal renklerdeki taşlar bulunuyor, elde teker teker şekillendiriliyor, çizilen planla uyumlu şekilde teker teker yerleştiriliyor. Dedim ya sabır işi, bu zemin mozaiğinin yapılması gerçekten de çok uzun sürmüş olmalı. Küçük resimlerden oluşuyor ve resimlerin hepsine birlikte baktığımızda bize çok net bir hikaye anlatıyor. Bu güzellikte bir eserin günümüze ulaşmış olması büyük şans, bu sayede antik Yunan resim sanatı hakkında fikir sahibi oluyoruz. Günümüze ulaşan belgelerde, antik Yunanlıların resmi bütün sanatlardan önde tuttuğunu anlıyoruz. Aslında antik Yunan sanatı dendiğinde bizim aklımıza ilk gelen heykeller ve mimari olur, oysa antik Yunanlılar için en çok resim değerliymiş. Ve maalesef, yaptıkları duvar resimlerinin hiçbiri günümüze ulaşamamış. Bu mozaikler, antik Yunanlıların sanat alanında ulaştıkları noktayı bize göstermeleri açısından gerçekten önemli. Bu mozaiğe baktığımda, bir tiyatro sahnesi gibi olduğunu düşündüm. Sentor var, yarısı at yarısı insan olan bu mitolojik varlık, ve bu üç vahşi kediyle kavgaya tutuşmuş. Kollarını kaldırmış. Diğer sentora saldıran bir kaplana bir kaya parçası fırlatmak üzere. Hemen arkasında başka bir vahşi hayvan var, kürküne bakılırsa bir aslan sanırım. Sentorun sol tarafındaki kaplana kaya parçasını fırlatmak üzere olduğunu görmüştük, ancak başını kaldırıyor ve leoparın kendisine saldırmak üzere olduğunu farkediyor. Saniyenin onda birinde gerçekleşen bu anı hissedebiliyoruz. Bakışlarını incelemek gerçekten ilginç. Biz incelerken de gözlerimiz önce sentora takılıyor, sonra kaplana bakıyoruz, daha sonra da kaplanın saldırdığı diğer sentora yönleniyoruz. Kaplan dönüp sentora bakıyor, ancak sentor kaplana bakmıyor. Sentorun gözü leopara takılmış. Bu büyük kaya parçasını fırlatmak üzere, bu sahnede hem sentorun ne kadar kuvvetli olduğunu hem de leoparın tehditi altında olduğunu görüyoruz. Üç tarafı olan bir ilişki var burada. Ortada gördüğümüz sentorun ne kadar kuvvetli olduğu vurgulanmış. Ancak endişeli olduğunu da görebiliyoruz. Tahminimce antik Yunanlılar ve daha sonra da Romalılar kendilerini bu vahşi kedilerden ziyade sentora daha yakın hissetmişler. Genelde eserlerde sentorları Yunanlılarla savaşırken betimlenmiş olarak görürüz. Antik Yunanlılar medeniyeti sembolize ettiği için onlara sempatiyle bakarız, oysa sentorlar hala yarı vahşi kabul edilir. Genelde saldırgan taraf sentorlardır. Bu zemin mozaiğinde ise durum tam tersi. Sentora yakınlık duyuyoruz, çünkü ne de olsa yarı insan. Hatırlayın, antik Yunanlılar ve Romalılar kendilerini üstün görürlerdi. Bu eserde sentor gene acımasız barbar olarak resmedilmiş, ancak vahşi kedilerde gözlemlediğimiz acımasızlık çok daha üst boyutta. Bu durumu sentorun gözlerindeki ifadede başarıyla yansıtmışlar. Sentorun yüzüne baktığımızda girift bir ifade görüyoruz, korkmuş ancak aynı zamanda kendisinin kuvvetli olduğunun da bilincinde. Yırtıcı kedilerde ise duygu ifadesi yok. İşte bu sebeple yarı hayvan olsa da resme baktığımızda sentoru kendimize yakın buluyoruz. Leopara saldıracak, leoparın sinirlenmek için iyi bir sebebi var yani. Bu eserin, antik Yunan resimlerinin nasıl olduğu hakkında bize sağlam bir fikir verdiğini söyleyebiliriz. Yunan heykelciliğinde gördüğümüz naturalizm, yani doğacılık öğeleri var, ve aynı zamanda anomali de var. Ortadaki bu yaratığın canlandırılmasına bakıyorum, çok güzel betimlenmiş, neredeyse anatomik olarak mümkün olmayacak kadar güzel betimlenmiş. Adamın karın bölgesinden ata geçiş başarıyla canlandırılmış, ve bu iki ayrı parçanın yani insanın ve atın aslında bir tek omurgası olduğunu hissedebiliyoruz. Olması imkansız olan bu yaratık bile bu canlandırmayla inanılabilir hale gelmiş. Arkada yer alan kayalık alan da çok gerçekçi görünüyor. Solda yere düşmüş olan sentor ve sağ tarafta yerde yatan aslan uzakta olduklarını belirtmek için daha küçük çizilmişler, ve böylece resimde derinlik duygusu oluşturulmuş. Sentordaki derinlik duygusu da çok başarılı. Atın ayakları hafifçe geri gidiyor, görebiliyorsunuz. Bu resmi bu kadar etkileyici bulmamın çok önemli bir sebebi daha var. Hatırlayın, bu bir mozaik. Hepsi doğal renkli küçük taş parçalarından oluşturulmuş. Bunun tamamını Hadrian'ın sarayındaki yemek odasında görebilmeyi gerçekten çok isterdim.