Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:3:36

Video açıklaması

Merhaba Brooklyn Müzesindeyiz. George Bellows'un 1907-1908 yıllarında yapmış olduğu 'Pensilvanya İstasyonu Kazısı' isimli tabloya bakmaktayız. Bellows önemli bir sanatçı, ve 'Ash Can' yani 'kül tenekesi' olarak adlandırılan bir ressam grubunun üyesi. Sanırım grubun ismi aklınıza takıldı, bir grup için kötü bir isim değil mi? Bu ismi almalarının sebeplerinden birisi, resimlerinin taşlı, tozlu, pütürlü ve karanlık gözükmeleri. Realist ressamlardan oluşan küçük bir grup. ABD'li bu sanatçılar, eserlerinde genelde New York'u, yani kendi yaşadıkları dünyayı resmediyorlar. Ancak bu sanatçılar, Paris'in ışığını ve renklerini kopyalamaya çalışan Amerikalı empresyonistlerden oldukça farklı bir tarza sahipler. New York'un hızla geliştiği ve bir endüstri şehrine evrildiği bir dönem. 20. yüzyılın başları. Bu sanatçılar da çalışmalarında geleneksel Avrupa resim tarzından esinlenmek yerine, tamamen yeni bir Amerikan tarzı oluşturmaya çalışıyorlar. Amerikalı sanatçıların bazılarının Avrupa sanatından etkilendiklerini görürüz, ancak baktığımız resim bunlardan birisi değil. Bu resmi aynı zamanda 7. Caddenin o zamanlar nasıl gözüktüğünün belgesi gibi algılıyorum. O dönemin en yeni teknolojisi buhar, burada da buharla çalışan kazıcıları görüyoruz. Makinalar, Pennsylvania İstasyonu inşaatı için bu muazzam büyüklükteki çukuru kazmaktalar. New York'un bir endüstri şehrine dönüştüğünü görüyoruz. Biraz iç karartıcı, cehennem çukuru gibi. Dante ve cehennem resimleri aklıma geliyor. Ateşler yanıyor, duman var. Endüstriyel alanlarda bekleyeceğimiz bir görüntü yani. Ancak aynı zamanda bu çirkinliğin içinde dramatik bir güzellik olduğunu da görüyoruz. Sanatçı, görüntüyü hiç yumuşatmadan, güzelleştirmeden, olduğu gibi yansıtmış. Yumuşamış karı, kazılan toprağı görüyoruz. Arkada ise parlak gökyüzü var. Burada döneme ilişkin ilginç bir bilgi de vereyim : Pennsylvania İstasyonu, o dönemin en önemli yapılarından. İstasyonun tepe yöneticisi ise, Mary Cassatt'ın erkek kardeşi, ve bu istasyonla birlikte zenginliğini artıracak. Mary Cassat ise o dönemde Paris'te resim çalışmalarına devam etmekte. Baktığımız resimde, Cassatt'ın eserlerindeki zerafeti görmüyoruz, gördüklerimiz son derece gerçekçi şekilde resmedilmiş. Yüzyılın başını düşündüğümde, sanat eserlerini satın alan kişilerin de bu endüstrileşmeyle birlikte hızla zenginleşen kişiler olduğu aklıma geliyor. Bellows'un, 20. yüzyıl başındaki ABD'li koleksiyonerler arasında pek popüler olmadığını sanırım tahmin etmişsinizdir. Bu sanatçıların en önemli hamisi ve alıcısı, ileride kendi müzesini de kuran Whitney Gertrude Vanderbilt olmuş.