Yükleniyor

Video açıklaması

Şikago Sanat Enstitüsü'ndeyiz ve Edward Hopper'ın 'Gece Kuşları' isimli tablosuna bakmaktayız. Sanatçı bu tabloyu 1942 yılında yapmış. Amerikan resim tarzının önemli örneklerinden birisi. Genelde bu resmin savaş zamanındaki ayrılıkların getirdiği yabancılaşmayı ifade ettiği düşünülür. Resim gerçekten de ayrılıklara ilişkin. Lokantanın içerisindeki sıcak ışık ile, sokağın karanlığının oluşturduğu tezata bakın. İçeride sakin bir sohbetin sürmekte olduğunu tahmin edebiliyoruz. Ancak bu ortama dahil olamıyoruz, içeri girmek için kapı bile yok. Yalnız olduğumuz vurgulanıyor. Resim, sessizlik duygusunu ve ışığın mekanı doldurmasını yoğunlaştıran bir prizma gibi. İçerideki sıcak ışık dışarıya yansırken kaldırımda bir dizi girift ışık ve gölge oluşturuyor. Işık cama vurup binanın köşesini döndüğünde, gözlerimizi caddenin karşısındaki vitrinde tek başına duran yazar kasaya yönlendiriyor. Günün başka bir saatinde buradaki hayatın nasıl olacağını tahmin edebiliyoruz, ancak şu an gerçekten ıssız. Yaşam işareti görmek için yukarıdaki pencerelere bakıyoruz, ancak orada da bir şey göremiyoruz. Bir zamanlar birileri perdeleri indirmiş, ancak şimdi ortalıkta kimse gözükmüyor, hiç bir hayat işareti yok, herkes uyuyor olmalı. Lokantanın içindeki figürlere bakıyorum. Bunlar bir arada ne yapıyor olabilirler. Bu çift lokantaya birlikte mi geldi, yoksa burada mı karşılaştılar? Bu adam niçin yalnız başına oturuyor, gecenin bu geç vaktinde niye burada? Ne hakkında konuşuyorlar? Her şey yoruma açık, resmin bize anlattığı net bir öykü yok. Net olan tek şey bir başına, yalnız olma hissi. Yabancılaşma hissi. Resmin 1942 yılında yapıldığını düşünürseniz gördüklerimiz daha anlamlı hale geliyor. Savaş tüm şiddetiyle devam ediyor, pek çok kişi okyanus ötesine gitmiş durumda, savaşın yönü henüz net değil, insanlar endişe içindeler. Ressam, yalnızlık ve izole olma duygusu temasını eserlerinde sıklıkla ele almış. ABD'de karşılaşabileceğimiz tipik bir görüntüye bakmaktayız. Tam olarak nerede olduğumuzu bilmiyoruz, herhangi bir cadde olabilir. Hopper Greenwich Village'da yaşıyor, yaşadığı bölgenin tuğlalı yapıları resimde gördüklerimizi andırıyor. Ancak resimdeki belirli bir sokak veya belirli bir lokanta değil. Sanatçı Amerikan kültürüne ait formları idealleştirerek bir araya getirmiş. Kompozisyonu geometrik olarak incelersek, arka plandaki iki figürün dayandığı tezgah yatay bir hat oluşturuyor, kahve makineleri çok geometrik hatlara sahipler, kapının formu da net bir dikdörtgen. Gördüğümüz kişilerin sıradan hayatları ile, resimde gördüğümüz net geometrik tarz arasında bir tezat oluşmuş. Kahve makineleri özenle şekillendirilmiş. Cam bölümden, haznede ne kadar kahve kaldığını dahi görebiliyoruz. Lokantanın dışında bir pano var, 5 cent fiyatındaki sigara reklamı. Sonra yazar kasayı görüyoruz. Resimde çok az belirgin nesne var, ve bu nesnelerin tümü Amerikan kültürüne ilişkin. Amerikalıların günlük hayatta karşılaştıkları şeyler, herhangi bir günde ve herhangi bir yerde bunlarla karşılaşabilirler. Lokantanın içindeki eşyalara da gözüm takılıyor. Peçetelik, tuzluk, biberlik, kiraz ağacı tonlarındaki tezgah, oturma kısmı dönebilen tabureler. Spesifik olarak mekandaki eşyalar yansıtılmış, ancak aynı zamanda genelleştirilmiş, burası herhangi bir lokanta olabilir. Hopper izleyiciye, bir zamanlar orada bulunduğu hissini verecek şekilde belirgin nesneler gösteriyor, ancak genelleştirme yaparak burasının herhangi bir yer olabileceğini de vurguluyor.