Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:6:20

Video açıklaması

Son derece ünlü, bir ulusun simgesi haline gelmiş olan bir resme nasıl yaklaşmalıyız? Grant Wood’un 1930 yılında yapmış olduğu ‘Amerikan Gotik’ isimli tabloya bakmaktayız. Baktığımız eserin, Amerika’yı ve küçük kasaba yaşamını en iyi betimleyen resim olduğıu düşünülüyor. Amerikan resim sanatının en ünlü eserlerinden biri. Wood resimde gördüklerimizin bir baba-kız olduğunu söylemiş. Ancak biz sanatçının model olarak, dişçisini ve kızkardeşini kullandığını biliyoruz. Bu resimde Amerikaya ilişkin pek çok farklı okuma yapmak mümkün. Politik bakış açısına veya yaşanılan yere bağlı olarak farklı şekillerde yorumlanabilir. Şehirde yaşayan birisi bu resimde orta-batılılarla dalga geçildiğini düşünebilir. Orta-batıda yaşayan birisi de, onları anladığını ve tuvaline başarıyla yansıttığını düşünebilir. Bunun tersi de geçerli olabilir. Doğu yakasında yaşayanlar bu resimdeki Iowa’lılara bakarak, ‘Tam da böyleler’ diyebilir. Iowa’lılar ise bu resme bakarak, kendileri ile alay edildiğini düşünebilirler. Bu resim anlam yüklü. Resimde çiftçiyi ve kızını bu basit çiftlik evinin önünde görüyoruz. Çalışkan, pratik insanlara benziyorlar, Amerika’nın konservatif yönünü temsil ediyorlar. Resimdeki her şey eski dönemlerden kalmış gibi, tabiri caizse ev-yapımı gibi. Arkalarındaki gotik ev, kadının üzerindeki önlük, adamın tulumu gördüğümüz her şey bu kişiler tarafından yapılmış olabilir. Resmin yapıldığı yıl 1930, yani ABD ileri derecede sanayileşmiş bir ülke. Iowa standartlarında düşünülse dahi, bu resim çok daha eski dönemlere ait gibi gözüküyor. Bu iki figürü son derece enteresan buluyorum. Tam önümüzde duruyorlar. Erkeğin ne söyleyeceğinden emin değiliz. Yüzündeki ifade kısa bir süre sonra değişecek gibi, belki gülümseyecek, ya da tam tersi, ağırımıza gidecek bir şeyler söyleyecek? Adamın ifadesini okumak gerçekten çok güç. Gözleri tam olarak bize bakmıyor. Kadın ise bizim görmediğimiz, resmin dışında kalan birşeylere bakıyor. Belirsizlik tüm resme hakim durumda. Bence resmin en önemli özelliklerinden birisi tam da bu. Bu belirsizlik sayesinde izleyiciler bu resme baktıklarında, kendi görmek istediklerini görebiliyorlar. Resmin bu kadar benimsenmesinin, sembol haline gelmesinin önemli sebeplerinden birisi bu olabilir. Biraz da sanatçıdan, Grant Wood’dan bahsedelim. Iowa’nın oldukça ıssız bir bölgesinde, anne babası, iki erkek kardeşi, ve bir kızkardeşiyle birlikte çiftlikte büyüyor. Gerçekten izole bir yaşam sürüyorlar. Baba çok katı. Wood ise babası ve erkek kardeşlerinin, maskulen yapılarından farklı bir karakterde, sanatçı bir ruha sahip ve annesi ile daha yakın. Babası genç yaşta ölüyor. Sanatçının yaşam öyküsünün resme de yansımış olduğunu düşünebiliriz. Girift bir kişiliğe sahip, onu Amerikancı, Bölgeselci, Amerikanın bağrından birisi gibi düşünebiliriz. İnsanları da bunlar. Grant Wood, Thomas Hart Benton ve diğer bazı sanatçılar Bölgeselci olarak adlandırdıkları akımı oluşturuyorlar. Bu akımı, Amerikan görünümlerinin, görüntülerinin yansıtılması olarak düşünebilirsiniz. Gördüğümüz, orta-batı bölgesinin geleneksel figüratif sanat tarzı ve Amerikan halkının değerlerini yansıtıyor. Sanatçı kendi neslinden olan pek çok sanatçı gibi bir süre Paris’te yaşıyor ve burada yarı-empresyonist tarzda eserler veriyor. Bir süre de Münih’te yaşıyor. 1920-1928 arasında dört kez Avrupa’ya seyahat ediyor, ve burada geçirdiği uzun sürelerde, kendini sanatsal anlamda geliştiriyor. Yani sanatçı bu resimde algıladığımız kadar Amerikan değil, aslında çok farklı kültürlerin sanat tarzlarına hakim. Sanat tarihçileri Wood’un resimlerinde kullandığı köşeli ifadelerin, ve empresyonizmden uzaklaşmasının sebebinin Van Eyck ve Memling gibi Kuzey Rönesansı sanatçılarından, veya Alman çağdaş sanatındaki Yeni Nesnellik akımından etkilenmesi olduğunu düşünüyorlar. Sanatçı Avrupa’daki gelenekleri, akımları inceliyor, özümsüyor ve bunları kendi insanlarını, kendi ülkesinin manzarasını yansıtmak için kullanıyor. Kuzey Rönesans sanatının etkilerinin özellikle, gördüğümüz erkek yüzünde çok belirgin olduğunu düşünüyorum. Yüzü bir harita gibi, yüzündeki her bir çizgiyi ve kırışıklığı görebiliyoruz. Kaşlarındaki her çizgiyi görebiliyoruz. Sakallarının çıkmak üzere olduğunu dahi görebiliyoruz. Yüzü çok özgün. Aynı özgünlüğü resmin diğer bölümlerinde görmüyoruz. Örneğin arka plandaki ağaçlar yuvarlak, geometrik formlara sahipler, genelleştirilmişler. Resmin geri kalanına ise geometrik formlar, çizgiler, daireler ve zikzaklar hakim. Sanatçı özgün olanı almış ve bundan daha evrensel bir form oluşturmuş. Ağaçlar buna iyi bir örnek. Gördüklerimiz hem gerçek, hem sembolik. Resmi tam olarak kavrayabilmek için, aslında biraz daha geniş açıdan bakmamızda fayda var. Resmin yapıldığı yıl 1930. ABD son derece müreffeh dönemlerinden birisini yaşamış, ancak bu resimden tam 1 yıl önce, borsalardaki büyük çöküş yaşanmış ve ekonomi durmuş. Dönemin siyasi ortamını düşünecek olursak, Avrupa’da faşist görüşlü partiler iktidara gelmeye başlıyorlar. Bu siyasi ve ekonomik ortamla bağlantılı olarak sanatçı, kırsal, iptidai koşullara gönderme yapan politik bir ideolojiyi yansıtıyor. Bazı sanat tarihçileri bu akımdaki Amerikan manzara resimlerinde, evrensellik karşıtlığının yansıtıldığını düşünüyorlar. Ki düşünürseniz aslında bu son derece tehlikeli, zira Avrupa’daki faşist söylemlerin kökeni de ulusalcılık. Vatanseverlik açısından bakıldığında bu resim farklı şekillerde okunmaya açık. Politik söylemler açısından, tarihsel açıdan da farklı yorumlara açık bir resme bakmaktayız. Bu resmi sadece sanatçının otobiyografisi bağlamında değil, aynı zamanda resmin yapıldığı dönemdeki siyasi ve ekonomik ortamı da gözönüne alarak değerlendirmek gerçekten çok önemli.