If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:7:22

Video açıklaması

Münih'deyiz ve Sanat Evi'ne bakıyoruz. Buranın ismi bir zamanlar Alman Sanatı Evi imiş. Adolph Hitler için inşa edilmiş ve Alman Sanatı fikrinin geliştirilmesi için kullanılması düşünülen bir mekanmış. Buranın Nazi devleti için yaptırılan pek çok binadan ilki olduğu düşünülüyor. Yaptırılan binalar, Nasyonal Sosyalist ideolojinin somutlaşmış örneği olarak görülüyor. Binaya baktığımızda, Nazi'lerin antik Yunan ve Roma mimarisinden etkilenmiş olduklarını farketmemek mümkün değil. 19. yüzyılda klasik mimarinin Almanya'da yeniden canlandırılmasının örneklerini Schinkel'ın Prusya ve özellikle Berlin'deki eserlerinde ve Klenze'nin ise buradaki yani Münih'teki eserlerinde görüyoruz. Bu sanatçılar, eski gelenekleri alıyor ve güne uyarlıyor. Bu bina diğer yapılardan biraz farklı, daha dar ve kısa. Ancak her iki yanda yer alan Dorik sütunlar binanın düzenli ve güçlü görünmesini sağlıyor. Bu yapıya ilişkin vurgulamamız gereken bir diğer konu ise zamandan bağımsız bir mimariye sahip olması. Naziler, buradan sadece birkaç blok ötede sergilenmekte olan 'yozlaşmış' sanat karşısında, Antik Yunan dönemi mimarisinin temel değerlerinden olan zamansızlık yani 'ezeli ve ebedi olma' kavramlarını somutlaştırmak istiyorlar. 1937'de iki önemli sanat sergisi açılıyor. Birbirlerine birkaç blok yakınlığındaki iki mekanda açılan bu sergiler, kavramsal olarak birbirleriyle taban tabana zıt. Alman Sanatı Büyük Sergisi bakmakta olduğumuz Alman Sanatı Evinde açılıyor. Geçici bir sergi alanında ise Entartate Kunst, yani Yozlaşmış Sanat sergilerinin ilki açılıyor. Yozlaşmış veya dejenere olarak adlandırılanlar, aslında günümüzde severek benimsediğimiz sanatsal çalışmalar. Ancak bu tarz çalışmalar o dönemde Naziler tarafından hastalıklı, sağlıksız olarak görülüyor. Modern Sanat Müzelerine gittiğinizde, Nazilerin yozlaşmış olarak sınıflandırdığı Schmidt-Rutloff veya Paul Klee veya Max Ernst, Kirchner gibi sanatçıların eserlerini görürsünüz. Bu sanatçıların tümü çok önemli erken modernistler. İlkel sanat akımına eğiliyorlar. İnsan bedenini deforme ediyorlar. Ekstrem renkler kullanıyorlar. Formları çarpırtarak resmediyorlar. Bunların tümü Hitler'in reddettiği şeyler. Hitler ideal, güzel, mükemmel ve 'zamansızlığı' yansıtan sanatı arıyor. Yani yapının mimari üslubu ve bu yapının ev sahipliği yapacağı sanat eserleri Nasyonal Sosyalist ideoloji ile yakınen bağlı. Almanya son derece hızlı bir endüstrileşme sürecinden geçmiş, ve Nasyonal Sosyalistler yani Naziler bir anlamda tarımsal toplum oldukları dönemi, geçmişlerini yeniden romantikleştirerek yaratıyorlar. Endüstrileşme ile birlikte gelen çağdaş illetleri de kötülüyorlar. Çağdaş sanatla özdeşleştirdiğimiz, yaşanan değişiklikleri yansıtma, uluslararası özellikte olma, risk alma gibi tüm ögeleri de kötülüyorlar. Baktığımız bina, yaşanan bu gelişmelere bir anlamda cevap vermek için inşa ediliyor. Modern sanatın en önemli özelliklerinden biri sürekli değişiyor, yenileniyor olmasıdır. Kübizm, fütürizm, dadaizm gibi tüm bu akımlar çağdaş kalmaya çalışırlarken, Hitler tam aksi yönde düşünüyor ve Üçüncü Reich için 'ezeli ve ebedi' olanı istiyor. Aslında Hitler bu isteğini direk olarak dile getirmiş, buradaki ilk serginin açılış konuşmasında: ''Nasyonal-Sosyalistler iş başına gelene kadar Almanya'da adına 'modern sanat' denen bir şey vardı, aslında bu da her yıl başka bir şeydi. Nasyonal-Sosyalist Almanya ise artık tekrar 'Alman Sanatı' istemektedir.'' demiş. Yani Hitler 'Alman Sanatı' kavramını bilinçli olarak kullanıyor. Diğer sanat akımlarını ve sanatçıları dışlıyor, hatta sanatçıların bir kısmını toplama kamplarına gönderiyor. Acaba kime benziyor. Entartete Kunst sergisi broşürünün kapağında eseri görülen sanatçı toplama kampına . gönderiliyor ve öldürülüyor. Durum ciddi ve korkutucu. Görsel sanatların devletin elinde ne kadar kuvvetli bir araç olabileceğini görüyoruz Alman sanatı evindeki ilk 'Alman Sanatı' sergisini düzenleyen kişi, Adolph Ziegler. Ziegler ressam , ve Adolp Hitler'in gözdelerinden. Sanatçının 'Dört Element' isimli tablosu Hitler'in Berlin'deki çalışma ofisinde asılı duruyor. Ziegler'ın ve Alman Sanatı Evindeki ilk sergiye katılan diğer sanatçıların ortak karakteristik özelliği klasisizm. Eserlerinde dört element, dört mevsim gibi zamandan bağımsız, ebedi temalar vurgulanıyor. 15. yüzyıl kuzey sanatında gördüğümüz netlik, temizlik gibi ögelere önem veriliyor. Yozlaşmış sanat sergisindeki eserler ise fiziken veya ruhen zedelenmiş sanatçılara, yani Nazilerin karşı oldukları ve yok etmeye çalıştıkları kişilere ait. Bununla birlikte, yozlaşmış sanat sergisi son derece popüler oluyor. Sergiyi iki ile üç milyon arasında kişinin gezdiği tahmin ediliyor. Günümüzde dahi modernizme ilişkin çatışan görüşler sözkonusu. Sanata müdahale edilmesi, tolerans gösterilmemesi tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor. Burada Hitler'in sergi açılışındaki konuşmasından bir kısmı daha okuyalım: 'Sanatın hiçbir şekilde modası olamaz. Sanat ölümlü karakterinden sıyrılmalı ve ırkımızın hayatından değerli görüntüleri yansıtmalıdır... Kübizm, dadaizm, fütürizm, empresyonizm gibi akımların Alman ırkıyla hiç bir işi yoktur. Şu an itibariyle, kat'i ve değiştirilemez kararımı açıklıyorum ki, politik arenada olduğu gibi sanat alanında da evimizi temizleyeceğiz, bundan sonra Alman Sanatı'nı geliştireceğiz.' Bunlar çok ağır sözler. Ve Hitler, sanata karşı yaptıklarını insanlara karşı da yapıyor. Ve biliyorsunuz, Hitler de Avusturyalı. Hatta sanatçı adayı imiş. Bu videoyu, Avusturyalı avangardların mottosu ile bitirmek istiyorum: 'Her döneme kendi sanatı, sanata ise özgürlük' Yani Hitler'in ideallerinin tam tersi.