If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:4:08

Video açıklaması

Londra'da Tate Modern Sanatlar Müzesi'ndeyiz. Salvador Dali'nin bir tablosuna bakmaktayız. Tablonun ismi, 'Narcissus'un Metamorfozu', yapıldığı yıl ise 1937. İlginç bir resim bu. Topraktan çıkan bu el, yumurtaya benzer bir şekli kavramış. Nergis bu yumurtadan çıkacak gibi gözüküyor. Sanatçının tablolarındaki objeleri şekillendirirken gerçekçilik açısından oldukça klasik bir yaklaşım izlediğini düşünüyorum. Hassas, dikkatli. Çizgiler ve gölgelerle bölünmüş olsa dahi alanın bütününü titizlikle şekillendiriyor. Yumurta şekline bakalım. Çiçek bu yumurtadaki bir çatlaktan çıkıyor. Ve bu çatlak aynı zamanda çiçeğin gölgesi. Yani aynı anda ikisi birden geçerli, hem çatlak, hem gölge. Aslında resmin tamamının temasının da bu olduğunu düşünebiliriz. Bir form, hem kendisi hem de aynı anda başka bir şey. Bu elin hemen arkasında, bir su birikintisinden yükseliyor gözüken başka bir el var. Bu el diğeri gibi taştan değil, zira rengi kahverengi ve toprağa benziyor. Bu el de yumurtaya benzer bir şeyi tutuyor, ancak cevize daha çok benziyor. Cevizin üzerinde bir çatlak var. Çatlaktan saçlar çıkıyor, bu saçlar aynı zamanda alev gibi gözüküyorlar. İkinci el aslında tam olarak el gibi değil. Dikkatle bakarsanız bu figür aslında çömelmiş bir vücuda benziyor. Narcissus'un vücudu. Dizlerini ve kollarını görüyoruz. Soldaki sarı-kahve tonlarındaki figür aslında bir vücut, başı ise cevizden. Sağda ise yumurta tutan bir eli görüyoruz. Ancak dikkatle baktığınızda aslında bu iki formun birbirine eş olduğunu farkedeceksiniz. Bu ikileme, bu yansıma son derece şaşırtıcı. Ve aynı zamanda akıl karıştırıcı. Yeri gelmişken Narcissus kelimesine ilişkin bir noktayı da açıklamak istiyorum. İsmini bu delikanlıdan alan çiçeği biz Türkçede nergis çiçeği olarak biliyoruz. Narsist kelimesinin kökeni de bu isim. Yanlış olarak narsist olarak kullanılan kelimenin narsisist kelimesinin kökeni de bu isim. Burada gördüğümüz tüm öğelerin bağlamsal olarak anlamlandırılması gerekiyor. Dali'nin burada ne yapmaya çalıştığını anlayabilmek için sanatçıdan kısaca bahsedelim. Kendisi Andre Breton'un çok övgüyle bahsettiği bir sanatçı. Yazar ve ressam. Sanatçı sürrealist akımın öncülerinden birisi olarak görülüyor. Sürrealizm Manifestosu'nu yazıyor. Daha doğrusu bir kaç tane sürrealizm manifestosu var, hepsini Dali yazıyor. Dali bir şeyi aynı anda ve birbirinden farklı şeyler olarak algılayabiliyor ve resminde yansıtabiliyor. Bu üstüste çakışık algılama, psikolojik durumunun bir sonucu zira sanatçı paranoyak, yani oldukça korkutucu ve tehlikeli bir hastalık. Bence sanatçının eserlerinin bu kadar sevilmesinin sebeplerinden birisi de korkutucu ve tehlikeli gözükmeleri olabilir. Dali, Freud'un bilinçli olarak yanlış yorumlanmasından besleniyor gibi. Hatırlayacaksınız, Freud beyinde bilinç ve bilinçaltını ayıran filtreler olduğundan bahsediyordu. Ancak Dali paranoya krizindeyken hem bilinçli olanı hem de bilinçdışı olanı aynı anda algılayabildiğini belirtiyor. Yani beyninin bilinçli yanı ile resmi yapıyor, hem el hem vücut olan bu formun oluşturulmasında zeka pırıltıları görüyoruz. Taş ve aynı anda et, burada ise biliçdışı devreye giriyor. Sanırım Dali'ye sorulsaydı bu resmin kesinlikle bilinçli bir zihnin ürünü olmadığını, bununla birlikte bilinçaltının sonucu olmasının ise mantıklı olmayacağını, kısacası bu resmin bilincin iki durumu arasında bir konuşma gibi algılanması gerektiğini belirtirdi. Paranoya krizi sırasındaki gibi. Sürrealistler için bilinçsiz olana, daha otantik olana, bilinçli bir zihnin kontrolünün dışında olanlara ulaşabilmek gerçekten çok önemliydi. Ve bu, onların yaratıcılığının dinamosuydu. 19. yüzyıl sanatçılarını örneğin Gauguin'i veya Courbet'yi düşündüğüğümüzde, bu sanatçılar doğaya geri dönmeye çalışırlar. Sürrealistlerin bilinçaltına dönmeye çalışmaları, temel hedeflerinin bu olması da buna benzetilebilir. Bilinçaltına ulaşmaya çalışan sürrealist sanatçıların değişik yaklaşımları var. Örneğin Miro gibi sanatçılar biliçdışının tezahürünü bekliyorlar ve bilinçli zihnin yorumlamasına fırsat tanımadan otomatik metodları kullanarak resimlerini yapıyorlar. Dali ise bilinçdışından gelen ilhamı şekillendirirken akademik tarzın mükemmeliyetini de istiyor, yani bilincin her iki düzeyini birleştiriyor.