Eğer bu mesajı görüyorsanız, web sitemizde dış kaynakları yükleme sorunu yaşıyoruz demektir.

If you're behind a web filter, please make sure that the domains *.kastatic.org and *.kasandbox.org are unblocked.

Ana içerik

Salvador Dali, "Belleğin Azmi" (Eriyen Saatler)

Salvador Dalí, Belleğin Azmi, 1931, Modern Sanat Müzesi (MoMA). Konuşmacılar: Salman Khan ve Dr. Steven Zucker. Orijinal video Beth Harris ve Steven Zucker tarafından hazırlanmıştır.

Tartışmaya katılmak ister misiniz?

Henüz gönderi yok.
İngilizce biliyor musunuz? Khan Academy'nin İngilizce sitesinde neler olduğunu görmek için buraya tıklayın.

Video açıklaması

Merhaba! Modern Sanat Müzesi’nde, Salvador Dali’nin herkesin görmek istediği bu küçük resminin önündeyiz. Bu tablo ve Van Gogh’un Yıldızlı Gece isimli tablosu, bu müzenin yıldızları. Bu resmin neden bu kadar popüler olduğu hakkında konuşmanın gerçekten ilginç olacağını düşünüyorum. Resim, Salvador Dali’den ‘Belleğin Azmi’. İnsanların bu resimle nasıl bağlantı kurduklarını sanırım anlıyorum. Örneğin, bir rock grubu için albüm yapmaya çalışan hemen herkes, Salvador Dali’den ilham almıştır. Ayrıca resme bakmak gerçekten eğlenceli. Bir anlamda gerçekçilikle oynuyor ve ‘Baktığın şey aslında nedir?’ sorusunu yöneltiyor. Albüm kapaklarında çok popüler olmasının sebebi, resmin rasyonelliğe saldırması ve bu fikrin baştan çıkartıcılığı olabilir mi? Akıl karıştırıcı, düşvari bir resim. Rasyonel düşünceye saldırı. Evet, albüm kapaklarından söz ediyorduk. Belki de yurt odalarına asılan posterlerden. Bu sanatçıların, bu fikirleri ciddiye almış olmaları gerçekten enteresan, değil mi? Bu, Sürrealizm. Resmin yapıldığı tarih, 1931. Evet, Dali, İspanyol bir sanatçı, Katalonya bölgesinden. Paris’e geliyor ve sürrealistlere katılıyor. Önemli bir sanatçı, düşvari resimler yaparak rasyonelliğe saldıran ilk kişi. Bu resmin içine girdiğinizde, ortamın son derece geniş ve derin olduğunu görüyorsunuz. Gerçekten yalnızız ve çölü andıran ortam oldukça sakin. Burada olsaydınız ve saatlerin tik-taklarını dikkate almazsaydınız, zamanın sizin için hiçbir önemi olmazdı. Burada kaybolup ölebilirdiniz ve kimse bunun farkına varmazdı. Arkadaki su bile durgun, bakın hiç dalga yok. Herşeyin sakinleşmesi ve yerleşmesi için yeterince zaman geçmiş gibi. Gerçekten hiçbir aktivite yok. Adeta dayanılmaz derecede sakin. Hiçbir hareket yok ve ortam çöl gibi, çok sıcak. Öylesine sıcak ki, zaman erimiş, değil mi? Ortam çok absürt. Nesnelere tek tek bakarsak, bunların tümü son derece doğal şekilde resmedilmiş, ancak genel olarak ortam doğal değil. Soldaki kurumuş ağaç, insan yapımı gibi gözüken geometrik formlu bir şeyin üstünde büyüyor. Sanırım bu bir masanın tablası. Karıncaların, bir parça eti değil, metali yediklerini görüyoruz. Yani, sanırım zamanın bir parçasını yemekteler. Ve tabii ki, eriyen saatler var. Bu son derece ilginç ve kışkırtıcı bir fikir, zira zaman çok düzenli olduğunu düşündüğümüz bir kavramdır, değil mi? İçinde yaşadığımız endüstriyel kültürde, bizi zaman yönetir. Ama bu resimde, zaman da çevreye uymuş, aynen biz insanların çevreye uyduğu gibi. Burada bir masanın tablasını gördüğümüzü söylemiştim. Arka tarafta şurada, bir tane daha görüyoruz. Şimdi özellikle kayalıklarda ışığın nasıl kullanıldığına bir bakarsanız, gün batımı olmalı bu, ‘Bir gün daha geçti, kimin umrunda?’ der gibi, değil mi? Ne olduklarını tam olarak tanımlayamadığımız bazı nesneler var. Gördüklerimizin absürtlüğünü ve imkansızlığını bir kenara koyarsak, sanat tarihçilerinin ne olduğunu tam olarak tanımlayabildiği bazı şeyler de var. Mesela arkadaki kayalıkların, İspanya’nın kuzeyinde bulunan Katalonya sahilindeki kayalıklar olduğu düşünülüyor. Dali bu bölgeden, belki sanatçının çocukluğu burada geçmiştir. Bazı sanat tarihçileri bu garip şeklin, profilden görülen bir yüz olduğu sonucuna vardı. Son derece uzun kirpiklere sahip bir göz, ve belki de burnun altında bir dil olabilir mi? Önce bunun bir halı olduğunu düşünmüştüm, sonra bir ördek, ancak artık kirpikleri görebiliyorum. Kirpikler ve burnun üst tarafı. Bazı sanat tarihçiler, bunun sanatçının kendi yüzü olduğunu düşünüyor. Bu, Dali’nin yarattığı eğlenceli ve ikna edici bir optik yanılsama. Dali’nin eserlerinde bu durumla oldukça sık karşılaşırız. Bir nesne aynı anda birden fazla şey olabilir. Sürrealizm bu konuya sıcak bakıyor. ‘O kadar güven duyduğumuz rasyonel dünya, belki de bu güvene değmez. İrrasyonel olanı hayatımızdan çıkartmaya çalışıyoruz. Ancak, irrasyonel olan da, en az rasyonel olan kadar önemlidir...’ diye düşünüyorlar. Bu sanatçılar ve yazarlar, bilinçaltlarındaki rüya alemine ulaşmaya çalışıyorlar. Sürrealist sanatçıların bazıları Freud okumuş. Bazıları ise, sadece Freud’u okuyanlardan duyduğu, bir anlamda ikinci el bilgiye sahip. Temel fikir, rüyanın, irrasyonel zihnin kısıtlanmaksızın ön planda olduğu bir yer olduğu. Aslında bu kavram benim biraz aklımı karıştırıyor. Ne düşündüğümüzü nasıl algıladığımızı belirleyen kavramlar objektif gerçekliktir, ve bu beynimizin nasıl çalıştığı ile bağlantılıdır. Nedenleri ve etkileri görüyoruz. Doğrusal zamanı görüyoruz. İnsanların beyni böyle çalışıyor. Bence işin eğlencesi burada. Bakın, gerçekliğin çok farklı formları var. Bizler neyin gerçek olduğuna ilişkin belli bir şekilde düşünmek üzere koşullandırılmış yaratıklar mıyız yani Bu resme bakan bazı kişiler, her ne kadar inanması güç bir kavram olsa da, zamanın genleşmesini düşünürler. Zaman aslında kesinliğe sahip olan bir şey değildir. Sanırım burada, Dali’nin Berkson isimli filozofun zamana ilişkin düşüncelerine katıldığını gösteren bazı kanıtlar var. Berkson zamanın sadece saatin tiktaklarına bağlı bir şey olmadığını, bir birim zaman olduğunu, zamanın sübjektif olduğunu ve bizim yaşadığımız deneyimlerle bağlantılı olarak genleştiğini veya daraldığını öne sürer. İlginç, değil mi? Zaman, bazen bizi korkutan bir kavram. Varoluşumuzun en temel bileşeni olsa da, zamanı tam olarak anlayamıyoruz. Zamanı anlayamıyoruz, sadece ölçmeye çalışıyoruz. Bize anlamlı gelecek şekilde sınırlandırmaya ve tanımlamaya çalışıyoruz. Belki, bu resim de tam olarak bunu yapmaya çalışıyor. ‘Bakın, bu saatler salakça’ der gibi. Bunlar sadece bizim anlamsız etiketlendirme çabamız. Eğer bir şeyi etiketlendirir veya ölçerseniz, aslında anlamamış olsanız da, kendinizi bu şeyi anlamış gibi hissedersiniz. Sanırım bu tablo, objektifliğe ilişkin güven verici kanıların anlamsızlaştığı anı gösteriyor, ve bu düşüncelere gerçekten çok ilginç bir sanatsal yolla karşı çıkıyor. Hoşçakalın!