If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:3:26

Video açıklaması

Musee d’Orsay’deyiz. Henri Matisse’in erken dönem eserlerinden birine bakıyoruz. Çok önemli bir tablo bu. Adı “Luxe, Calme et Volupté” yani “Lüks, Dinginlik ve Keyif.” Resmin ismi ve süjesi, Baudelaire’in bir şiirinden geliyor. Çok gizemli bir resim bu. Ve bence yapıldığı günkü koşullarla birlikte ele almalıyız. Matisse, bu resmi deniz kenarına doğru bir yaz yolculuğu sırasında yapmış. Yanında önemli bir post-empresyonist ressam ve bir puantilist olan Signac varmış. Puantilizm noktacılık demek. Resimlerde de gördüğünüz gibi. O yüzden, resimde o sanatın, Seurat ve Signac’ın sanatının izlerine rastlayabiliyoruz. Ama bu puantilizm değil. Resim yine bağımsız renklerden oluşan küçük fırça darbeleriyle yapılmış. Ama Matisse bunu öyle bir şekilde yapmış ki, adeta Signac’ın yaratmaktan hoşlandığı... görsel etkileri anlamadığı veya bu etkilerle ilgilenmediği sonucuna varabiliyoruz. Renkler çok daha yoğun. Çok canlı ve doygun renkler, natüralistik olmayan bir biçimde kullanılmış. Bu, renk parlaklığı açısından Seurat’nın tarzına uymuyor. Resimdeki renkler, neredeyse duygulara hakaret gibi. Kırmızılar, morlar, turuncular... Ki bu mükemmel bir şey, çünkü bu resimden bir sene sonra, Matisse ve diğer birkaç ressam... “les fauves” olarak tanınmaya başlandılar. Yani “vahşi hayvanlar.” Çünkü renkleri öylesine radikal ve agresif şekilde kullanıyorlardı ki, deli olmakla suçlandılar. Bakın mesela bu resimde Matisse’in delirmeye başladığı görülebiliyor. Ama bu resmin klasik bir tarafının olması amaçlanmış. Yani o açıdan agresif değil. Gerçek bir gerginlik var bu resimde. Lüks ve dinginlik kavramlarıyla, böylesine ideal, adeta klasikleştirilmiş bir geçmiş arasında... ve tabii renk kullanımındaki çılgın hayal gücü arasında, bir gerginlik söz konusu. Ama aynı zamanda figürler arasında da gerginlik var. Çizginin öncelikli önem taşıdığı figürler, klasik ve kreatif görünüyor. Bu güzel, uyumlu çizgiler ve figürlerin dizilişi, Puvis de Chavannes’ın eserlerini... veya Cezanne’ın “Yıkananlar” tablosunu andırıyor. Biçimler arasındaki muntazam ilişkiyle bu çılgınca renkler arasındaki zıtlık... Bu da inanılmaz derecede hareketli bir yüzey yaratıyor. Boya sanki sürekli evriliyor, hareket ediyor gibi. Resimdeki sükunetin adeta Antitezi gibi, değil mi? Renkler ve süje adeta birbirinin antitezi. Matisse sürekli devinim halinde olan bir ressamdı. Sürekli bir yol arıyordu. “Resimde yeni ne yapılabilir?” Bu soruya cevap arıyordu. “20. Yüzyılın ilk yıllarını yaşayan ressam, sahip olduğu bu sıradışı özgürlükle ne yapabilir?” Bence 20. Yüzyılın başında yaşayan ressamlara bu mirası bırakanlar 19. Yüzyılın sonlarında yaşayan ressamlardı. Renkler konusundaki bu inanılmaz özgürlük, resmin kendi iç düzenine sahip bağımsız bir birim ve yapı olması, ressamın içselliği ve öznelliği... Bunlar çok önemli. Bu resmin bir geçiş döneminde yapıldığı hissedilebiliyor. Buna rağmen bu resim bir yetenek gösterisi niteliğinde Tüm iç çelişkilerine rağmen, inanılmaz derecede güzel bir resim bu.