Yükleniyor

Allston'un "İlyas Çölde"(Elijah in the Desert) İsimli Tablosu

Video açıklaması

Amerikalı bir ressam tarafından bu ulusun tarihinin başlarında yapılmış en ilgi çekici resimlerden birisi, Washington Allston’ın İlyas Çölde isimli eseri. Karanlık, derin, melankolik bir çalışma ve adeta doğaüstüne vurgu yapıyor. Bunların hepsi, o dönem ki Amerikan resmiyle oldukça uyumsuz özellikler. Doğru, ancak bu unsurlar Washington Allson’ın ilgisini özellikle çekiyordu. O tam bir romantikti. Gotik sanata, doğaüstüne ve genel olarak ürkütücü şeylere ilgi duyuyordu. Bu resim de gayet ürkütücü. 18. yüzyıl sonu 19. Yüzyıl başındaki çoğu Amerikan ressam gibi Allston da Londra’da bulundu. Avrupai yöntemleri öğrendi. Hatta Paris Salonu’nda sergi açtı. Roma’ya da gitti ve Coleridge’le uzun zamanlar çalıştı. Bir diğer Amerikan ressam John Vanderlyn’le vakit geçirdi ama özellikle Roma’daki antik kalıntılar üzerinde yoğunlaştı. Onu ay ışığının aydınlattığı Antik Roma kalıntıları arasında dolanırken hayal edebiliyorum. Böylesi bir faaliyet onun romantik hissiyatına uyuyor. Doğaüstüyle ilgilendiğini biliyoruz. Şu resme bir bakın. En çok öne çıkan unsur bu boğumlu muhteşem ağaç. Sanki upuzun bir hayat yaşamış, çok acı çekmiş ve sonunda, belki bir yıldırım çarpması sonucu patlamış ve şimdi ölü. Bu yetmiyormuş gibi dalında bir kuzgun var. İlyas’ın yakınında bir başka kuzgun daha bulunuyor. Kuzgun elbette İlyas’ın hikayesinin merkezinde yer alan bir hayvan. İlyas tanrı tarafından vahşi doğaya yollanır ancak tanrı bir yandan da ona sahip çıkar ve beslenmesi için kuzgunlar yollar. Bu hikaye Eski Ahit’deki Krallar kitabındandır. Allston bunun gibi kutsal kitap hikayelerine ilgi duyuyordu ve bu hikayeleri aktarmak için manzarayı kullanıyordu. Yani bu bir kutsal kitap hikayesinden çok , bir manzara resmidir. Bu resim ABD’de gelişen bazı fikirleri öngörmektedir. Örneğin Amerika’daki doğanın, günahlardan arınma, eski zaman ve ruhaniyet temalarını iletebileceği fikrini. Katedralleri ya da sarayları yoktu ancak el değmemiş doğaları vardı. Duygusal ve etik olarak yorumlanabilecek bir tabiat mevcuttu. Manzarayı sanatın konusu olarak daha yüksek bir yere taşımanın bir yolu, o manzaranın içinde gerçekleşen, kutsal kitaptan ya da bir destandan önemli bir olay resmetmekti. Akademi’ye göre manzara resmi en değersiz resim türüydü. Allston burada gerçekten ciddi bir manzara resmi yapıyor. Bu sadece bir manzaranın betimi değil. Sadece ciddi bir manzara resmi de değil, aynı zamanda ABD’li resim sanatına değer kazandırmak için bir çaba. Bu önemli; çünkü sömürgeci dönemde veya devamındaki Federalist dönemde yapılan resimlere baktığımızda genellikle portre resimleri olduğunu görürüz. Buradaysa bir hikaye anlatma çabası var, ciddi ancak aynı zamanda Avrupa geleneğininden de oldukça etkilenmiş. Bence bunu renklerde ve Allston’ın boyayış tarzında görebiliyoruz. Londra’dayken bir parlatma yöntemi öğrenmişti, renkleri ince katmanlar halinde ekleyerek gerçekten çok zengin gösteriyordu. Özellikle Veronese ve Vecellio’nun işlerine hayranlık besliyordu, bu resimde de Venedikli ressamların etkisini görebiliyoruz. Renkler döneminin diğer Amerikan resimlerinin çoğuna kıyasla oldukça yumuşak. Bunu özellikle bulutlarda, gerideki dağlarda ve öndeki çarpılmış ağaca vuran güneş ışığında görebiliyoruz. Bence bu 18. Yüzyıl sonu ve 19. Yüzyıl başında Amerikalı pek çok ressamda karşılaştığımız bir ikilem: Avrupa geleneğindeki gibi , çok ciddi ve anlamlı bir şeyler üretme isteği ama bir yandan da Amerikan kültürünün nesnelliğine cevap verme kaygısı. Belki de bu resmin uzun süre satılmadan durmasının bir sebebi de budur. Kim bilir.