Güncel saat:0:00Toplam süre:4:26

Turner'ın "Yağmur, Buhar ve Hız: Büyük Batı Demiryolu" İsimli Eseri

Video açıklaması

Londra'da The National Gallery'deyiz. Turner'ın 1844 tarihli 'Büyük Batı Demiryolu' isimli muhteşem tablosuna bakmaktayız. Resmin yapıldığı dönem, İngiliz kırsalının demir ağlarla örüldüğü yıllar. Demiryolları şehirleri ve insanları birbirine bağlayan yepyeni bir ulaşım yöntemi. Sadece manzarayı değiştirmekle kalmıyor,toplumu da inanılmaz derecede etkiliyor. Demiryolu ulaşımı, endüstrileşmenin en önemli sembolü. Turner bu eserinde trenin hızını, bu hızın yarattığı duyguları yakalayabilmiş. Tren bize doğru geliyor, yağmur damlaları treni ve bize doğru olan köprüyü dövüyor, adeta ıslaklığı hissedebiliiyoruz. Vagonların üstü açık olduğu için, eminim trendeki insanlar da ıslaklığı hissetmişlerdir. Trenin hızının ne anlama geldiğini düşünelim. Tabii ki günümüzün hızlı trenlerini değil, buradaki 1844 yılına ait trenin hızını kastediyorum. İnsanların trenden önceki dönemde nasıl seyahat ettiklerini düşünün. Yayaydılar, yürüyorlardı, veya ata biniyorlardı, eğer çok şanslıysanız birkaç atın çektiği bir arabaya binerek birazcık daha hızlı seyahat edebiliyordunuz. İnsanlar ulaşımda makinaları kullanmaya başladığında ise, hızları saatte 15 mile, yani yaklaşık 24 kilometreye çıktı. Demiryolu ulaşımının o dönem için ne kadar radikal bir yenilik olduğunu ve kırsal hayatı ne kadar çok etkilediğini, gözümüzde canlandırabilmek dahi zor. Kırsal alanın görüntüsü ciddi ölçüde değişti, demir canavarın parçaladığı yeşil alanlar, çıkardığı dayanılmaz gürültü, tarım arazilerinin içinden geçen demiryolları.. Resimde gördüğümüz demiryolunun, Thames nehri üzerindeki Maidenhead köprüsü olduğu düşünülüyor. Manzaraya baktığımızda, eski, kırsal hayat ile endüstrileşmiş İngiltere arasındaki tezatı görüyoruz. Tezatlardan birisi de köprülerde. Sol tarafta eski bir taş köprü görüyoruz. Sağ tarafta ise modern bir demiryolu köprüsü var. Resmin konusuna ilişkin konuştuk, şimdi biraz da sanatçının stiline bakalım. Turner ile özdeşleşmiş bir atmosfer görüyoruz. Sarı, mavi ve kahverengi tonları kullanılmış. Boya tabakası oldukça kalın, palet bıçağıyla sürülmüş olduğunu düşünebiliriz. Boya özellikle resmin orta bölgesindeki hatta ve üstteki bölümde çok kalın. Resmin çoğunda net olarak görebildiğimiz pek bir şey yok, resmin tarzı soyuta yakın. Tablonun neredeyse dörtte üçünde renk varyasyonlarını, gökyüzündeki tonlamaları, yağmurun yağmasını, ve rüzgarla yağmurun oluşturduğu bütünlüğü görüyoruz. Semboller, simgeler, özellikle yorumlanması gereken figürler yok. Resimde net şekilde gördüğümüz tek şey, bize doğru gelen trenin kapkara bacası. Baca çok net görünüyor, trenin geri kalanı ise, resmin içinde çözünüp gitmiş gibi. Makinaların gücüyle insanoğlunun ve doğanın karşı karşıya gelmesi. Sanatçı sanırım bunu en çok bize doğru gelen treni ve sağ alt köşedeki tavşanı yanyana koyarak vurgulamış. Tavşan mümkün olduğunca hızlı kaçmaya çalışıyor, aslında düşünürseniz tavşanın kendisi de hızın sembolü. Bu resimde konudan ziyade boyama tekniğini etkileyici buluyorum. Dokular, renkler, ortam, buradaki formun yitip gitmesi bizim yağan yağmuru, hava durumunu, trenin hızını ve gürültüsünü anlamamızı sağlıyor. Eğer bu konu farklı bir ressamın elinden çıksaydı eminim bambaşka bir resim görürdük. Bu resim, endüstrileşmeye ve ve yeni icat edilen bu makineye, bu trene ilişkin. Ve daha genel düşünürsek, aslında insanoğlu ile makinaların arasındaki girift ilişkiye, etkileşime ilişkin. Resim aynı zamanda resim yapma sanatına, tekniğine ilişkin olarak da çok önemli. Yaşadığı dönem düşünüldüğünde, Turner'ın renkleri kullanması, formları soyut olarak şekillendirmesi son derece cesur. Dönemine göre çok yenilikçi. Genelde soyut çalışmaları ancak 20. yüzyıl eserleriyle bağdaştırırız, ancak baktığımız bu eser de pek çok bakımdan soyut bir eser.