Yükleniyor

Video açıklaması

Merhaba. Genellikle otoportrelerde sanatçıyı aynada kendine bakarken görürüz. Ancak Böcklin'in 'Keman Çalan Ölüm ile Otoportre' tablosunda sanatçı dikkatini bakmaya değil, dinlemeye yoğunlaştırmış. Ölüm figürü sadece keman çalmakla kalmıyor, aynı zamanda Böcklin'in kulağına bir şeyler fısıldıyor gibi duruyor. Ölüm figürü hareketsiz. İskeletini tüm çıplaklığı ile görüyoruz. Sırıtıyor gibi. Heyecanlanmış gözüküyor. Pençeye benzeyen eliyle arşeyi tutuyor. Çaldığı kemanda ise sadece bir tek tel kalmış. Sanki Böcklin'i hayata bağlayan, bu en son tel. En son tel de koptuğunda müzik duracak. Ölüm, onun hayatının kendi ellerinde olduğunu biliyor. Sanat, sanatçının hayatından elbette daha uzun. Ölüm duygusunu sadece otoportrelerde değil, portrelerde de hissederiz. Portreler, ölmüş kişileri canlı gibi hatırlamamıza yardımcı olur. Portrelere baktığımızda, zamanda geri gider ve geçmişte yaşamış olan kişileri hatırlarız. Ancak Böcklin'in otoportresinde, ölüm her zamankinden daha çok hissediliyor. İskeletini gördüğümüz ölüm çok yakın, nefesi adeta ensede hissediliyor. Sanatçı bize oldukça yakın duruyor. Elindeki paletin yarısı bizim tarafımızda. Paletin üzerinde, boyaların ham halini görüyoruz. Boyayı oluşturan hammaddeleri, boyanın aslını, gerçek halini görüyoruz. Boyanın ham hali, hayatta gerçekten önemli olanın ne olduğunu hatırlatıyor. Böcklin bize hem kanlı canlı olan, günün moda giysilerine göre giyinmiş olan kendisini, hem de iskeleti gösteriyor. Bir anlamda kanlı canlı görüntünün özünde iskelet yer alıyor ve eninde sonunda buna dönüşecek. Sanatçı hem ustaca şekillendirilmiş bu figürleri gözlerimizin önüne seriyor, hem de insanın topraktan gelip toprağa döneceğini hatırlatıyor. Boyanın ham hali de bunu vurguluyordu hatırlarsanız. Paletinin altında bir bez tutuyor. Bez ile fırçasını siliyor. Ölüm ise hepimizi silebiliyor. Resim yapma sürecindeki bu silme, ölümün bizi silmesi fikri ile bağdaştırılmış.