Güncel saat:0:00Toplam süre:2:34

Léon Bakst'ın "Ateş Kuşu Balesi İçin Kostüm Tasarımı" İsimli Eseri

Video açıklaması

Kağıt sanatları merkezindeyiz ve Leon Bakst’ın “Ateş Kuşu Balesi için kostüm tasarımı” adlı eserine bakmaktayız. Asıl adı Lev Rosenberg olan ve Belarus’ta doğan Rus sanatçı Leon Bakst en çok “Ballets Russes” için yaptığı sahne tasarımlarıyla ünlüdür. “Ballets Russes” , menajer Serge Diaghilev tarafından 1909’da kurulmuş, önemli bir dans topluluğuydu. 1910’larda ve 20’lerde önemli işbirlikleri yapmaktaydılar. Dans topluluğu, 1913’te yılın “Sukse de scandal” ı yani skandalla gelen başarısı olan “Bahar Ayini”ni sahnelemişti. Eserin aykırı bestesi Igor Stravinsky’ye, modern koreografisi ise Vaslav Nijinsky’ye aitti Ve Paris seyircisi gösteriyi izlediğinde hayretler içinde kalmıştı. Buradaki tasarım ise, Bakst’ın 1910’da Paris’te ilk gösterimini yapan Ateş Kuşu balesi için hazırlamış olduğu bir kostüm. Sanırım Bakst, Rus masallarından çıkmış bu büyülü karakterden o kadar etkilenmişti ki, onun için birkaç kostüm tasarlamıştı. İşte 1913’e ait bu tasarım da onlardan biri. Resmin bitmiş haline bakınca bunun bir tasarım çiziminden çok, karakterin görünüşünü ölümsüzleştirmek için hazırlanmış bir çizim olduğunu anlıyoruz. Bakst, kıvrımlı çizgileriyle ve gösterişli, egzotik tarzıyla, sembolizm ile oldukça alakalı bir sanatçıydı. Karaktere verdiği epey stilize edilmiş olan poz ve kullandığı metal renkli boyalar da bunun bir göstergesi. Ateş Kuşu eteğindeki sarı - turuncu renklerdeki bezemeler ve desenler, başlıkta da kullanılmış. Aynı şekilde, kostümü süslemek için kullanılan tavus kuşu tüylerinde de bu desen sürdürülmüş. Resimdeki karakter sanki donmuş gibi ve resmin iki boyutluluğunda resim çerçevesinin içine sıkışmış gibi… Bu etki, etekteki Ateş Kuşu deseniyle biraz kırılmaya çalışılmış. Bu desen, Rus masallarından geliyor. Çünkü sanatçının ve balenin kökeni de aslında aynı Bakst’ın resimdeki iki boyutlu geometrik ve düz havayı, dönemin avant-garde akımı olan kübizmden etkilenerek yaratmış olduğunu da düşünebiliriz. 20. yüzyılın başlarından itibaren Paris’i ara sıra ziyaret eden Bakst, 1912’de St. Petersburg’den sürüldüğünde tamamen oraya yerleşmişti. Dönemin eleştirmenleri, özellikle Bakst’ın renkleri kullanış biçimine dikkat çekmişlerdi ve kullandığı renkleri tanımlarken “çığlık çığlığa bağıran renkler” ve “renk cümbüşü” gibi ifadeler kullanmışlar. Aynı özellikleri barındıran bu çizim de, salt bir dekorasyon olmanın yanı sıra, modernizme geçiş sürecinde var olan cesur ve orijinal bir örnek.