Yükleniyor

Video açıklaması

New York’ta Modern Sanatlar Müzesi'ndeyiz ve Edward Munch'ın 'Fırtına' isimli, 1893 tarihli tablosuna bakıyoruz. Bir olayın hem duyguları aktararak hem doğalcı şekilde canlandırılmasının muhteşem bir örneği. Hem içeride hem dışarıda yaşananları algılıyoruz. Sanatçının 'Çığlık' isimli ünlü tablosu ile karşılaştırıldığında, oldukça karanlık, koyu tonlarda bir çalışma. Ciddi bir tezat var. Karanlık ve aydınlık, dışsal ve içsel olana ilişkin düşündürüyor. Evin içindeki lambalar, tek ışık kaynağı. Sonra gözlerim önde duran kadına kayıyor. Resmin ismi 'Fırtına'. Fırtınanın ortasında olmalılar. Ağacın rüzgardan eğildiğini, saçlarının arkalarında uçuştuğunu görüyoruz. Limandalar, suyun kenarında duruyorlar. Resim, Munch'ün yaz aylarında sürekli gittiği Norveç'teki küçük bir sahil kasabasında yapılmış. Kadınlar toplanmış, korku ve telaş içindeler, zira balıkçı olan kocaları bu fırtınada denizde. Erkeklerinin bu fırtınayı atlatıp, evlerine sağ salim dönebileceğinden, emin değiller, endişe içindeler. Kasaba da etkili şekilde vurgulanmış. Resmin odak noktası kadınlar, ancak evler de hareketli. Evlerin pencereleri gözlere benziyor, biz bakıyoruz, onlar da gözlerini bize dikmiş bakıyor sanki. Evlerin ruh hali ile kadınların ruh hali birbirlerinden çok uzak. Yanlardaki evler arka planda kayboluyorlar, silikleşiyorlar, alacakaranlık gibi. Sol üst tarafta gökyüzünden gelen yeşil ışık var, Kuzey Işıkları olmalı. Sol üstteki yeşil ışıklar köşede kayboluyor, ancak buradaki yeşil tonlama, gözümüzü ağaçların yeşilliğine yönlendiriyor. Kuzey Işıklarının fotoğraflarını görmüştüm, gerçekten gökyüzünde yeşil renkli görünüyor, başka bir dünyadan geliyor gibiler. başka bir dünyadan geliyor gibi. Munch bu tablosunda kadınların duygularını vurgulamaya odaklanmış. Resmin tarzı için proto- ekpresyonist diyebiliriz. Die Brücke ve Der Blaue Reiter gibi ekspresyonist ressamlar, Munch'ün duyguları yansıtmak için fırça darbelerini, değişik çizgileri, dokuları nasıl kullandığını incelemiş ve örnek almışlar. Gökyüzüne dikkatle bakalım, sanatçının gökyüzünü resmederken, fırçasının nasıl ileri geri hareket ettiğini hissedebiliyoruz. Bunu kadın figürlerinde de gözleyebiliyoruz. Fırça hareketi saçların savrulduğunu göstermiş. Resme baktıkça, resmin merkezinin ortadaki kadın olduğunu düşünmeye başladım. Elinizi ortadaki beyaz giysili kadın figürünün üstüne koyup, bu figürün olmadığını düşündüğünüzde, resmin dengesi kayboluyor. Baktığımız kompozisyondaki merkezi figür bu. Geri kalan her şey bu figürün etrafında dönüyor. Bu figürle diğer kadınların bağlantısı ne olabilir acaba. Hepsi endişeli, bakışları sanatçının 'Çığlık' tablosunu anımsatıyor. Ellerini başlarına koymuşlar, korku ve endişe içindeler, rahat nefes alamıyorlar. Beden dilini en kolay anlayabildiğimiz, ortada yer alan kadın figürü. Endişesini dışa vurmuş. Beyazlı kadının beden dilinden endişesini görüyoruz, kollarını sıkmış, başını kavramış. Ancak yüz ifadeleri belirsiz. Baktığımız, soyut bir resim sayılabilir. Resmin sağ alt tarafında taşlar, kayalar var. Arka tarafta ise, dar yolun kenarındaki duvarı görüyoruz. Duvarın rengi gözümüzü mavi elbiseli kadına yönlendiriyor. Resme baktığınızda klostrofobik duygulara kapılıyorsunuz, ancak aynı zamanda kompozisyon çok ferah bir düzene sahip. Munch sizi sonsuzluğa doğru çekiyor. Sanatçı burada, Rönesans döneminden kalma bir tekniği kullanmış, düz çizgilerle gözümüzü o kaybolma noktasına, sonsuzluğa yönlendiriyor. İnanılmaz bir eser bu.