If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:7:49

Video açıklaması

Son 30-40 yılda yapılan sanat eserleri arasında en çok sevdiklerimden birine bakmaktayız Bu Damien Hirst'ün bir çalışması. Bu eserin en çok sevdiğim yönlerinden birinin de ismi olduğunu itiraf etmeliyim. Eseri hiç düşünmeden, sadece ismi bile kendi başına sanat eseri kabul edilebilir. Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fiziki İmkansızlığı. Bu ismin üzerinde derin derin düşünüyorum. Yaşayan birisinin, ölümü tam anlamıyla kavramasının imkansız olması. Tarih boyunca sanat büyük soruları cevaplamaya çalışmış ve burada gördüğümüz sanatsal çalışma da bu önemli soruları sormaya devam ediyor. Bizi üzerinde düşünmeye zorlayan bir çalışma bu belki biraz da korkutuyor zira tam olarak ne anlama geldiğini çözmekte zorlanıyoruz. Baktığımız ölü bir köpek balığı. Çok büyük bir köpek balığı. Bir tankın içinde. Bu gerçek bir köpekbalığı. Yakalanmış, öldürülmüş ve formeldehid dolu bir tanka yerleştirilmiş. Hareket ediyor gibi görünse de aslında sabit duruyor. Sanatçı bu köpekbalığını görebilmemiz için onu bir tankın içerisine yerleştirmiş , bir anlamda onu çerçeve içine almış. Şimdi hem bu çalışmanın ismine hem de bunun bir sanat eseri olması konusuna geri dönelim. Bunu bir doğa tarihi müzesine yerleştirebilirdik. 'Bu bir köpekbalığı. Köpekbalığı böyle gözüküyor. İnceleyebilirsiniz. Doldurulmuş bir bizon, veya mamutun canlandırılması gibi' diyebilirdik. Ancak isimle birlikte düşününce bu çalışmaya ilişkin algılamam farklılaşıyor. Farklı bir şekilde yorum getirmeye başlıyorum sanatçı da sanırım bunu amaçlamış olmalı.. 20 ve 21 yüzyılda üretilen sanat eserleri örneğin Rönesans dönemindeki sanat eserleri ile karşılaştırıldıklarında, yoruma çok daha açık. Baktığımız da yoruma açık bir sanat eseri. Sadece sanatçının bunun ne anlama geldiğini söylemesi ile yetinmiyoruz. Bu çalışmaya bakarken biz de görüşlerimizi belirtiyoruz bağlantılar kuruyoruz, anlamlandırıyoruz, onu tamamlıyoruz. Aklıma Duchamp'ın bir sözü geldi: : Bizim sanat eserlerimiz izleyiciler tarafından tamamlanır demişti. Hala ismi düşünüyorum bir yandan. Ben canlıyım. Ve eserin başlığı canlıların zihninde ölümün fiziki imkansızlığı. Burada ölümle karşı karşıyayım. Yüzüyor gibi gözükse de aslında ölü bir köpekbalığı bu. Beni öldürebilecek bir şey Jaws filminin afişindekine benziyor. İnsanoğlunu büyük bir köpekbalığından daha çok korkutabilecek pek az hayvan var önünde durup baktığımda korkutucu. Düşünmeye devam ediyorum korkumun sebebi acaba köpekbalığının kendisi mi yoksa bu sanatsal çalışmayı anlayamamaktan mı korkuyorum? Sanatçı burada örneğin kaplan da kullanabilirmiş. Ancak köpekbalığını seçmiş. Belki ölüm sözkonusu olduğunda bunun daha ikna edici olacağını düşünmüştür. Ya da köpekbalığını değişik bulmuştur. Sanatçının bazı başka çalışmalarında, koyunlar da kullanılmış. Burada baktığımız eserin ilk yapıldığında kullanılan orijinal köpekbalığı değil. Başka bir deyişle, bu heykelin ikinci köpekbalığına bakıyoruz. Bunun sebebi ise ilk balığın çözünmüş olması. Formeldehidin temel işlevi balığı bozulmadan korumak ve böylece korkutuculuğunun görülmesi canlıymış gibi algılanması. Ancak kullanılan ilk köpekbalığı formaldehide rağmen çözünmüş. Düşünürseniz, baktığımız bu ikinci balık da şu an çözünmeye devam ediyor. Bu çözünme, sanatçının tasarımının bir parçası değil aslında. Sanatçı bunun kalıcı olmasını istemiş köpekbalığının bütünselliğini korumak istemiş. Kim eserini sonsuza değin korumak istemez ki. Ancak bunu yapabilmek mümkün değil. Bununla birlikte, konuyu farklı bir bakış açısıyla değerlendirmek de mümkün. 20. yüzyılın sonlarına doğru bazı sanatçılarda sanat eserlerinin geçici olduğuna ebedi olmadıklarına ilişkin bir görüş gelişiyor. Oysa sanat tarihi boyunca insan ömrünü aşan eserler üretilmeye çalışılmıştı ve felsefi tanımı düşündüğünüzde sanat eserinin ömrünün insan ömründen çok daha uzun olmasını bekleriz. Nesiller ötesi olmasını bekleriz. Ancak burada baktığımız yağlı boya veya mermer değil bizim gibi etten oluşmuş bir beden. Ve sanatçı bunun bizden çok daha uzun ömürlü olması için çabalamış ancak başarılı olamamış. Aslında sanatçı bu bozulmayı öngörmüş olmalı diye düşünüyorum. Zira çok sofistike bir sanatçıyla karşı karşıyayız. Eğer eserin bozulmadan durmasını istiyor olsaydı kullanabileceği başka yöntemler de olduğunu biliyor olmalıydı. Örneğin amber kullanabilirdi. Antik Mısırlılar bedenleri mumyalıyorlardı. İnsanlık tarihi boyunca hep zamanı durdurmaya çalışmışız. Kimyasallar kullanmışız estetik cerrahiden yararlanılmış, aklınıza daha pek çok örnek gelebilir. Sanatçı da bu köpekbalığını ambere veya başka bir kimyasala yatırarak çözünme veya çürüme sürecinin çok daha yavaş olmasını sağlayabilirdi. Ya da çok daha geleneksel bir yönteme başvurabilirdi. ve bu köpekbalığının yağlıboya bir tablosunu yapabilirdi ve böylece çok daha uzun ömürlü olmasını sağlayabilirdi. Ancak kullanmayı seçtiği kimyasalla, yarattığı çalışmanın çok uzun ömürlü olmasının imkansız hale getirmiş. Sanırım eserin ismi de bize bu konuda ipucu veriyordu. Çok kavramsal bir boyuttan sözediyoruz. Sonra çalışmaya bakıyoruz fiziki boyutu görüyoruz. Fiziki olan ile düşünsel olanın çelişkisi. Sanırım sanat tam da bu çelişkiden oluşuyor. Eserin ismi ve kendisi birlikte düşünüldüğünde gerçekten girift bir deneyim yaşatıyor. Belki de yeni bir müze tipi oluşturulmalı, felsefe müzesi gibi. Zira klasik sanat eserlerini düşündüğümde aklıma estetik değerlere verilen önem, başkasının yarattığı bir eserin korunması ve daha pek çok farklı şey geliyor. Ancak modern sanat eserleri daha çok felsefeye, düşüncelere ilişkin. Eserin felsefesini, düşüncesini getirip önünüze koyuyor ve cevabı sizden bekliyor. Bazen bu büyük bir şaka olabilir mi diye düşündüğünüz oluyor. Bunun sebebi ise günümüzde sanatın sınırlarının kalmamış olması. Sanatçılar çok derin ve önemli soruları banal,aptalca veya şoke edici şeyler üzerinden sormanın yollarını buluyorlar. Sanat dünyasının, bu alaycı bakışı bilerek kullandığını düşünüyorum. Ancak bu, derin soruları sormaya ve cevaplarını aramaya devam etmedikleri anlamını taşımıyor elbette