If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:4:25

Video açıklaması

Londra'da, British Museum'dayız. Çok büyük bir fildişi paneli inceliyoruz. Fildişleri genelde küçük olur ancak bu gördüğümüz oldukça büyük. Diptik bir eserin, yani iki kanatlı bir eserin parçalarından birisi olduğunu düşünüyorum. Bu eser British Museum'da sergileniyor, ancak geldiği yer Constantinople yani bu Bizans dönemine ait bir eser. Constantinople 'nin İstanbul'un Osmanlı İmparatorluğu'ndan önceki ismi olduğunu biliyorsunuz tabii. Sanırım burada incelediğimiz parça, diptiğin sağdaki kısmı. Fildişinin yüksekliği yaklaşık 50 cm kadar. Meleği görüyoruz, yaklaşık 20 cm boylarında. Ve burada gördüğümüz melek sol taraftaki panelde yer alan bir şeye bakıyor. Diğer panelin solda olduğunu bize anlatan bir şey daha var kopçaların geçtiği delikler bu levhanın sol tarafında dolayısıyla bizim şu an incelediğimiz sağdaki panel. Diptik biliyorsunuz iki panel üzerine yapılan bir sanat eseri bunu anlatırkan hemen triptik tanımını da ekleyelim. Triptik de anlaşıldığı üzre üç panel üzerine yapılan eser anlamını taşıyor yani üç levhanın tamamında görüyorsunuz eserin bütününü. Buradaki meleğin baktığı yönde, yani diğer panelde de bir aziz veya bir meleğin bulunduğunu düşünebiliriz. Başka bir melek olabilir, veya burada gördüğümüz melek elindeki küreyi diğer paneldeki hükümdara veya krala veriyor da olabilir. En üstte Grek yazısını görüyoruz. Yazının hemen altında çok gösterişli bir kavis var. Altta haçı görüyorsunuz haçın üstünde çelenge benzeyen bir daire formu yer alıyor arkasından da güneş parlıyormuş gibi duruyor. Çelengin hemen altında kurdeleye benzeyen çok güzel oyulmuş bir şekil var. Korint stilindeki bitişik sütunlar resmi çerçeveliyor alt kısımlarda da boşluklar var. Bana kilisedeki sütunları ve arkadaki yarım dairesel alanı anımsatıyor. İnce bir malzeme üzerinde çalışmalarına rağmen çok düzgün bir eser yaratmışlar. Arkadaki mimari yapıyı hissedebiliyorsunuz figürler de çok ilgi çekiciler. Bu rölyef Bizans tarzında yapılmış olmakla birlikte klasik stilden öğeler de barındırıyor. Örneğin merdivenin boyutları ile meleğin boyutlarına bakın. Melek merdivene oranla çok daha büyük sanki büyük boyutları bir anlamda hiyerarşideki yerini yansıtıyor. Meleğin büyüklüğü, ilahiliğini vurguluyor. Giysisindeki kıvrımlar da çok geleneksel görünüyor. Geleneksel tarza oldukça yakın çalışılmış, kanatları bile var Zira, bu bir başmelek. Ama üzerindeki harmani çok geleneksel bir kıyafet. Saçlarına bakın, saçları da antik Roma heykellerinde gördüğümüz tarzda şekillendirilmiş. Kanatları kaldırırsanız, haçı ve küreyi de çıkartalım, Kendimizi adeta antik Roma heykellerinden birine bakıyor gibi hissedebiliriz şimdi. Bu eserde çok usta bir oymacılık var kumaşın kıvrımları, meleğin kanatları, kol ağzındaki işlemeler elinin zerafeti diğer elinde üstünde haç olan küreyi tutuşu çok güzel şekillendirilmiş. Gücünü adeta hissedebiliyorsunuz. Antik dönemde yapılmış olan bir esere bakmıyoruz. Ancak bu meleğin güçlü olduğunu arkadaki mimari öğelere kıyasla boyutunun büyük olmasından anlayabiliyoruz. Ve bir de ayaklarından anlıyoruz. Nasıl mı? Dikkat edin, ayakları toprağa basmıyor. Ayakları merdivenin de üst tarafında gibi. Hatta ayakları yere basmıyor da denebilir. Sanki ağırlıksızmış gibi bu da bana Bizans ve Ortaçağ sanatında kullanılmış olan ilahiliğin tasvir edilme tarzını hatırlatıyor. Vücudun şekillendirilmesi, kumaşın vücuda sarılışı çok başarılı, hala antik dönem sanatındaki geleneksel tarzı gözlemliyoruz. Ayaklarına bakın ayak parmakları gerçekten çok büyük! İlahi olanla insani olanın garip bir kombinasyonu olmuş, Tabi şunu da unutmamak lazım, hem Bizans sanatının hem de Hristiyan sanatının çok erken dönemlerinden günümüze kadar ulaşmış bir esere bakıyoruz. Pagan ve hristiyan geleneklerinin, sembollerinin bir arada olduğu, Sanat alanında ise henüz bir senteze ulaşamadıkları, geçiş dönemine ait bir eser bu.