Güncel saat:0:00Toplam süre:2:38

Video açıklaması

Şövalyelik kavramını düşündüğümüzde, aklımıza parlak zırhları içinde zor durumdaki prensesi kurtaran bir şövalye gelebilir. Bu tarz bir kahramanlık fikri, şövalyelerin görev tanımı olarak ortaya çıkmış. Daha sonra ise, daha üst bir sınıfın ahlaki davranışlarını belirler olmuş. Şövalyeliği 11. ve 12. yüzyıllarda ortaya çıkan bir ahlak kuralları dizisi olarak görebiliriz. Ve şövalyelik kavramının içine giren birçok başka kavram ve değer de bugün el üstünde tutulmaktadır. Sadakat, cesaret ve güçsüzlerin korunması gibi… Şövalyelik sadece prensesleri etkilemek için yapılan cesaret gösterilerinden ibaret değildi. Kültürü, aşk hayatından avcılığa, modadan hukuka kadar etkilemişti. Bu resimlendirilmiş E harfi, Ortaçağ'a ait bir hukuk kitabından. Burada at üzerinde iki şövalyenin birbiri ile yüzleştiğini görüyorsunuz. Bir borç ile alakalı yaşadıkları bir sorunu çözmek üzereler. Avcılık ise şövalyeliğin hedeflerinin aksine, birinin kendini mental ve fiziksel olarak geliştirmesi için bir fırsattı. Böyle hikayelerde genelde bir aristokrat ya da bir şövalye olur ve zaten evli olan ve sosyal olarak kendinden üst bir sınıfta olan bir kadına aşık olur. Yani işin içinde genelde mutlaka bir aşk hikayesi vardır. Bu kadının aşkı onda, yani şövalyede, medenileştirici bir etki yaratacak diye düşünülür. Bu tarz ahlak kuralları, aristokratlar için üst sınıflara merdiven görevi görmüşlerdir. Eğer bu kuralları biliyorlarsa, örneğin bir turnuvada nasıl davranılır, bir ziyafette nasıl giyinilir, bunu biliyorlarsa, o zaman sosyal statülerini gösterebiliyorlardı. Tabii kuralların bir yanı da bazı kişileri dışarıda bırakmasıydı. Şövalyeliği çok romantik bir kavram olarak ele alırken, bu uygulamanın doğurabileceği sonuçları maalesef pek düşünmüyoruz.