Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:3:11

Video açıklaması

Merhaba ! Lahey'de yer alan Mauritshuis'deyiz. Muhtemelen burada yer alan en ünlü tabloya bakıyoruz. Bu gördüğünüz Vermeer'in İnci Küpeli Kız isimli eseri. Sadece buranın değil ayrıca belki de tüm dünyanın en tanınmış tablolarından biri bu. Ama yeni yeni ünlü oldu. Bu 20. yüzyılın sonlarına doğru bilinirliği, tanınırlığı artmış olan bir resim. İnsanların aradan belli resimleri seçip ünlü etmesi ve onlara gerçekten bayılması çok ilginç, değil mi ? Belki tablonun bir filme veya bir romana konu olması, belki de tablo hakkında çok az bilgiye sahip olmamız bunun sebebi olabilir. Bu tablodan bazen Hollandalı Mona Lisa olarak bahsedilmesi de ilginçtir. İki örnekte de çok belirsiz bir arka fon var. Büst boyutlarında kadın portreleri görülüyor. Ha, bu noktaya dikkat etmemiz gerekiyor, çünkü bize bir portreymiş gibi gelebilir ama aslında bu bir portre değil. Uzun süre boyunca kimliği bilinmemiş de olsa Mona Lisa bir portredir. Artık Mona Lisa'nın kim olduğunu bildiğimizden oldukça eminiz. Ama bu örnek bir portre değil. Buna tronie deniyor; yani bir karakterin, belli bir insan tipinin temsili/simgesi anlamına geliyor. Sanki modern Amerikan durum komedilerindeki gibi yani. Kötü adam var, kahraman var, belli bir insan tiplemesi var. Bu tablonun yabancı birinin, egzotik birinin temsili olduğunu düşünüyoruz. Çünkü sarığı, o kültüre yabancı kıyafetleri ve fazla büyük boyutlarda inci küpeleri var. Onu profilden görüyoruz ama bize doğru dönüyor. Ona doğrudan bakmamamızın çok kısa süren ve çok cezbedici olan bir yanı var. Mona Lisa'ya çok benziyor. İki örnekte de esrarengiz bakışlarla karşılaşıyoruz. Ne düşünüyorlar? Kim onlar? Onlarla aramızdaki bağ nedir? İki tablo da tek bir doğru cevabı olmayan yorumlamalara kapı açıyor. Öyle ki birileri hakkında çok az şey bildiğimiz bu tablodan yola çıkarak bir roman bile yazabilmiş. Bu tabloya dair bildiğimiz tek bir şey var, o da tekniğinin gerçekten çok sıradışı olması. Işık kullanımının inceliği büyüleyici adeta. Böylece incinin yansıtıcılığı boynunun karanlığına çevriliyor. Yüz hatlarının yumuşaklığı, mavilerle altın renkleri arasındaki uyum... Vermeer'in çok yavaş bir şekilde çalıştığını biliyoruz. Bazı sanat tarihçileri senede belki de sadece iki veya üç tablo tamamladığını öne sürüyor. Kullandığı teknik çok zahmetliydi. Bunu ışığı kullanarak özenle yarattığı şekillerde görebiliyoruz. Hollanda peyzajları gibi çok geçiciymiş/anlıkmış hissi yaratıyor. Manzara tablolarında bulutlar geçerken zamanın geçişini bir anlığına hissetmemiz gibi. Burada da figür aynı hissi yaratıyor. Başını çevirmiş ve tam da bizimle konuşmaya, iletişim kurmaya başlayacakmış ama ne hakkında olduğunu bilmiyormuşuz gibi. Tam gözlerimizi ona odaklarken bakışımızı görüyormuş gibi Ve böylece biz de bu ana ortak oluyoruz. Ve bence rengin inceliği, ışığın inceliği, buradaki samimiyet ve tüm bu unsurlar bu çok özel anı hafızamıza kaydetmemizi sağlıyor. Belki de bu resmin bu kadar sevilmesinin sebebi budur. Hoşça kalın !