If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik

Pierre Le Gros’un "Ölüm Döşeğindeki Genç Stanislas Kostka" Heykeli

Pierre Le Gros the Younger, 'Ölüm Döşeğindeki Stanislas Kostka', 1703, Bernini'nin Sant'Andrea al Quirinale Kilisesi'nde üst katta bulunmaktadır. Bu video, Dr. Beth Harris ve Dr. Steven Zucker'ın açıklamaları baz alınarak düzenlenmiştir. Orijinal video Beth Harris ve Steven Zucker tarafından hazırlanmıştır.

Tartışmaya katılmak ister misiniz?

Henüz gönderi yok.
İngilizce biliyor musunuz? Khan Academy'nin İngilizce sitesinde neler olduğunu görmek için buraya tıklayın.

Video açıklaması

Üst katlarda, Cizvitlere katılan keşiş adaylarının odalarındayız. “Cizvit Tarikatı” Türkiye’de “İsa’nın askerleri” olarak bilinir. Cizvitler, 1556 yılında ölen Loyolalı Ignatius’ın 16. yüzyılda kurduğu, o zaman için yeni olan bir dini topluluktu. Burada sıra dışı bir şey ile karşılaştık. Genç bir adam ölüm döşeğinde yatıyor. Loş bir havası olan bu odada sanki önümüzde biri, gün ortası şekerleme yapmak için uzanmış gibi. Bu, Stanislas Kostka. Cizvit tarikatından Polonyalı genç bir keşiş adayı. Öldüğünde sadece 18 yaşındaydı ve henüz resmi olarak aziz ilan edilmemişti. Çok acı veren berbat bir hastalığı olmasına rağmen, güçlü ve mütevazı bir şekilde acısını çekiyor. Ölüm döşeğindeyken karşısında Meryem’in ona doğru bakan bir resmi vardı. Bu eser 1703 yılında yapılmış. İşlemeleri son derece detaylı, genç bir adam heykeli görüyoruz. Yatakta oldukça doğal bir şekilde uzanıyor. Her şey taştan ve rengârenk yapılmış. Sicilya’ya özgü bir yeşim taşı ve toprak boyası ile boyanmış mermerler görüyoruz. Cizvit tarikatına katılmaya hazırlandığı için elbisesinde özellikle koyu siyah kullanılmış, Çünkü bu tarikatın üyeleri siyah kıyafetler giyiyorlardı. Yastığında ve teninde beyaz mermer kullanılmış. Bir elinde haç, diğer elinde Meryem Ana’nın resmini tutuyor. Normalde altın sarısı renklerin çağrışımına uyması için başında hale de olmalıydı. Ruhunu teslim ediş anı son derece doğal yansıtılmış. Daha önce de söylediğimiz gibi sanki öylesine uzanmış gibi. Hiç de ölmek üzere olan biri gibi görünmüyor. Hala hayatta ya da son anlarını yaşıyor. İşte bu Barok artistlerini derinden etkileyen bir olay. Bu heykelin yapıldığı zamanlardan önce aramızdan ayrılan Bernini, ruhu teslim ediş halinin yansıtılışını vurgulamaya çok hevesliydi. Eski adı ile trappasso, yani fani hayattan manevi hayata geçilen an. Buradaki ölüm algısı, rahat ve huzurlu sonsuz bir hayata geçiş anlamına gelir. Genç adamın huzurlu ölümünde bunu görüyoruz. Barok sanatının her zaman “buradayım” diye bağırması gerekmiyor. Bu sanatın sessiz olan bu yönü, ziyaretçilere çok samimi geliyor. Sanki genç adamın ölümüne bizzat şahit olmuş gibiyiz. Bu, Cizvit sanatının gerçekçiliğinin ve ikna ediciliğinin bir örneği. Sanatçı, önümüzdeki örnekle, sanatın kendisiyle ve yorumlamalar sayesinde, yaşamdan ölüme geçerken neyin önemli olduğunu anlatmaya çalışmış. Bu sanat eserindeki sağlam bir inancı ve mütevazılığı rahatça görebiliyoruz. Heykeldeki gerçeklik çok acıklı. Kolunu havaya kaldırışı, Meryem’in resmini tutuşu ve diğer kolu ile sıkıca kavradığı haç bir bakıma iç burkuyor. Bu, gerçekten tam önümde sıra dışı şeylerin gerçekleştiği tiyatral bir an. Sanki uzanıp tutulabilir bir şey gibi. 19. Yüzyılda burada insanların heykele dokunmaması için bir korkuluk vardı. Fakat artık yok, ona dokunabilirim, ama dokunmuyorum. Kolumu uzatsam elini sıkabilirim. Haç, ayrı bir şekilde oyulmuş ve tespih o dönemdeki gerçek bir tespih. Detaylara yakından baktığımız zaman gözlerin ve tırnakların son derece dikkatli oyulduğunu görüyoruz. Yatağın ve üzerindeki kumaşların dalgalanışı hafifçe oyularak dramatik bir şekilde yansıtılmış. Gerçekten yakından bakılması gereken bir sanat eseri. İçindeki gömlek kumaşının inceliği ve yakasının duruşu takdire şayan. Burada bir yakınlık hissiyatı var. Bu hissiyatın öncülerinden biri de Bernini olmuştu. Böylece güzel bir anı yaşama fırsatımız olduğu için kendimi çok şanslı buluyorum. İlginçtir ki burada heykelin başına geldiğimden beri asil ve elit hissediyorum. Şu tatlılığa ve samimiliğe bakar mısınız, çok doğal. Rutin hayattan alınmış, yükselebilen ve alçalabilen, çelişkiden uzak, göz kamaştırıcı bir tecrübe.