If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik

Konu: Avrupa 1300-1800 > Ünite 8

Ders 4: Hollanda Cumhuriyeti

Hals’ın "Malle Babbe" İsimli Tablosu

Frans Hals, Malle Babbe, 1633 civarı, tuval üzerine yağlı boya, 78,50 x 66,20 cm (Gemäldegalerie, Staatliche Museen zu Berlin). Orijinal video Beth Harris ve Steven Zucker tarafından hazırlanmıştır.

Tartışmaya katılmak ister misiniz?

Henüz gönderi yok.
İngilizce biliyor musunuz? Khan Academy'nin İngilizce sitesinde neler olduğunu görmek için buraya tıklayın.

Video açıklaması

Frans Hals’ın Malle Babbe isimli eserini incelemek kolay bir iş değil. Sanat tarihçilerinin, resimdeki kişinin o dönemde Harlem’da yaşamış gerçek biri olduğuna dair belgeleri var. Harlem’da akıl hastanesinde bir süre vakit geçirmiş biri. Baykuş, Flemenkçe’de “baykuş kadar sarhoş olmak” deyimine gönderme olabilir. Aynı zamanda geceyi, ya da Malle Babe’nın lakabı olan cadı kavramını sembolize ediyor olabilir. Baykuş, o zamanlar cadılığın sembolüydü. Biyografik olarak hatırlatmakta fayda var, ressamımızın oğlu modelimiz ile aynı akıl hastanesinde beraberdi. Belki de ressamımız, delilik kavramını doğrudan incelemek istemiştir. Yaptığı çağrışımları ayırt etmesi zor bir resim. Dış dünya eylemlerinden korkan, gerçeklikten tamamen kopmuş biri gibi. Merak içinde, “acaba bana bir soru mu sorulacak? Benimle konuşulacak mı?” diye düşünüyor. Yani bir bir belirsizlik var. Bu durumdan hoşlanmıyor, çünkü bu belirsizlik, onun iç dünyasını terk etme riskini taşıyor. Elimizde modeli görmüş olduğunuz gibi tasvir eden bir ressamımız var. Modelimizin ressam için poz verip vermediğini bilmiyoruz. Ancak bu tablo resimden de öte, bilinçaltındaki çılgın dünyaların sorgulanması. Belki de bu ressamımızın, aynı hastanede yatan oğlunun davranışlarını anlama şeklidir. Ressamımız tasvirinde oldukça dürüst davranmış olsa gerek, zira resim çok sempatik görünmüyor. Acele yapılmış fırça işi izleri görüyoruz. Ressam sanki o anı yakalamak için hızlı davranmış. Modelimiz kontrolden çıkmış gibi gözüküyor. Böyle gözükmesinin sebeblerinden biri de fırça darbelerinin hızı. Tabloya baktığımızda inanılmaz derecede çabuk atılmış fırça darbelerini görüyorsunuz. Adeta tablonun bir ucundan öbür ucuna imzasını atmış gibi. Sağ alttaki beyaza bakın, önlüğünü bağladığı yer gibi gözüküyor. Ya da yakasının kıvrımlarının gölgelerini belirten siyaha. Sanki elektrik gibi. Elinin yüzey boyunca çabucak hareket ettiğini görebiliyoruz. Ressamımız bu hızla, sanki modelin kendi içinde yarattığı husursuzluğu yansıtmak istemiş. Fırça işi, modelin kaçıklığını sembolize etmek için mükemmel bir metafor. Bu bir bakıma oldukça trajik. Tabloda bir gülme anına tanıklık ediyoruz. Fakat bir yandan da akıl hastalığının yarattığı trajediyi hissedebiliyoruz. Bakarken bizi rahatsız hissettiren de bu tezatlık sanırım. Gülmek genelde sosyal hayatın bir parçası olarak kabul edilir. Kişi böyle gülüyorsa bir barda arkadaşlarlarıyla beraber olduğunu varsayarız. Belki de duyduğu veya cevap verdiği bir espri hakkındadır diye düşünüyoruz. Fakat bizim tek gördüğümüz kendi kahkahasına mahsur kalmış biri. Hal böyle olunca tablo daha rahatsız edici bir hal alıyor. 17. Yüzyılda Hollanda’da ressamlık yaygınlaştığında resim sanatı artık insanlığı ve toplumu tüm yönleriyle yansıtmaya başlamıştı. Artık resim, sadece kraliyete veya dini kişi ya da kurumlara ait bir sanat değil, bizi insan yapan tüm kavramları içine alan bir sanat haline geldi.