Güncel saat:0:00Toplam süre:4:28

Pietro Cavallini'nin "Son Yargı" (The Last Judgement) İsimli Eseri

Video açıklaması

Roma’daki Santa Cecilia (santa çeçilya) kilisesindeyiz. 13. yüzyıl sonlarında Cavallini(kavilini)’nin yaptığı muhteşem fresklerin kalıntısına bakıyoruz. Kilise girişinin üstündeyiz. Bu yüzden 13. yüzyılın sonunda yaşayan insanların aksine biz bu freske tam karşısından bakıyoruz. Son yargı adlı bu fresk, Mihrabın karşısındaki duvarda yer alıyordu. Yani kiliseden ayrılırken gördüğünüz en son şey bu fresk oluyordu. Çok büyük bir fresk. Tam ortada İsa’yı, mandorla içinde görüyoruz. Mandorla, tüm bedenini saran ilahi ışık ya da hale anlamına geliyor. İsa burada, yaşamış olan ruhları yargılamak üzere oturuyor. Çarmıhın izleri son derece açık olarak görülüyor. Ellerinde ve ayaklarında çivilerin oluşturduğu delikler var. Yan tarafındaki yara ise kanıyor. Tüm bunlar bize İsa’nın çektiği acıları hatırlatıyor. Sonrasında ise insanları yargılamak üzere geri dönüyor. İsa her iki tarafta melekler tarafından çevrelenmiş. Onların ardında yine her iki tarafta, altışar tane olmak üzere havarileri görüyoruz. Isa ve havarilerin arasında iki tane daha figür var. İsa’nın sağındaki Meryem, solundaki ise Vaftizci Yahya. Giotto(cado) döneminden hemen öncesinde olduğumuzu karakter tasvirlerine bakarak anlayabiliyoruz. Sanki Giotto’nun 14. Yüzyılın en başında yapacaklarını önceden haber veriyorlar. Buna Roma realizmi diyoruz. Bizans’tan açıkça bir esinlenme var. Ancak aynı zamanda bu dünyaya ait figürler ve bir natüralizm hissi yaratabilmek için çaba da var. Her bir figürün gerçeğe uygun yansıtılması için oldukça uğraşılmış. Çizgisel, ince uzun formlar yerine, ışık ve gölge kullanılarak yapılmış gerçekten iri formlar var. Işık ve gölge, eşyalarda da uyumlu bir şekilde kullanılmış. Ve inandırıcılık katmış. Çizgiler, bir tür perspektif elde etmek için çizilmş. Tabi bu gerçek bir lineer perpektif değil. Fakat bu çizgiler, aşağıdan yukarıya bakıldığında freskte belli bir perspektif işlevi görüyorlar. Bu özellikle havarilerin oturduğu koltuklarda son derece belirgin. Koltukların açısı içeriye, ortaya doğru ilerliyor. Böylece izleyiciyi, yani bizi tam ortada aşağıdan isa’ya bakarken konumlandırıyorlar. Bu resmin ritminde sanki bir tür hassasiyet var. Özellikle de çok güzel olan renklerinde. Havarilere bir bakın. Sıcak tonlu bir gri üzerine birbirini izleyen menekşe mavisi, kızıl mavi, gri mavi ve yeşil renkleri kullanılmış. Gözümüz resimde gezindikçe, hiç bir rengin tekrarı olmadığını görüyoruz. Ne kadar güzel. Kumaşın kıvrımlarının altında üç boyutlu bedeni hissedebiliyoruz. Eğer havarilere bakarsanız, kumaş kıvrımlarının karnın üstünde, omuzlarda ve kollarında gerildiğini görürsünüz. Antik Roma’dan bu yana görmediğimiz muazzam figürleri görüyoruz. Ruhani olandan, sembolik bedenden boyutlu, hacmi olan figüre doğru değişim! Bu figürlerle kendi bedenimiz arasındaki benzerlik gerçekten ilginç. Ve tabi hissettiğimiz insani duygular da öyle. Vaftizci Yahya’nın dua ederken ellerini tutuşuna, kaşlarını çatmasına, alnındaki kırışıklıklara ve İsa’ya bakışına dikkat edin. Bu figürlerde bir şahsiyet, İsa’ya bakışlarında insani duygular var. Ama tabi bunlar hala Bizans geleneğinden geliyor. Eğer İsa’nın yüzüne bakarsanız, sanki Ravenna’dan ya da İstanbul’dan bir mozaiğe bakıyormuşsunuz gibi . Bu dönemde, yani 1200’lerin sonu, 1300’lerin başında, natüralizmin ilk adımlarını görüyoruz. Elbette Cavallini bunu bilmiyordu, Bu bizim sonradan anladığımız bir şey. Yine de bu tür resimleri Pisano’nun heykelleri ya da belki de Cimabue’nin çalışmalarıyla birlikte düşündüğümüzde, daha sonra Rönesans’a dönüşecek şeyin başladığını görüyoruz.