Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:3:37

Video açıklaması

Merhaba! Bu resme gerçek anlamda bakabilmek için, dizlerimin üstüne çökmem, hatta bırakın dizlerimi göğsümün üzerine çöküp çenemi yere dayamam gerekiyor. Bu tam da Dürer'in bakış açısı gibi geliyor kulağa. Sanırım daha önce bu kadar çok yeşil tonunu bir arada görmemiştim. Şu anda büyük Alman Rönesans ressamı Albrecht Dürer'in Tabiat isimli eserine bakıyoruz. Kağıt üzerine suluboya ve çok büyük bir eser de değil. Günümüzde bu ton çeşitliliği, çiçek fotoğrafları gibi şeyler dolayısıyla aşina olduğumuz bir durum, ancak o zaman için doğanın bu kadar küçük bir parçası üzerine bu denli abartılı ihtimam göstermek oldukça radikal ve yeni bir şeydi. Bu Rönesans düşüncesinin çok önemli bir örneğidir. Cennet diyarları değil de, bizim içinde yaşadığımız fani dünya, en küçük ölçeklerde bile binbir çeşit güzellik barındırır. İşte burada da yalnızca ufak bir çalı çırpı üzerine neredeyse bilimsel araştırma seviyesinde detay mevcut. Evet neredeyse ufak çaplı bir evren gibi. Gözün görebileceğinin ötesinde şey var. Bir sürü yaprak, çeşit çeşit çimen sapı, farklı farklı yönlere hareket ediyor, henüz açmamış karahindibalar bile var. Göreceli dar bir alan var ortada, aşağı yukarı 60 cm'lik bir derinliği var. Ancak bu derinlikte Dürer ayrı bir düzen oluşturmuş. Mesela, yere daha yakın olan kalın yapraklı bitkilere bir bakın, çaprazlama büyürken bir taraftan katları açılıyor, sanki zaman içinde büyüyormuş gibi. Belli bir yerdeki doğanın bir anı. Bu belirlilik resmi neredeyse inanılmaz karmaşık botanik çalışmalar haline sokuyor. Şu her bir çimen sapı için kullanılmış kalem inceliğindeki boya fırçalarını düşünün. Ancak resmin gelişigüzel bir tarafı da var. Sanki ressam yere çökmüş ve gördüğü ilk şeyi çizmiş gibi. Herhangi bir yer olabilecekken bunu resmetmiş. İşin ilginç tarafı burada, çünkü bu konu belirlenmiş mi belirlenmemiş mi? Oldukça belirsiz görünüyor. Sanki çayırın ortasına çöküp, kağıdını, suluboyasını, fırçalarını çıkartıp çalışmaya başlamış gibi. Ancak Rönesans döneminde sanat böyle değildir. Sanatçılar konu belirlerler ve düzenlerler. Dolayısıyla işte soru burada: Bu resmin konusu önceden belirlenmiş midir? Bana kalırsa öyle. Dürer'in bir tür gerçekçiliğe ulaşma çabası vardı ve bunun üstesinden ustalıkla geldi. Resme neyi dahil edip neyi etmeyeceğini özenle seçti. Örneğin gözlerimiz sağ alttan ortaya doğru yavaş yavaş ilerliyor çünkü aralarından geçmemiz gereken birçok ot mevcut. Ancak diğer taraftan, gelişigüzellik, çeşitlilik ve yeşil tonlarının zenginliği de var. Bu çeşitliliğe olan ilgi ve gözlerin bu çeşitlilik üzerinde keşif yapabileceği zaman, kuzey rönesansına özgü bir durum. Bu resim 16. Yüzyılın hemen başında resmedildi Ve bizde hemen o dönemde neler oluyordu bir hatırlayalım. Michelangelo Davud heykeli üzerinde çalışıyordu ve bir sene sonra tamamlayacaktı. İnsan vücudunun çok değerli bir konu olduğu bu dönemde, elimizde genellikle üzerine basıp yok ettiğimiz doğayı bir bilimciymişçesine gözlemleyen bir ressamımız var.