Güncel saat:0:00Toplam süre:2:53

Video açıklaması

Bu resmi görür görmez, bunların Adem ve Havva olduğunu tahmin edebilirsiniz, onları hemen tanırsınız. Cennet bahçesinde gibiler, fakat Albrecht Dürer bir bahçeden ziyade kayalığın kenarında yer alan kesif bir orman resmetmiş. Alp’lerden bir manzara gibi adeta. Dürer çok özenli bir sanatçı. Doğaya dair çizimler yapan, mesela insan vücudunun, ağaçların, hayvanların detaylarını çizen ilk ressamlardan biri. Havva, Bilgi Ağacı’na uzanıyor. Bu bir incir ağacı aslında ve gövdesine dolanmış bir yılan var. Birden detaylara takılmaya başlıyorsunuz: uçurumun kenarında sendeleyen bir dağ keçisi, papağan, öküz, kedi, fare ve tavşan… Ardından Adem’in bir dişbudak ağacına sarılı olan kolunu takip edince büyük bir tabelada, Latince bir yazı olduğunu görüyorsunuz. Orada şöyle yazıyor: “Nürnbergli Albrecht Dürer bunu 1504’te yaptı.” İşte o zaman fark ediyorsunuz ki Dürer burada aslında Adem ve Havva’nın hikayesini anlatmıyor. Bu aslında Dürer’in ressam olarak yeteneğini sergilemek üzere hazırladığı bir ilan. Müzeye geldiğimizde bu resmi onu güzelce çerçeveleyen bir karton kenarlığın içinde görüyoruz. Ama eğer onu çerçeveden çıkarırsanız, orijinal olarak ne amaçla yapıldığını anlamaya başlıyorsunuz. Bu aslında ticari bir eşya olarak tasarlanmıştı. Dürer, bu resmin Avrupa’nın her yerinde satılması için tüccarlar görevlendirdi ve resim bu sayede Hindistan’a kadar ulaştı. Durağan bir tablonun aksine, insanlar arasında elden ele dolaştı. Dürer gerçekten de sınırları ve kültürleri aşarak bir şey duyurmak istiyordu: O, Rönesans döneminde Alman bir ressamdı ve işte böyle işler çıkarıyordu. Bir keresinde oyma resim yapmayı denedim ve tek bir çizgi bile yapamadım. İnanılmaz derecede kuvvet ve beceri gerektiren bir iş… Buradaki koyu alanlarda binlerce çizgi çizilmiş. Bu baskıyı yapmak için dört senesini harcamış. Vücudun her bir parçasının nasıl birbiriyle düzgün şekilde orantılı duracağına dair tam dört sene boyunca çalışmış. Rönesans döneminin önemli figürlerinden Apollo Belvedere’yi örnek alarak Adem’i böyle güçlü kuvvetli bir adam olarak çizmiş. Havva ise daha çok orta çağ döneminin ideal kadın figürü gibi: çocuk doğurmaya uygun iri bir kalça, küçük göğüsler... Bu aslında halen değiştiremediği geleneklerini yansıtıyor. Basılı şeyler bana heyecan veriyor, çünkü insanlar arasında dolaşabiliyorlar. Bu, canlı olarak gördüğüm ilk basılı resimdi ve onu elimde tuttuğumda, sanatın zamandan bağımsız olduğunu anladım ve çok heyecanlandım. Bu resme bakıyorum ve Albrecht Dürer yüzyıllar öncesinden gelip benimle konuşmaya başlıyor. Sanki bana kendi yaptığı bu resmi nasıl yorumlamam gerektiğini anlatıyor.