Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:4:10

El Greco'nun "Çobanların Tapınması" İsimli Tablosu

Video açıklaması

Prado’da, El Greco’nun, “Çobanların Tapınması” isimli eserini inceliyoruz. Bu eser, sanatçının kariyerinin sonlarına doğru, 1612-1614’te yaptığı resimlerden biri. Aile şapeli için yaptığı bu eser kendisi için ayrıca bir önem taşıyordu. Bu, vahşi bir tablo. El Greco’nun tüm eserleri vahşidir, ama sanatçının kariyerinin sonlarına doğru daha da vahşileştiğini söyleyebiliriz sanırım. Kişisel bir önem taşıdığı için, daha özgür hissetmiş olabilir. Figürler, inanılmaz bir ölçüde uzatılmış, ayrıca vücutlarının bulundukları yerlerin bir anlamı da yok! Doğallığa, büyük bir karşı duruş görüyoruz. Doğallık her ne kadar bir zorunluluk olmasa da, Rönesans’tan yeni çıktığımız bir dönem için, Maniyerizm’e göre bile sınırları zorlayan bir durum ile karşı karşıyayız. Bu eser tam olarak, Maniyerizm’den Barok’a geçiş dönemine ait, Ama dediğim gibi, bu resim maniyerizm’e göre bile uç bir eser! El Greco, Yunanlıydı ve “Yunan ikon ressamı” dediğimiz bir tarz ile yetişti. Bildiğiniz gibi, Bizans geleneği, vücudun sembolik bir amaç uğruna deforme edilmesini esas alır. Burada, işte bu geleneğe bir referans olduğunu söyleyebiliriz. Sonra, El Greco, İspanya’ya geliyor, Ve bu tabloların çoğunu da Toledo’da, Rönesans eğitimi aldığı İtalya’dan çok uzaklarda yapıyor. Bu noktada çağdaş sanat anlayışına sahip olduğunu söyleyebiliriz. İnsanların neler yaptıklarını da anlıyor ama bir yandan da bundan vazgeçmek istiyor. Şu yaptıklarına bir bakar mısınız? Figürlerin bulundukları yerle hiçbir alakaları yok. Derinlik hissi de yok. Meryem Ana’nın arkasında dehliz gibi bir şey görünüyor ancak onun dışında her şey bulut ve ışıktan ibaret! Ayrıca resimdeki hareketlilik fikri de çok açık bir şekilde işlenmiş. Tablonun kompozisyonuna bakarsanız, Çocuk İsa, 5-6 figürden oluşan grubun merkezinde ve bir ışık kaynağı gibi duruyor. Etrafındaki insanlar ise bir ateşin etrafında toplanmışlar ve ısınmaya çalışıyorlar gibi… Evet, ateş fikri gerçekten çok hoşuma gitti. Figürler, alevlere benziyor. Işık titriyor, her şey geçici, hiçbir şey sabit değil! İnsan bedenleri bile değişken… Bahsettiğimiz bu resimli lisan, maneviyatı, öbür dünyayı ve bilinç üstünü temsil ediyor. Kilise, reformlara karşı savaşıyordu. Özellikle de Toledo’da, anti reformist, Trento Konsili’nin doktrinlerini destekleyen ciddi bir hareket vardı. Kilise kendini yenilemeye, daha yenilikçi ve kuvvetli bir inanç oluşturmaya çalışıyordu. El Greco’nun tabloları, bence bunu başarmış. Renkleri, daha önce görülmemiş bir şekilde kullanıyor. Neon turuncular, yeşiller, maviler ve altın renkleri! Bunları daha önce görmedik! 19. yüzyılda, Delacroix’ya kadar kimse renkler konusunda bu kadar cesur olmamıştı. Hatta Delacroix’nın kendisinin bile bu renklerin karşısında nutku tutulabilirdi! Aydınlık ve karanlık arasında da çok keskin geçişler var. Aslında figürler bize çok yakın. Bir de şu inanılmaz küçültmeler var… Havada uçan meleklere bakar mısınız? Resmedildikleri açılar gerçekten çok ilginç. El Greco’nun çalışmaları, özellikle de “Çobanların Tapınmasında”, Geleneksel resmin, hatta Rönesans ve maniyerizm resimlerinin bile ulaşamadığı İlahi varlıkların bizimle birlikte ve Fiziksel dünyaya adeta işlemiş oldukları hissi var. Tanrı, fiziksel bir kuvvet gibi, El Greco’nun betimlediği alanda dolaşıyor.