If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:14:51

Fransız Devrimi (2. Bölüm): 1789 Sonrası Değişim

Video açıklaması

Merhaba son videoda 1789 yılının sonunu konuşmuştuk. Temmuz'da Bastille, politik tutukluları serbest bırakan ve 16. Louis'in zulmünden korunmak isteyen Parizyenler yani daha önce bahsettiğimiz %98'lik kesim tarafından basılmıştı. 16. Louis isteksiz bir biçimde Millet Meclisi'ne karışmayacağını belirtmişti. 16. Louis'nin yaptıkları halkın duvarlara tepki olarak yazdıklarının daha tehditkar bir hale gelmesine neden oluyordu. Bu yüzden de pes etmeyi doğru buldu. 1789'un sonunda Fransa bir kaos içindeydi. Millet Meclisi'nin hazırladığı Anayasa da 1791'e kadar tamamlanmayacaktı. Fakat, Meclis parçaları bir araya getirerek anayasanın taslağını oluşturuyordu. 1789'un Ağustos'unda meclis üyeleri zaten Bağımsızlık Bildirgesi'ni kendilerine göre düzenleyip tamamlamıştı; İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi. Meclis kafasında, birkaç yıl bekledikten sonra bir anayasa oluşturup, bir nevi meşruti krallığa geçebilmeyi planlıyordu. Maalesef özellikle 16. Louis için işler pek de iyi gitmiyordu. Bahsedildiği gibi, bütün bu karmaşanın ve ayaklanmanın nedeni insanların aç olmasıydı. Mali kriz ve açlık sorunu vardı. 1789'un Ekimi'nde, Kral'ın eşi Marie Antoniette'in tahıl stok ettiğine dair söylentiler yayıldı. İnsanların ekmeği bile olmadığı bu dönemde insanlar yığınla tahılın olduğunu hayal etmeye başladı. Ekmek hala yemeğin en önemli gıdasıydı. Çiftçi kadınlar silahlarla beraber Versay'a bir yürüyüş düzenlediler. Şekilde gördüğünüz, çiftçi kadınların Versay'a yaptığı yürüyüşün tasviri. Versay'a gittiler ve de binanın içine girebildiler. 16. Louis ve Marie-Antoniette'in Versay'da ne yaptıklarından şüpheli oldukları için onların Paris'e dönmelerini talep ettiler. Kadınların Versay Sarayı'na Yürüyüşü sayesinde talep ettiklerini aldılar. 16. Louis ve eşi Marie-Antoniette Paris'e, tahıl gibi malzemeleri stok edemeyecekleri yere döndüler. Ayrıca pek de yandaşları olmayan ve ne yaptıklarını gözetleyen insanlar tarafından çevrelendiler. Bence bunun başlıca sebebi insanlar açken kralın tahıl stok ettiğine dair söylentilerin yayılmasıydı. Başka bir neden ise kralın Yeni Fransa'nın ve Millet Meclisi'nin sembollerine karşı kaba davrandığına yönelik dedikodulardı. Bu insanları daha da çok sinirlendirdi. 16. Louis, güç Millet Meclisi'ne geçtiğinden dolayı meşruti krallıktan hoşnut değildi. 1790 yılına girerken rahatsız edici bir durum söz konusu oldu; kral ve kraliçe Paris'teki Tuileries binasında ev hapsine zorlandı. Millet Meclisi de bu süreç içerisinde anayasa tasarısını oluşturmaya devam ediyordu. Hatırlarsanız, Millet Meclisi' kapalı tenis kortunda toplanıp yemin etmişti. Aynı zamanda Fransa genelinde devrim karşıtı olanların düzenlediği ayaklanmalar devam ediyordu; fakat bu ayaklanmalar daha sonar bastırılıyordu. İnsanlar birbirlerine komplolar düzenliyordu. Bir de "Ben bu işin gidişatından hoşlanmıyorum." "Zaten fazlasıyla şiddet gördük." "İnsanlar sinirli." "Param ve neyim varsa hepsini toplayıp ülkeden ayrılacağım." "Ülkeden göç edeceğim." diyen asilzadeler vardı. Sonuç olarak asilzadeler Fransa'yı terk ettiler; "Emigres" yani göçmenler olarak adlandırılırlar. Yani görüyorsunuz ki insanlarda "Evet, Fransa'da iyi zaman geçirdim ama daha fazla çekemeyeceğim, en iyisi ayrılayım" fikri vardı. Ve bu fikir 1791 yılında da geçerli olmaya devam etti. 1791'e yaklaşırken 16. Louis ve Marie-Antoniette'in aklına da tehlikelerden kaçma fikri gelmişti. Fakat ülkeden ayrılamadılar çünkü İngiltere'ye güvenmiyorlardı. Kendilerine güvenli sığınak verme konusunda diğer ülkelere de güvenmediler. Onların içinde bulunduğu durumu anlayan bir General "Hiç değilse sınır bölgelerine gelin ve devam eden kargaşadan saklanın" dedi. Gerçek hizmetçiler gibi giyindiler ki bu da onların nasıl insanlar olduklarını gösteriyor ve Paris'ten ayrılırken pusuya düşürülme durumu olursa diye kendi hizmetçilerini soylular gibi giydirdiler. Hizmetçi kılığında iken kral Generalin evine kaçmaya çalıştı. Varennes'de, burada görüldüler. İnsanlar onları esir alıp Paris'e geri getirdi. Bu olayı Varennes'e kaçış ,Paris'ten kaçış olarak ya da nasıl istiyorsanız siz öyle hayal edebilirsiniz. 16. Louis duvardaki yazıları görmesine ve bunu atlatmaya çalışmasına rağmen halk tarafından yakalandı. Çoğu insan kraldan en başından beri hoşlanmıyordu hatta bir kralın var olması düşüncesini bile sevmiyorlardı. Bu grubun en devrimci ve radikal olanlarına Jakobenler deniliyordu. Kral ve kraliçe kaçmaya çalıştıktan sonra da "Kralın varlığının ne anlamı var ki?" diye düşündüler. Millet Meclisi'nin hazırladığı anayasanın krala güç verebilecek bir anayasa olmasından şikayetçiydiler. Onlar, cumhuriyet anlayışının olduğu bir yönetim şekli istiyorlardı. Cumhuriyet farklı tanımlara sahiptir ama en basit olanında bile kral, hükümdar veya bir kraliçe yoktur savunmaları bu düşünce olmuştu. İnsanların Millet Meclisi'ne olan tutumları kısaca "radikal olduğunu düşünebilirsin, ama yeterince radikal değilsin. Biz toptan bir biçimde monarşi fikrini ortadan kaldırmak istiyoruz." şeklindeydi. Ve 16. Louis'in kaçmaya çalışmasını da tahtından çekilmesi olarak görüyorlardı. Sonuç olarak Jakobenler Paris'te örgütlenmeye başladılar. Burası Champ de Mars Alanı. Resim de buranın şimdiki hali. Jakobenler Mars Alanı'nda, bir nevi halk parkında "Krala ihtiyacımız yok" temelli imzalar toplamaya başladılar. "Biz kendi Cumhuriyetimizi yaratmak istiyoruz ve Millet Meclisi yeterince radikal değil." mesajını veriyorlardı. Ancak bu eylem, insanları sakinleştirmek için buraya gönderilen askeri birliklerin müdahalesine maruz kaldı. Bu askeri birlikler Millet Meclisi tarafından kontrol edilmekteydi, yani bahsetmiş olduğumuz Üçüncü Sınıf tarafından kontrol ediliyorlardı. Sonucunda, işler biraz çığırından çıktı; bazı birlikler taşlandı. Bazı birlikler en başta havaya ateş açmaya başladılar. İşler ciddi anlamda çığırından çıktığında ise askerler kalabalığa ateş açtılar; yaklaşık 50 kişi öldü. Bu bir katliamdı; Champ de Mars Katliamı. Haliyle insanlar daha da sinirlendiler; hala açlar. Bu problemleri çözülmemiş. Kral ve kraliçenin güçlerini kazanmaya çalışacağından korkuyorlar ve bir de üstüne bu katliam sinirleri son noktaya taşımıştı. İnsanları daha da paranoyak yapan durum ise iki büyük gücün kendilerini Fransız Devrimi'ne sokmaya çalışmasıydı. Şimdi biraz konunun dışına çıkacağım ve Avrupa tarihinin bu kısmı birazcık karışıktır ama bağlantıyı kuracağım. Avrupa'daki devletleri biliyoruz. Turuncuyla gösterilen yer Avusturya; bu güncel bir harita bu yüzden o zamanın Avusturya'sını turuncuyla belirtiyorum. Aşağı yukarı 1789-91 yıllarında Avusturya'nın sınırları bu şekildeydi. Kırmızıyla renklendirdiğim yer ise Prusya. Gördüğünüz gibi işaretlediğim bölge ile şimdiki Avusturya'nın bulunduğu bölge çok farklı. Avusturya tam buradaki ülke. Prusya'ysa bugün yok. Diğer yandaysa bu ülkelerle çakışan bir Kutsal Roma İmparatorluğu var. Kutsal Roma İmparatorluğuna biraz değinmek istiyorum şimdi; Voltaire'in çok güzel bir biçimde ifade ettiği gibi Kutsal Roma İmparatorluğu ne kutsaldır ne de Roma'yla alakalı imparatorluktur. Kutsal Roma İmparatorluğu çoğunlukla Alman krallığı ve devletlerinin bir araya gelmesiyle oluşturulmuş gevşek temeller üzerine kurulmuş bir imparatorluktur. Gördüğünüz gibi, günümüz Almanya'sıyla bölge olarak kesişiyor. Kutsal Roma İmparatorluğu'ndaki en etkili güç Avusturyalılardı. Avusturyalılar'ın yöneticisi olan II. Leopold. Kutsal Roma İmparatoru sıfatını taşıyordu. Ama eski zamanlardaki Roma İmaparatorları gibi değildi. Eski zamanlardaki Roma İmparatorları Roma'dan geliyordu. Ancak bu Kutsal Roma İmparatorluğu'nun Roma'yla hiçbir alakası yok. Buradaki insanlar Latince veya Romen dillerini değil, Germen dillerini konuşuyorlardı. Ayrıca bir imparatorluk yapısına da sahip değillerdi; bir imparatorluğun sıkı yönetim mekanizmasına bu birlikte yoktu. Kutsal Roma İmparatorluğu devletlerin oluşturduğu birleşik bir krallıktı. Bir imparatorluk seviyesinde sıkı ve bağlı yönetime sahip değildi. Bu imparatorluğun en etkili bölgesiyse II. Leopold tarafından yönetilen kısmıydı. II. Leopold o zaman sadece Kutsal Roma İmparatoru veya Avusturya'nın yönetici sıfatını taşımıyordu. O ayrıca Marie-Antoniette'in erkek kardeşiydi. II. Leopold ve bir diğer Germanik devlet olan Prusya'nın yöneticisi II. Frederick William Ağustos ayında Pillnitz Deklarasyonu yayınladı. Bu Fransa'nın nüfusuna daha da zarar verecekti. Tam olarak ne olduğunu şimdi açıklığa kavuşturalım; 1791'in Haziranı'nda, 16. Louis ve Marie Antoniette kaçmaya çalıştılar ve Varennes'te yakalandılar. 1791'in Temmuz'unda Champs-De-Mars Katliamı yaşandı. Bu süreçte insanlar soylulara karşı daha da tepkili yaklaşmaya başladılar; "onlara ihtiyacımız yok" fikri yayılmaya başlamıştı. Ve insanlar daha da sinirliydiler. Bunların üstüne de Pillnitz Bildirgesi yayınlandı: yabancı güçlerin ki bir tanesi yüksek mertebe bir Fransız soylusunun erkek kardeşi yabancı güçlerin hazırladığı bir bildirge. Bu bildirge de kısaca II. Leopold ve II. Frederick'in Fransız krallığını başa getirme niyetinde olduğunu ifade ediyordu. Bildirgede bunu zorla veya bir askeri müdahaleyle yapacaklarını söylemiyor olsalar da, Fransa'nın monarşi düzenden uzaklaşmasını onaylamadıklarını belirtmişlerdi. Kendileri ne kadar bu bildirgeyi ciddiye almasalar da, Fransa'daki insanlar bunu fazlası ile ciddiye almışlardı. Avusturya ve Prusya'nın sınırlarında büyük güçlerin olması da bu durumu iyice kızıştırmıştır. Sonuçta insanlar, soyluların, güçlerini tamamen kazanıp onları bastıracakları konusundaki düşüncelere daha da bağlanmış oldu. Yani korkuları daha da arttı. Bu da Jakobenler'in iyice gaza gelip Cumhuriyet adına daha da mücadeleci bir tutum sergilemelerine neden oldu Konuyu burada bırakıyorum. Gördüğünüz gibi, ilk videoda işler bayağı kötüye gitmişti. Şimdi ise daha da kötüleşecek. Fransa'da kaos çıkacak. İnsanlar kral ve kraliçeye ihtiyaçları olup olmadıklarını sorguluyorlar. Yabancı güçler müdahale edip, kral ve kraliçenin tahttan indirilmesinden hoşlanmadıklarını söylüyorlar. Bu arada II. Leopold'ün "Ben senin erkek kardeşinim belki ben de sana yardımcı olabilirim." tutumu insanları daha da korkutuyor. Şu anki Millet Meclisi, devrimin başlangıcı ve insanları katliamıma eğilimli. Sonuç olarak Fransız tarihinde gergin ve kötü bir zaman yaklaşıyor. Bu gerginlik ve vahşet, Terör Dönemi ile doruğa çıkacak. Bunu sonraki videoda göreceğiz.