If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:23:29

Video açıklaması

Ekim 1789'a geldiğimizde, Kadınların Versay Sarayı'na Yürüyüşü'nün arkasında yatan neden soyluların ekinleri istiflediklerinden şüphe edilmesiydi. Bu sebeple, öfkeli bir halde Versay'a gidip; soyluları,16. Louis'yi ve Marie Antoinette'i, Paris'e geri dönmeye zorladılar. Sonrasında işler gerginleşmeye devam etti ve sık sık ayaklanmalar baş gösterdi. Kral ne yapacağını bilmiyordu durumdan da hiç hoşnut değildi. İnsanlar, kraldan gitgide daha çok şüphelenmeye başladılar. Bu sırada soylular Fransa'yı terk ediyorlardı. Kral ve Kraliçe de durumdan endişeliydiler; bazı insanlar meşruti monarşi sisteminden daha radikal düşüncelere sahiptiler. Bu yüzden kendilerini korumak için de kaçmayı düşünmüşlerdi. Şu an 1791'deyiz. Bunu bir zaman çizelgesinde gösterelim. Haziran'da , soylular kaçmaya çalıştılar. Fakat, kaçan soylular Varennes'de yakalanıp Paris'e geri gönderildiler ve Tuileries'de, ev hapsine tabi tutuldular. Buradaki bina, artık yok. Eğer Paris'e gider ve Louvre'u ziyaret ederseniz müzeyi, Louvre'un bulunduğu caddenin karşısındaki Tuileries Bahçeleri'ne açıldığını görebilirsiniz ve bu bina eskiden oradaydı. Sonuç olarak Haziran'da, asiller Tuileries'de ev hapsine mahkûm edildiler. Temmuz 1791'de, asiller kaçmaya çalıştılar ve bu kralın tahttan çekilmeye çalışmasıyla eşdeğer bir davranış olarak görüldü. İnsalar ''Artık kral ve kraliçemiz olmak istemiyorlar ve bizim de krallara ve kraliçelere ihtiyacımız yok" dediler. Sonrasında en radikal solcular, özellikle de Jakobenler, Champ-de-Mars'da artık asillere ihtiyaç duymadıklarını dile getirmek için topladılar. ''Bizim kral ve kraliçesiz bir hükümete ihtiyacımız var. Biz cumhuriyet istiyoruz." Dediler. Sonrasında ulusal meclis Champ-de-Mars'a askeri birlikler gönderdi ve ortalık iyice karıştı; olaylar sonucunda 50 kişi hayatını kaybetti. Buna da Champ-de-Mars katliami denir. Ortam gitgide alevleniyordu. 1791'in sonunda işleri daha da kötüleştiren bir olay oldu. Ağustos'da , Pillnitz Deklarosyonu ilan edilmişti hatırlıyorsunuz.Avusturya ve Prusya'nın liderleri Fransız asillerinin düştükleri duruma üzüldüklerini söylediler. Çünkü birincisi, 2. Leopold, Marie Antoinette'in ağabeyiydi. Ama daha da önemlisi, halkın asillere karşı ayaklanmasından hoşlanmamışlardı. Bu ayaklanmalar, diğer ülkelerin halklarının da kendi krallıklarına karşı ayaklanmasına neden olabilirdi ve krallar bu riski almak istemiyorlardı. Yine de krallıklar bu konuya ciddiyetle yaklaşmamış olsa da, bildirge Fransa'daki halkın paranoyak bir düşünce yapısına geçmesine neden oldu. Şimdi, bütün bunlar olurken, birkaç yıl önce yaşanan Serment du Jeu de Paume olayını hatırlayabilirsiniz. Orada yeni bir hükümet kurulmuştu. Sonuçta 1791'de, Ulusal Meclis söz verdiği gibi bir anayasa çıkardı ve bu anayasaya göre Fransa meşruti monarşiyle yönetilicekti. Ulusal Meclis halka, bir kral olacağını ancak bu kralın baskın bir etkisinden ziyade sembolik bir görevinin olduğunu söylüyordu. Kral, kanun çıkaran biri değildi; artık kanunların hazırlanmasından Ulusal Meclis sorumluydu. Kralın veto yetkisi gibi yetkileri olacaktı, fakat güçlerinin çoğu elinden alınmıştı. Artık Fransa bir meşruti monarşiydi. Bu yaşananlar, bazı yönleriyle, İngiltere'de olanlara benziyordu ancak bazı açılardan bu daha büyük bir gelişmeydi. Hükümet kurmak için yemin edilmişti. Ama işler Fransa'da, özellikle de Paris'de, karışmaya başlamıştı. İhtilal, Paris ve Versay'da neler yaşandığına odaklanmaya başlamıştı ve bu durum adeta bir gösteri halini aldı. Bazı ihtilalciler, meşruti monarşiden de fazlasını istiyorlardı. Onlar, bir cumhuriyet sahibi olmayı düşünüyorlardı. Bunu, Champ-de-Mars Katliamı'nda da gördük. İnsanlar, cumhuriyet yönetimi için imza atıyorlardı. Karşılarına çıkan direniş ve ateşe tutulmaları, onları daha da cumhuriyet isteğine yöneltmişti. İlk videodan hatırlayacağınız gibi bütün İhtilal'i hızlandıran en büyük etkenlerden bir tanesi Fransa'nın para sıkıntısı çekmesidir. İnsanlar açtı. Bu ekonomik sıkıntının kaynağı bütün politikacı, ihtilalci ve soyluların kendi pozisyonlarını, stratejik bir şekle sokmaya çalışmasıydı. Kimse bu problemleri çözmedi, Fransa ekomomik darlıktaydı ve insanlar açtı. 16. Luois'den tutun da devrimcilere kadar herkesin aklında tek bir soru vardı; "bu sorunları nasıl çözeceğiz?". Geçmişin birçok sahnesinde gördüğümüz gibi, bunu için en iyi çözüm; aslında, bilinen en iyi çözüm bir savaş başlatmaktır. Bu noktada, Fransa Avusturya'ya savaş açtı. Tarihleri yazayım: bütün bunların nerede olduğunu anlamama yardımcı olacaktır. Bu 1791'in sonuydu ve 1792 Nisan'da savaş başladı. Bu faydalı gözüken bir durumdu, en azından 16.Louis'in açısından oldukça iyi gözüküyordu. Eğer savaşta başarılı olurlarsa bu onu daha popüler ve güçlü kılacaktı. Bu savaş ortamı başka ülkeleri zenginliklerini almaya ve Fransanın kasasını doldurmasınada yardımcı olacaktı. Peki eğer savaş kötü giderse ve Fransa yenilirse ne olacaktı? O zaman Avusturya ve diğer ülkeleri kendileriyle savaşta bulacaklardı. Biraz sonra Fransa'nın, Avrupa'nın büyük güçleriyle savaşa girmek zorunda kaldığını göreceğiz. Ama eğer monarklar tarafından savaşı kaybederlerse, ihtilalcilerden kurtulup 16. Louis'yi tekrar tahta geçireceklerdi. 16. Louis'e göre bu iyi bir fikirdi. Çoğu ihtilalci bu sorunu çözmeye çalıştı. "Eğer başka ülkeleri sömürürsek iyi olur. "Eğer başka ülkelerden tahıl çalarsak, "Fransızları daha az aç kılarız" diye düşündüler. "Belki İhtilali yayarız, diğer bütün kralları tahtlarından ederiz ve bu sadece bir Fransız İhtilali olmaz; bu bir Avrupa İhtilali olur" Sonuç olarak Fransa, Avusturya 'ya savaş açtı. Hızlıca Hollanda'da Avusturyalıların yaşadığı bölgelere saldırdılar. Bu bölgede başarılı olacaklarını düşünerek savaş açtılar ancak Fransızlar düşündükleri kadar başarılı olmadılar. Prusya, Pillnitz Bildirgesi'nde yer almıştı bu yüzden de Avusturya'nın yanında savaşa katılma kararı aldı. Prusya ilk saldırıyı yaptı ve oldukça başarılı sonuç aldı. Böylece Fransa'ya karşı ilerleme kaydetmiş oldu. Prusya'nın başında olan Burnswick Dükü, Brunswick Manifestosunu yayımladı. Brunswick Manifestosu, Pillnitz Deklarasyonu gibiydi ancak oldukça katı kurallara sahipti. Brunswick Dükü, Fransa'ya saldıracak bir orduya sahipti. "Ben bütün ihtilalci hükümetleri tahtlarından edeceğim ve krallık sistemini yavaşça geri getireceğim." dedi. Bu olay, Nisan 1792'de oldu. Başta Avusturya'ya savaş açmak kralın gözünden kazançlı duruyordu. İhtilalciler de İhtilali yaymak istiyorlardı. Böylece başka ülkeleri sömüreceklerdi. Kısaca iki taraf da savaş fikrini destekliyordu. Ama bir anda Prusya'nın savaşa katılmasıyla Fransa yenilmeye başladı. Prusya, krallık yönetimini geri getireceğini savunuyordu. Kralın geri tahta çıkması olasılığının, ihtilalcileri daha da endişelendirdiğini görebilirsiniz. İhtilalciler kralın, Prusyalı'larla veya başka düşman devletlerle bir antlaşma içinde olduklarını düşündüler. Bu olay, Ağustos 1792'de yaşandı, 6 veya 7 ay sonra Paris Komünü oldu. Paris Komünü dediğimde, Paris hükümetini kastediyorum. Paris Komünü, daha da ihtilalci bir grup olan Jakobenler tarafından devralındı. Asil ailelerinin kaldığı, Tuileries'e gittiler. Tam buradaki bu resim ihtilalin resmi, Jakobenlerin Tuileries'e gelişini konu alıyor. "Prusyalıların bir ordusu var ve kralı geri getirmeye çalışıyorlar" "Biz de kralı hapsedeceğiz çünkü neyin peşinde olduğunu bilmiyoruz" dediler. Sonuç olarak 16. Louis'i ve Marie Antoinette'i hapsettiler. Ayrıca Ulusal Meclis'de de bazı entrikalar dönüyordu. Ulusal Meclis karşıtlarının çoğunun orada olmadığı biliniyordu. Bu dönem solcu radikallerin ve özellikle de Jakobinlerin öne çıktığı bir dönemdir. Bu hükümet cumhuriyeti ilan etti. Bu aynı zamanda 16. Louis'in artık kral olmadığının göstergesidir. Bu ulusun, bu ülkenin, artık bir kralı olmayacak ve ülke artık bir cumhuriyetle yönetilecek. Bütün bunlar olurken bir de Paris çevresinde dolaşan ve insanları öldüren çeteler vardı. Bu grup, ayaklanmalarla ve rastgele infazlarla 1400'den fazla kişiyi öldürdüler. Gördüğünüz gibi işler git gide kötüleşiyordu. Kral hapisteydi. Kralın hapsi uzun sürecekti ve onun için iyi sonuçlanmayacaktı. Sonuç olarak, ihtilalciler Fransa'nın bir cumhuriyet olduğunu söylediler. Bu arada, Avrupa'nın en büyük güçlerinden olan Prusya ve Avusturya'yla savaştaydılar Sonunda Fransız ordusu, işgalci Prusya ordusunu defedebildi. Buna Valmy Çıkmazı dediler ve bunu kimin kazandığı belirli değildi. Bu nedenle, çok fazla uğraşmak istemediler ve daha fazla destek birliği göndermediler. Sonuçta az süreliğine de olsa dış tehditler etkisiz hale getirilmişti. Ulusal Meclis bunun üzerine cumhuriyet ilan etti. Ama bunu daha da ilerlettiler. Bu şu an 1792 Eylül'ü. Valmy Çıkmazı oldu. Ulusal Meclis, Valmy Çıkmazı'ndan sonra ''Yeni bir hükümet oluşturucağız'' dedi. 1791'deki hükümet bir yıl kadar sürdü. Yeni bir hükümet kurmayı amaçlıyorlardı. 16. Louis'nin hapsedilmesinin ardından yaşanan kan dökme ve diğer her türlü kargaşa ve ayaklanmalar, bir yıl sonra olacakların bir sezdirmesiydi. Unutmayın ki, Ocak 1793'te kralı hapsettiler ve kralı geri getirme planı yapanlara savaş açtılar. Sonrasında ilk olarak 16.Louis idam edildi. Bu solda gördüğünüz, kralın idamının bir resmi. Sağında ise bu sistemi icad eden Doktor Guillotin'in resmini görebilirsiniz. Bu resim de giyotin ve aslında insanları daha insacıl bir şekilde öldürmek için bulundu. O zamanlarda "İnsanları acı çekmeleri için değil ölmeleri için öldürüyoruz." diyorlardı. Biz bu çok insancıl alete, giyotin diyeceğiz Şu kısım, insanın kafasını hızlıca koparmak için kullanılan bir keski. Ve bu sistem, üstte resmini gördüğünüz fizikçi tarafından icat edildi. Fakat, bu mekanizmayı ilk deneyen önemli insanlardan biri 16.Louis oldu. Şubat 1793'te insanlar hala açtığı, ihtilali yaymaya hala uğraşıyorlar ve hala başka, ülkeleri sömürmek istiyorlardı. Şubatta Ulusal Meclis veya "devrimci hükümet " Hollanda Cumhuriyeti ve İngiltere'ye savaş açtı. Şimdi büyük ihtimalle "Tek başına bir ülke olan Fransa, nasıl olur da Avusturya ve Prusya'ya karşı savaşabiliyor?'' sorusu aklınıza gelmiştir. Hatta şimdi de Hollanda ve İngiltere'ye savaş açtı. Aslında bir ay önce de İspanya ve Portekiz, Avusturya ve Prusya'nın yanında savaşa katılmıştı. Şimdi nasıl olurda tek bir ihtilalci ülke olan Fransa, bütün bu devletlere karşı kendini koruyor? Bunu cevabı da, ihtilalci hükümetin Şubat ayında Levée en Masse'ı ilan etmesinin altında yatıyor. Levée en Masse, yani genel seferberlik. Bu aslında bizim zorunlu askerlik diye bildiğimiz kavramın ilk versiyonu. İmkanları bunun için yeterliydi, dediler ki "Fransa'daki sıhhatli ve bekar genç erkekler orduda görev alacaklardır." Bu kararla, bir anda yüz binlerce askerleri oldu. Birkaç yılda da, bunu gösteren bazı dokümanlar da var, asker sayıları bir kaç yılda, bir milyonun üstüne çıktı. Yani bunun üzerine mesleği askerlik olanlar da vardı. Bu sistem, diğer bütün krallıkların asker yetiştirme tekniklerinden daha farklıydı. Çoğu krallık, profesyonel askerlere para ödüyorlardı. O zamanın diğer orduları Fransa'nın topladığı ordudan daha küçüklerdi. Bu durumdan istifade Fransa "Bakın, bu hükümet insanların insanlar için kurduğu bir hükümet" diyebiliyordu. "Kral için savaşmıyorsunuz, kendiniz için savaşıyorsunuz. Kendinizi ifade etmek için savşıyorsunuz ki, yabancı kralların emri altına girmeyin." Herkes savaş için efor sarf etti ve Avrupa'nın en büyük ordusuna sahip oldular. Ama tekrarlamaya devam etmem lazım; bütün bunlar, Fransa'daki huzursuzluk sebbiyle meydana geldi. İhtilalcilere karşı çıkmak isteyen kral yanlıları oldu. Unutmamak gerekiyor ki insanlar hala açtı. Ve sonuç olarak herşeyi kontrol etmek için 1792'de Ulusal Meclis, Sosyal Güvenlik Komitesi'ni kurdu Bu kuluğa çok güzel bir komiteymiş gibi geliyor değil mi? Sosyal Güvenlik Komitesi Bu komite varsayılan hükümet, yani fiili hükümet oldu. Bu komite buradaki hoş görünen beyfendinin, Maximilien Robespierre'in yönetimindeydi. Ama aslında Sosyal Güvenlik Komitesi'nin baskın olduğu konu, çok politik ve kuruntucu olmaktı. Maximilien Robespierre'in kontrolünde olanlar ki Maximilien Robespierre oldukça paranoyaktı eğer birinin yeterince radikal olmadığı hissine kapılırlarsa veya çok radikal olduğu hissine kapılırlarsa; kısacası hoşlanmadıkları biri varsa veya onları görevden alacak bir kimse, bütün bu insaları giyotine gönderiyorlardı.Kısa ve net. Ki bu da terrörün saltanatının bir başlangıcıydı. İlerleyen yıllarda, yaklaşık 16.000 insan giyotinlendi. "Doktor Giyotin'in insani buluşuna gönderildiler." İnsani buluş Bu rakamlar sadece tahminiydi. Bunun için doğru bir sayım yoktu. Aşağı yukarı 40,000 insanın öldürüldüğü düşünülüyor bu dönemde. İlginç bir mantık yürütülüyordu. Biliyorum, suçlusun. Hey oradaki! Sen lütfen, şu adamı benim için öldür. Oldukça kanlı ve vahşi bir dönemdi. Ayrıca bütün bunlar Paris ve çevresinde oldu. Bir anda, küçük bir şehirde on binlerce insan katlediliyordu. Bütün bu katliamlar, insanların ihtilale yeteri kadar sağdık olmadığını düşündükleri için yapılıyordu. Sonunda insanlar Maximilien Robespierre'den şüphelenmeye başladılar "Bütün paranoyanız, ihtilale yardım etmekten çok zarar veriyor." dediler. Thermidorian Ayaklanması; 1794 Temmuzu'nda gerçekleşti. Bu ayaklanma, ihtilalci hükümetin yeni bir takvim hazırlamasına yol açtı. Temmuz ayına Thermidor ayı ismini verdiler. Bir gündeki saatleri değiştirdiler. Günde 10 saat vardı ve bu 10 saat, 100 dakikadan oluşuyordu. Bir dakika da 100 saniyeden oluşuyordu. Ayda 10 günlük üç haftaları vardı.Yepyeni bir takvimleri oldu. Ama Thermidor Temmuz ayıydı. Ki bu aslında Temmuz Ayaklanmasıydı ve insanlar Maximilien Robespierre'den sıkılmıştı. 1794 Temmuz'unda, o da giyotinlendi. Ne ekersen, onu biçersin Hatırlatmak istediğim iki şey daha var. Geriye doğru birkaç adım atıyorum ve 1793'e geri dönüyorum. Bu da biraz dipnot gibi olacak. Ocak'ta 16. Louis öldürüldü. Ekim'de Marie-Antoinette öldürüldü. Bu da 1793'deydi. 9 ay sonra Marie-Antoinette'in eşi öldürüldü. Bütün Fransa o zaman kargaşa içindeydi. 1793 Temmuz'unda bir ayaklanma oldu. Bu terrörün saltanatının bitmesinden bir yıl önceydi. Toulon limanında ihtilalci hükümete karşı ayaklanmalar vardı. Bunlar yetenekli bir topçu kaptanı sayesinde bastırıldı. Topçu kaptanı bütün toplardan sorumlu olan kimse demek bu arada. 1793 Temmuzunda, Toulon'da, bu topçu kaptanı yaptığı işi tam anlamıyla biliyordu. Ve bu topçu kaptan ilerde ihtilalci hükümetin inancını kazanacaktı; adı Napoleon Bonaparte'dı. Gelecek videoda onu da izleyeceğiz.