Senatör George Norris'in 1917 yılında ABD'nin savaşa girmesine karşı çıkan konuşması

Öncelikle şu anda Avrupa’da sürmekte olan bu faydasız ve anlamsız savaşa ülkemizi sürükleyecek her türlü adımın atılmasına tüm içtenliğim ve samimiyetimle karşı çıkarken, eğer bu karar geçerse, bu karşıt duygu ve düşüncelerimin, gerek bir senatör, gerekse bir vatandaş olarak zaferin Amerikan ellerince kazanılmasına yönelik görevlerimi yapmamda herhangi bir engel teşkil etmeyeceğini belirtmek isterim. Ülkemin savaşa girmesine katiyen karşıt olmam bir tarafa, eğer girersek, görüşüme rağmen, tüm enerjim ve gücüm, bayrağımızı zafere taşıyan ellerin arkasında olacaktır.
Şu anda senato önünde bekleyen karar, bir savaş ilanıdır. Bu mühim adımı atmadan önce, bu korkunç girdabın eşiğinde beklerken, bir teneffüs vermeli ve atmak üzere olduğumuz adımın dehşet verici sonuçlarını sakince ve mantıklıca değerlendirmeliyiz. Bu kötü ve adaletsiz savaşın çeşitli aşamalarını da hesaba katarak, başından beri içinde bulunacağımızı belirttiğimiz tarafsız duruşa göre aldığımız yolu ve ulaştığımız konumu da aynı şekilde değerlendirmeliyiz.
Yakın geçmişe aşina hiçbir kimse, hem Büyük Britanya’nın hem Almanya’nın savaşın başından beri, tarafsız gemilerin ve tarafsız milletlerin savaş öncesi tüm medeni dünya tarafından kabul edilmiş uluslararası hukuka dayanan haklarına karşı birçok defa alçakça tecavüzlerde bulunduğunu inkar etmeyecektir.
Sayın Başkan’ın kongreden Almanya’ya savaş ilan etmesini istemesindeki sebep, Alman Hükümeti’nin belirli savaş alanları ilan etmesi ve bunların sınırları dahilinde, denizaltılarını kullanarak, herhangi bir ihtarda bulunmadan Amerikan gemilerini batırması ve Amerikan hayatlarına kıymasıdır. . . . İlk savaş alanı Büyük Britanya tarafından ilan edilmiştir. Bunun bildirisi bize ve tüm dünyaya, 4 Kasım 1914 tarihinde yapılmıştır. Bu savaş alanı, 5 Kasım 1914 tarihinde fiili hale gelmiştir. . . . Büyük Britanya tarafından ilan edilen bu savaş alanı, tüm Kuzey Denizi’ni kapsıyordu. . . . İlk Alman savaş alanı ise, Britanyalılardan üç ay sonra, 4 Şubat 1915’te ilan edilmiştir. Almanya savaş alanının tesisi için on beş günlük bir bildiri süresi vermiştir ve savaş alanı 18 Şubat 1915’te fiili hale gelmiştir. Alman savaş alanı ise Manş Denizi’ni ve Britanya Adaları’nın açık sularını kapsıyordu. . . .
Şüphesiz ki, savaş alanları ilan eden bu iki emirin de uluslararası hukuka aykırı olduğunu göstermek için uzmanlardan alıntı yapmaya gerek yoktur. Hükümetimizin her ikisini de resmi olarak hukuka aykırı ilan ettiğini ve her ikisine de resmi olarak protesto çektiğini söylemek kafidir. Bu durumda aradaki tek fark, Almanya üzerindeki protestomuzda ısrar ederken, İngiltere üzerindeki protestomuzdan vazgeçmemizdir.
Bir hükümet olarak görevlerimiz ve bu savaş alanlarını ilan eden olağandışı emirlerle karşı karşıya kaldığımızdaki haklarımız nelerdi? İlk olarak, iki tarafa da karşı gelerek, uluslararası hukukun ihlali ve tarafsızlık haklarımıza müdahaleden dolayı bu iki devletle savaşa gidebilirdik. İkincisi, bir tarafa karşı çıkıp, diğer tarafa muvafakat verme hakkımız mevcuttu. Üçüncüsü, iki tarafı da yasadışı ilan ederken, aynı zamanda ilgili emirlerinin doğruluğuna katılmamak kaydıyla her iki tarafa da muvafakat vererek tarafsız kalabilirdik. Amerikan gemi sahiplerine bu emirlerin uluslararası hukukla çeliştiğini ve adaletsiz olduğunu, ancak bu kışkırtmanın tarafsızlık haklarımız korumak maksadıyla savaşa girmemiz için yeterli neden teşkil ettiğine inanmadığımızı, dolayısıyla bu alanlara girmek isteyen Amerikan gemileri ve vatandaşlarının kendi risk ve sorumluluklarını almaları gerektiğini söyleyebilirdik.
Dördüncüsü, bu savaş alanlarının varlığında ısrar eden hükümetlere ambargo koyarak, Amerikan limanlarından bu devletlere gidecek her türlü mamulün naklini engelleyebilirdik. Amerikan limanlarından bu savaş alanlarına gidecek her türlü gemiye demir alma izni vermekten kaçınabilirdik. Bana kalırsa, eğer bu yolu izleseydik, bu savaş alanlarının ömrü de çok uzun olmazdı. İngiltere ülkemizden herhangi bir tedarik sağlamak için Kuzey Denizi’ndeki mayınlarını sökmek zorunda kalırdı. Kuzey Denizi İngiliz mayınlarından temizlendikten sonra, Kuzey Denizi üzerindeki Alman limanları Amerikan nakliyatına elverişli hale gelirdi ve Almanya ülkemizden gelecek herhangi bir tedarik sağlayabilmek için denizaltı taarruzunu sona erdirmek zorunda kalırdı.
Bu savaşa bir taraf olmamızı insanlığa karşı bir borcumuz olarak gören çok büyük sayıda Amerikan vatandaşı var. Acımasızlık ve gaddarlığın birçok örneği her iki tarafta da gözlemlenebiliyor. İnsanlar genellikle çıkarlarının ve sempatilerinin doğrultusunda taraf tutmaya meyillidirler. Bana göre, en başından beri tarafsızlığımızı en katı şekilde muhafaza etmeliydik. Eğer bunu yapsaydık, şu anda savaşın eşiğinde olmazdık. Eğer isteseydik, istediğimiz anda tarafsız kalmaya millet olarak hakkımız vardı. İngiliz savaş alanına riayet edip, Alman savaş alanını saymama gibi teorik bir hakkımız vardı, ancak bunları yapıp tarafsız kalamadık.
Ülkemizin tarafsız kalmasını istemeyen insan bulmakta hiç zorlanmıyorum. Birçok insanın kişisel çıkarlar ve kazanç umudu ile hareket ettiğine dair birçok örnek bulabileceğimden hiç şüphem yok, ancak, esas durumu yanlış değerlendirerek, Almanya’ya savaş ilan etmemizi talep eden Sayın Başkan’a destek veren birçok dürüst ve vatansever yurttaşımız olduğuna da inanıyorum. Bu insanların kanılarında yanılgıya düştüklerini ve büyük çoğunluğunun savaşa katılmamızın bize çok büyük oranda gelir sağlayacağını tartışılmaz gerçekmiş gibi algılayacak şekilde yanlış yönlendirildiğini düşünüyorum.
Bu karışıklıkta müttefik devletlere yüz milyonlarca dolar kredi sağladık. Bir taraftan bu tip eylemler uluslararası hukuk tarafından meşru görülürken, müttefiklere verilen bu muazzam paranın toplumda kamuoyu oluşturmak için kullanılacağından ve ülkeyi eyleme götürerek borçları çok daha kolay ödenir hale getireceğinden şüphem yok. Bu yaratılan kamuoyu vasıtasıyla savaştan halihazırda mühimmat vb. üreterek milyonlar kazanmış kısım bir tarafa, ülkenin bu yıkıma sokulmasından milyonlar kazanmayı bekleyen birçokları, birçok büyük gazete ve haber ajansını kontrol altına alarak, savaş hakkında tarihin gördüğü en büyük propagandalardan birini gerçekleştirmiş olabilirler.
Bugün savaş mühimmatının muharip devletlere ulaştırılmasında sigorta niyetine Amerikan vatandaşlarının kullanılması talep ediliyor. Mühimmat üreticilerinin, borsa simsarlarının ve tahvil takipçilerinin muazzam karları, bizim savaşa girişimizle daha da artacak olmalı. Bu da bizi şu ana, yani Sayın Başkan’ın da bu yapay duyarlılığıyla teşvik etmesiyle, kongrenin savaş ilan ederek ülkemizi insanlığı gördüğü en büyük katliamın içine çekmek üzere olduğu ana getirdi.
Bu tahvil sahiplerinin ve borsa simsarlarının tarafını göstermek maksadıyla, bir New York Borsası üyesinin müşterilerine yazdığı bir mektuptan alıntı yapmak istiyorum. Yazar şöyle diyor:
Savaşın kaçınılmazlığına gelecek olursak, Wall Street savaşa girmemizin, bu gireceğimiz tarihin belirsizliğinden daha tercih edilebilir olduğunu düşünüyor. Kanada ile Japonya savaştalar ve şu anda tarihlerinin en bayındır dönemlerini yaşıyorlar. Genel görüş, çatışmaların patlak vermesinin hemen ardından hisselerin buna hızlı, temiz ve keskin bir reaksiyon göstereceği, ardından da 1898 İspanya savaşının patlak vermesinden sonra olduğu gibi eski usul bir hayvan pazarı ekseninde seyredeceği şeklinde. Barışın devam etmesi eşya fiyatlarının yeniden ayarlanmasına ve muhtemelen yeni yatırımların ertelenmesine sebep olurdu. Barış müzakereleri uzun soluklu olsaydı, iş dünyasının bekleme dönemi ve belirsizlik de uzun olurdu. Ancak Birleşik Devletler savaşa girmese bile, hazırlık programının, savaşın kendisine olan beklentinin düşmesini iyi ölçüde dengeleyeceği her şeye rağmen iyi bir fikirdir.
İşte size Wall Street’in görüşü. İşte size biz savaşa karıştığımız takdirde kar sağlayacak, halihazırda milyonlarca dolar kazanmış, eğer savaşa girersek yüz milyonlarca daha fazlasını kazanacak bir sınıfı temsil eden adam. İşte size bu mektubun yazarının da bakış açısıyla dahil olduğu sınıfın, savaşın zenginlik getireceğine dair hunhar teklifleri.
Şüpheye meydan vermeyecek şekilde Wall Street’in ve başka yerlerdeki binlerce insanın, savaş halinde yapacakları hisse ve tahvil alım satımlarından elde edecekleri dolarlardan başka bir şeyi düşünmeyen görüşlerini dile getiriyor. “Kanada ve Japonya.” diyor, “Savaştalar ve şu anda tarihlerinin en başarılı dönemlerini yaşıyorlar.”
To whom does war bring prosperity? Not to the soldier who for the munificent compensation of $16 per month shoulders his musket and goes into the trench, there to shed his blood and to die if necessary; not to the brokenhearted widow who waits for the return of the mangled body of her husband; not to the mother who weeps at the death of her brave boy; not to the little children who shiver with cold; not to the babe who suffers from hunger; nor to the millions of mothers and daughters who carry broken hearts to their graves. War brings no prosperity to the great mass of common and patriotic citizens. It increases the cost of living of those who toil and those who already must strain every effort to keep soul and body together. War brings prosperity to the stock gambler on Wall Street--to those who are already in possession of more wealth than can be realized or enjoyed.
Yine bu yazar diyor ki, eğer bu savaşa girmezsek, “Hazırlık programının, savaşın kendisine olan beklentinin düşmesini iyi ölçüde dengeleyeceği her şeye rağmen iyi bir fikirdir.” Bu, eğer savaşa giremezsek, o doğrultuda gidebildiğimiz kadar gidelim demektir. Eğer savaşa giremezsek, daha fazla gemi, daha fazla silah, daha fazla mühimmat gibi, bizi savaşın eşiğine götürebilecek şeyler için mümkün olduğunca yalvaralım demektir. Peki ya, eğer savaş günü gelirse, tüfeğini omzuna alıp siperlere girecek adamlar bunlar mı?
Savaşa girmekte veya savaşa hazırlanmaktaki amaçları para kazanmak. İnsanların çektiği çile ve feda ettikleri hayatlar önem arz ederken, Wall Street’in umurunda olan tek şey para. Bu çizdikleri fevkalade saadet tablosunda çarpışanların ve fedakarlıkta bulunanların yeri yok. Bu borsa simsarları tabii ki savaşa bizzat gitmeyecekler, çünkü esas amaçları savaştan kar sağlamak ve bunu gerçekleştirebilmek ve o büyük saadetten pay koparabilmek için Wall Street’teki ofislerinde oturup bekleyecekler. Askerlik şubeleri onları bulamayacaklar. Wall Street’teki saray yavrusu ofislerine kapanıp, maun masalarının arkasında, ellerinde senetlerle, dürüst emekçilerin terlerinin bulaştığı senetlerle, annelerin gözyaşlarının iz bıraktığı senetlerle, kendi vatandaşlarının kanıyla boyanmış senetlerle bekleyecekler.
Bugün dile getirilmemiş tehlikeler ile dolu bir adım atmak üzereyiz. Hazine arayışıyla savaşa giriyoruz. Diğer ülke yurttaşlarının kanları paraya dönüşebilsin diye kendi milyonlarca yurttaşımızın hayatını feda uğruna savaşa giriyoruz. Ve hatta Atlantik Okyanusu’nu geçip de siperlerde mevzilenmesek bile, bizden sonraki birçok neslin ödemek zorunda kalacağı bir borç batağının içine giriyoruz. Şu anda yapmak üzere olduğumuz korkunç hata ile daha doğmamış milyonların sırtına bu borçları ödeme yükünü bindireceğiz.
Sermayenin korkunç boyunduruğunu davet etmek üzereyiz. Alacağımız bu kararla milyonlarca yurttaşımız acı çekecek, muhtemelen milyonlarca kardeşimizin kanı dökülecek, milyonlarca kalbi kırık kadın ağlayacak, milyonlarca çocuk soğuklara maruz kalacak, milyonlarca bebek açlıktan ölecek ve tüm bunlar, Amerikan vatandaşlarının muharip devletlere mühimmat sağlama ticari hakkını savunmak için olacak.