If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik

Orta Çağ'da Müslüman Toplumlar

Müslümanların hakimiyeti altındaki Orta Çağ toplumlarında etkin olan toplumsal hiyerarşiler hakkında bilgi edinin.

Genel bakış

  • Ortaçağ Müslüman toplumunda yaşayan insanlar, dini inançlarına, kökenlerine, cinsiyetlerine ve sosyoekonomik statülerine göre farklı seviyelerde güce sahipti.
  • Gayrimüslim gruplar zimmiler isimli korunan bir sınıftı ve korunmak için cizye isimli özel bir vergi vermeleri gerekiyordu.
  • Müslümanlığın ilk yüzyılı boyunca Arap Müslümanlar, mevali olarak adlandırılan ve Arap olmayan Müslümanlara tercih ediliyordu.
  • Kadınların yaşamları, büyük oranda sosyoekonomik statüye ve siyasi içeriğe bağlı olarak, oldukça çeşitliydi.
  • Siyasi ve ekonomik düzen şehir merkezlerine kıyasla kırsal alanlarda ve kabile yönetiminin yaygın olduğu köylerde daha farklıydı.

Karmaşık hiyerarşiler

Müslüman ağırlıklı ve Müslüman toplumlar orta çağ döneminde boyunca büyük değişimlere uğradılar. Emeviler ve Abbasiler gibi merkezi yönetimi güçlü Arap kökenli halifelikler altında toplanmışken, daha küçük ve merkezileşmemiş bölgesel güçlerin yönetimi altına girdiler. Bu bölgesel güçlerin çoğu Arap değildiler ve farklı dini gelenekleri vardı. Bunun bir sonucu olarak, Müslüman toplumlarda çok çeşitli sosyal örgütlenmeler gözlemlemek mümkün oldu.
Her topluma özel karmaşık sosyal ilişkiler, o toplumdaki sakinlerin yaşamlarını yönetti. İnsanların yaşamları dinleri, kökenleri, sosyal sınıfları, cinsiyetleri ve hukuki durumlarına göre belirleniyordu. Çok fazla etken olduğu için, bu dönemdeki Müslüman dünyasının yaşamı hakkında genelleme yapmak zordur. Daha iyi anlamak için ise, insanların deneyimlerini belirleyen farklı sosyal kurumları ve hiyerarşileri keşfetmek yararlı olacaktır.

Dini farklılıklar

Dini kimlik yaşamın önemli bir boyutuydu. Farklı gelenekleri takip eden Gayrimüslimler ve Müslümanlar'ın hayat deneyimleri oldukça farklıydı. Gayrimüslimlerin zulüm görüp görmedikleri veya Müslüman toplumlarda nispeten iyi muamele görüp görmedikleri konusunda ise pek çok bilimsel tartışma halen devam ediyor.
Genel olarak Gayrimüslimler kendi inançlarının gereklerini uygulayabiliyorlardı ve kendi iç işleriyle ticari faaliyetlerini yönetmede belirli bir ölçüde özerkliğe sahiptiler. Zimmi adlı bu korunan sınıf, onlara verilen bu özgürlükleri cizye adlı özel bir vergi ödeyerek ve Müslüman yönetimini kabul ederek kazandı.
Ancak Gayrimüslimler her zaman Müslümanların hukuki ve sosyal ayrıcalıklarından yararlanamıyordu. Bazen kıyafetleri, halka açık dini teşhirleri, meslekleri ve ibadet yerleri konusunda kısıtlamalar oluyordu. Ayrıca daha yüksek vergi ile birlikte gümrük vergisi de ödüyorlardı. Üstelik Gayrimüslimler Müslüman kadınlarla evlenemiyordu. Ancak bu kısıtlamalar tutarsız bir şekilde dayatılıyordu. Gayrimüslimlerin tacizi hatta istismarının, siyasi ve ekonomik kargaşa dönemlerinde sıklıkla arttığı gözlemlendi.
Yine de, Hristiyanlar ve Yahudiler sıklıkla toplumlarla bütünleşmeyi başarmış; idari, kültürel ve bilimsel yapılarda rol oynamışlardır. Zaman içinde Gayrimüslimler halifelikle ilişkiler geliştirdiler. Dinî pratikleri konusunda özgürlük sahibi olmalarını sağlayan elverişli politikaları müzakere edebildiler. Bu ilişki aynı zamanda kiliselerin ve manastırların inşasını ve onarımını da kolaylaştırdı.
Bir çadırda oturup satranç oynayan iki adamın tablosu.
Yaklaşık 1251-1283 yılları arasında, bir Hristiyan ile Müslüman'ın satranç oynamasını betimleyen bir görsel. Kaynak: Wikimedia Commons
Bazı yönlerden, Bizans İmparatorluğu'nun yenilgisi bu toplulukları bir arada yaşamay zorlayarak Müslüman dünyasında Hristiyanlığın da daha iyi tanınmasına yol açtı. Bizans İmparatorluğu'nun resmi dini Ortodoks Hristiyanlığı idi ve diğer Hristiyan inanışlarına resmen karşı oldular. Bu yüzden Yunan Ortodoks Hristiyanlığı Müslüman yönetimine direnirken, Nasturiler gibi diğer Hristiyanlar karışık hisler besliyordu. Ayrıca Hristiyanlık, Müslüman yönetimi altında Hazar Denizi bölgesinde ve Orta Asya'da da büyümeye başladı.
Benzer şekilde, Pers İmparatorluğu tarafından desteklenen Zerdüşt kurumların yokluğunda, birçok yeni mezhep ve tarikat Pers İmparatorluğu'nun eskiden yönettiği bölgelerde ortaya çıkmaya başladı.
Birçok farklı inanıştan insan çeşitli sebeplerden dolayı zaman içinde İslam'a inanmayı seçti. Bazıları samimi bir inançtan dolayı, bazıları ise daha yüksek vergilerden ve ayrımcılıktan kaçmak için inançlarını değiştirdiler. Bazıları da hükümette daha yüksek statülere sahip olmak için din değiştiriler. Halk yavaşça İslam'a geçti ve 11. yüzyıla gelindiğinde, Müslümanlar Levant'ta, Mezopotamya'da ve Mısır'da çoğunluğa dönüştü.
İslam içindeki dini farklılıklar da önemliydi. Farklı düşünce okulları ortaya çıktıkça, farklı inanışlar açıklığa kavuştukça ve net dini kimlikler oluştukça, farklı bağlamlarda belirli gruplar tercih edildi. Örneğin Şiiler Sünni Abbasiler altında zulme uğrarlarken, Şii Fâtımî Hanedanı tarafından desteklendiler. Değişen güç dengeleri, belirli grupların gördüğü zulmün de sıklıkla değişiklik gösterdiği anlamına geliyordu.
Sünni grupları içinde bile din ile ilgili belli başlı yorumlara veya yaklaşımlara, genellikle mevcut hükümdarın geçici heves ya da stratejisi doğrultusunda öncelik veriliyordu. Örneğin, yedinci Abbasi halifesi Abdullâh Memûn'un altında din bilginleri, görünüşte küçük doktrinsel farklılıklar üzerine odaklanmış olan dini testlere tabi tutuluyorlardı. Bu sınavlarda başarısız olunca ise, bilginler ciddi cezalara maruz kalıyorlardı.
Müslümanlar ile Gayrimüslimlerin hayatları hangi açılardan farklıydı?
Bizans İmparatorluğu'nun çökmesi Hristiyanları nasıl etkiledi?

Etnik farklılıklar

İslam, Arap Yarımadası'nda ortaya çıkmış ve ilk İslam imparatorlukları tarafından belirlenen belirgin Arap karakteristliklerine sahiptir. Özellikle Emevi hilafeti, Arap kültürünün ön planda olmasını tercih edip Arpaça'yı idari dili olarak seçti. Gayrimüslimlere Arapça'da müşteri anlamına gelen mawali denirdi. Her ne kadar alt sınıf olarak görülseler ve daha çok vergi ödeseler de, çoğu zaman önemli bürokratik rollere de sahip oldular. Yine de bu durum Gayrimüslimler arasında Emevilere karşı bir kin oluşmasına sebep oldu.
Sonuç olarak Arap olmayan Müslümanlar, yani Persler, kültürel açıdan çokça etkili olacakları Abbasiler'e katıldılar. Dört Halife ve Emeviler döneminde baskın olan Arap gücü, Abbasi döneminde azaldı ve yerini Türk, Pers ve Berberilere bıraktı.
Orta Çağ'dan kalma, bir çatışmayı betimleyen görsel.
Moğol okçular ile Mamluk süvarilerin bulunduğu, 1299'daki Wadi al-Khazandar savaşının 14. yüzyıla ait çizimi, Tatar tarihini açıklayan kaynaklardan alınmıştır. Kaynak: Wikimedia Commons
Abasi döneminin sonu ve sonrasında askeriyede etnik bölünmeler vardı. Ghilman veya Mamluks adı verilen Türk askerler, profesyonel olarak kabul edilir ve sivil halktan ayrı bir konumda yer alırdı. Bu ayrım Türk olan Memlük Hanedanlığı'nın gücünün artmasını sağladı. Arap olmayanlar arasında en başarılı Müslüman yönetimi Mısır'daki Memlük Hanedanıydı, ancak başka birçok İslam Devleti de Arap olmayan yöneticiler tarfından kontrol edildi.
Arap etnik kökenleri, Emeviler döneminde nasıl bir öneme sahipti? Bu durum Abbasiler döneminde nasıl değişti?
Bu dönemde Türk kökenli askerler ile ilgili ne biliyoruz?

Kadın, cinsiyet ve aile

İslamiyet'in ilk dönemlerinde kadınların hayatıyla ilgili çok fazla bilgi sahibi değiliz. 11. yüzyıldan önce, tarihsel kayıtlar sadece seçkin kitlede olan kadınları kapsıyor ve yasal kaynaklar üst sınıf olmayan kadınların hayatlarıyla ilgili fazla içerik barındırmıyor. Ortaçağ İslam toplumlarındaki kadınlarla ilgili ise limitli de olsa daha çok bilgiye sahibiz.
Sınırlı kaynakları kullanarak o zaman yaşamış kadınların hayatlarını canlandırmak zor bir iş; üstelik farklı sosyal, etknik ve dini sınıflarda yer alan kadınların farklı yaşantı ve deneyimleri olması da o günkü hayatlarını genelleştirmemizi daha da zorlaştırıyor. Kadınların yaşantısı dinden etkilenmişti ama aynı zamanda sosyoekonomik statü ve siyasi bir çevrenin etkisi altında da kalmıştı.
Tarihi kayıtların çoğu, elit sınıfa mensup erkek alimler tarafından tutulurdu ve ahlak üzerine odaklanırdı. Yani çoğu belge, ahlaki talimatlar oluşturup aktarmak amacıyla yazılmıştı. Bu durum, bahsi geçen belgeleri onları kadınların yaşntılarının gerçeklerini anlamamız için yetersiz kaynaklar haline getirdi. Ancak, dolaylı da olsa kadınların hayatı ile ilgili bazı ipuçları da sunuyorlar. Örneğin, hukuk kayıtlarına geçen bazı durumlarda kadınların bağımsızlığı, özgürlüğü ve sosyal hayattaki yerlerinden şikayetçi olmaları diğer bir grup kadının bunlara sahip olduğuna işaret ediyor. Elit kitle dışındaki kadınlar, pazarlar ve camiler başta olmak üzere tarım, el işleri, gıda hazırlama, tıp ve ebelik gibi birçok farklı alanda çalıştılar.
Kadınların toplum içindeki davranışlarını sadece din değil, çok daha fazla etken belirliyordu. Hatta, bu konuda sosyoekonomik statü daha belirleyici bir role sahipti. Örtünme, inzivaya çekinme ve çok eşlilik, elit kesimde daha yaygındı. Yahudi ve Hıristiyan elitlere mensup kadınlar ise örtünmeye veya inzivaya çekilmeye Müslüman alt sınıf kadınlardan daha yatkınlardı ki bu durum, bu gibi uygulamaların dini sebeplerden öteye geçtiğini gösteriyor. Aslında, üst sınıfta karşımıza çıkan bir gelenek olan, kadınları toplumun geri kalanından harem adı verilen yerlerde ayrı tutulmasının kökeni Bizans dönemindeki evlerde, kadınlara özel alanlar olarak kayda geçmiş gynaikonitis geleneğinden geliyor olabilir.
Hz. Muhammed zamanında kadınların sosyal hayattan ayrı tutulduklarına dair önemli bir kanıt olmadığı için, inziva olarak da bilinen bu geleneğin zamanla geliştiği düşünülebilir. Hz. Muhammed zamanında kadınların, onun ve onun destekçileri ile camii ve diğer topluma açık alanlarda özgürce birlikte yer aldıkları konusunda kanıtlar bulunuyor.
Buna karşılık, ilerleyen dönemlerde yaşayan üst sınıfa menzup kadınlar topluma açık ortak alanlarda görünmemeye başladılar. Orta Çağ İslam toplumu, erken dönemdeki İslam toplumlarına göre daha ataerkildir (patriyarkal). Bunun olmasına yol açan etkilerin bir kısmı Sasani İmparatorluğu ve Bizans kültürünün yönetici-sınıfına ait geleneklerinden ve farklı dini fikirlerden gelmiş olabilir. Müslüman topluluklar fethettikleri bölgelerden yeni fikirler edindikçe, İslam'ın kutsal metinlerinin yorumlanması da farklı yönlerde şekillendi. Bu gelişmelerin, cinsiyet ve kadın haklarının yorumlanmasını da etkilediği düşünülmektedir.
Ancak, kadınların toplum içinde ezilen bir grup olduğunu söylemek aceleye getirilmiş bir sonuç olur. Üst sınıfa menzup kadınlar kamusal alanlarda bulunmaz iken, bahsi geçen alanlar günümüzde olduğu gibi merkezi öneme sahip yerler değildi. Aynı zamanda, elit sınıfta yer alan kadınlar kendilerine politik alanda destekçi bulabilecek, kendi idari personellerini görevlendirebilecek, fon oluşturabilecek ve kendi seçtikleri fonları destekleyebilecek kadar büyük güce sahiptiler. Sıklıkla camii, okul gibi kurumları desteklediler ve ailelerini yöneten birçok kadın vardı. Soylu kadınların adalet sistemi ve mahkemeler üzerinde de önemli bir etkisi vardı.
Elit sınıftaki kadınlar aynı zamanda çoğunlukla iyi eğitimliydi. Her ne kadar resmi kurumlarda eğitim görmeseler de, dini ve diğer dersleri öğrenip öğrettikleri kendi eğitim kurumlarına sahiptiler. Ayrıca, kadınların yaşayıp ibadet edebilecekleri Tasavvuf manastırları da vardı. Bu geleneğin önemli bir örneği, sekizinci yüzyılda yaşayıp dindarlığı dolayısıyla ün salan Basra'lı Rabia'dır.
Bir ağacın yanına oturmuş, tasın içindekileri karıştıran örtünmüş bir kadının resmi.
Bir kadın kadın Tasavvufi aziz. Rabiʿa al-Basri (MS 717–801) Kaynak: Wikimedia Commons.
Üst sınıflar için durum daha farklı olsa da, her sosyoekonomik sınıftan kadın belirli bir seviyede hukuki ve ekonomik bağımsızlığa sahipti ki buna o dönemde diğer kültürlerde rastlamak çok zordu. Kadınlar kendi paralarını ve birikimlerini yönetebilme, yatırımlar yapabilme, ticarete katılabilme, boşanabilme ve vesayet gibi haklara sahiptiler. Ancak kadınlara, erkeklere kıyasla daha az miraz kalırdı ve evlilikleri farklı dini inanışlara uyacak şekilde ancak erkek tarafından başlatılabilirdi. Yasal konulara gelince, kadınlar hakim olamazdı ve mahkemede verdikleri ifadeler erkeklerinki kadar değerli görmezdi.
İslami gelenekler, kutsal metinler doğrultusunda kadınlar ve aileler için ahlaki ilkeler sunuyor olsa da, bu ilkelere uyulması, yorumlanması ve uygulanması farklı siyasi ortamlarda farklılık gösterdi. Erken dönem İslam toplumlarında, İslam öncesi Arap kültürü hala etkiliydi; aileler ortak bir erkek atata sahip olur ve ataerkil bir klan çevresinde kurulurdu. Ailelerde en yaşlı erkek, tüm aile üzerinde güce sahipti. Ancak yüzyıllar sonra, Memlük yönetimi altında her bireyin aile içinde daha fazla güce sahip olduğu bir yapı ile toplumsal düzen çok farklı bir hal aldı. Kadınlar bu düzende toplum içinde daha bağımsız olabildiler.
Siyasi iktidarların kadınların özgürlüklerini kısıtladığı durumlar olsa da, bu politikalar din ile doğrudan bağdaştırılmazdı. Örnek olarak, Fatimili Halife El-Hakim, kadınların örtünmesinin, akşamları dışarı çıkmamalarının ve erkeklerin yanlarında bulunmamalarının gerektiğini söyledi. Bu söylemin altında dini bir sebep aransa da, bazı bilim insanları bu kısıtlamaların veba salgınından kaynaklandığını söyler. El-Hakim'in üvey kız kardeşi Sitt El-Mülk ağabeyi yerine yönetimi bir süreliğine üstlendiğinde, ağabeyinin kurallarını kaldırıp kadınların açık alanlarda kısıtlanmadan bulunabilmelerini sağladı.
Dinden başka hangi faktörler kadınların hayatını etkiledi?

Siyasi ve ekonomik yapılar

Abbasi Halifeliği'nin dağılmasından sonra, çok sayıda birbirinden bağımsız siyasi yapılanma devasa imparatorluğu yönetmeye kalktı. Bunun sonucunda, Orta Çağ'daki İslam toplumu birbirinden ayrı politik, sosyal ve ekonomik yapılanmalara sahip düzinelerce farklı hanedanlık, halifelik ve kabile devleti tarafından yönetildi.
Bu merkezi yönetimden uzaklaşılan bir dönem oldu ve halkın çoğunluğu için hükümet uzak bir yapı olarak algılandı. Kentsel alanlarda, üst sınıf mensubu insanlar, zengin tüccarlar ve toprak sahibi aileler; dini ve ekonomik kurumlar üzerinde büyük bir güce sahipti. Kırsal alanlar ise toprak sahipleri ve kabile yöneticilerinin kontrolü altındaydı.
Bağdat gibi, askeriyenin Memlük veya Ghilmanlılar 'dan oluştuğu yerlerde, hükümet yabancılardan oluşan askeri sınıfları kontrol ve finanse etme konularında endişeliydi. Sivillerden toplanan vergilerle askerlere belirli bir maaş verilir ya da ikta denilen bir yolla toprak olarak ödeme yapılırdı. Bazı dönemlerde iyi işleyen bu sistem, yolsuzluk ve yozlaşma arttıkça toplumsal krizlere sebep olmaya başladı.
İkta ödemeleriyle toprak sahibi olan kişiler, o bölgedeki çiftçileri haraca bağladılar. Elde ettikleri gelirin bir kısmını sulama sistemleri oluşturmak için kullandılar. Çiftçi sınıfının devlete vergi mi, yoksa askerlere kira mı ödemeleri gerektiği belli olmadığı için çiftçiler genellikle her ikisini de ödemek zorunda kaldılar.
Büyük şehirler dışındaki bölgelerdeki düzen hala geçmişten gelen kabile yapılarına dayanıyordu. Bu bölgelerde hükümetin resmiyeti daha düşüktü ve yerel yöneticiler halkın pastoral yaşam tarzının korunduğundan emin olurdu; sitemin karşılayamadığı ihtiyaçları karşılanırdı. Halkın güvenliğinin sağlanması karşılığında vergi veya ikta yerine haraç toplanması kabile düzeninde daha yaygındı. Merkezi hükümetin daha gevşek yapısı, toplumsal ilişkiler açısında halka sosyal özerklik ve bağımsızlık sağladı. Merkezi otoritenin boşluğunu köy ve kasabalardaki yerel yöneticiler doldurdu.
Geçmiş dönemlerde ve bölgede daha önce kurulmuş olan uygarlıklarda olduğu gibi, köleler üretim ve askeriye için kullanılan işgücünün önemli bir parçasını oluşturuyordu. Köle ticareti ise oldukça yaygındı. Kölelik kavramı İslamiyet ortaya çıktıktan sonra da yasal olmaya devam etti, ancak kölelere nasıl davranılması gerektiği konusunda İslam'ın öğretileri baz alındı. Bu sınıftaki insanlar ticaret ve savaş yollarıyla köleleştirilse de, tarım yerine çoğunlukla nitelikli işgücü gerektiren alanlarda çalıştılar. Birçok köle sahipleri adına hemşire, tüccar veya idareci olarak görev yaptı.
Köle kadın ve erkekler zaman içinde üst pozisyonlarda da görev yaptılar ve önemli siyasi güç elde ettiler. Önemli örneklerden biri ise, esir alınarak köleleştirilmeye çalışılan Türk askerleri kısa sürede Memlükler olarak gücü ve yönetimi ele aldılar.
Siyasi yönetimde merkeziyetçiliğin kalkmasının sonuçları ne oldu?
Köle sınıfındaki insanlar siyasi yapıyı nasıl etkiledi?