If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik

Video açıklaması

Bu parçayı ilk gördüğüm an dikkatimi çekti, çünkü çarpıcı sadeliği sebebiyle adeta modernist bir eser gibi. Ve çok açık. Ama beni asıl etkileyen hiçbir şeyin aslında düşündüğüm gibi olmamasıydı. Bu eser, Antik Meksika’daki ilk büyük medeniyet olan Olmek kültürünün sanatçıları tarafından, bundan yaklaşık 3000 yıl önce yapılmış. İlk bakışta bunun yüze takılmak üzere yapılmış bir maske olduğu düşünülür, fakat aslında yakından bakınca bunun bir ölümlü tarafından giyilmesinin mümkün olmadığını anlıyoruz. Gözlerinde, burnunda ve ağzında görmesini veya nefes almasını sağlayacak delikler yok. Gözlerde ve ağızda ufak girintiler görüyoruz. Bunlar muhtemelen kakma işi veya kaplama için yapılmış olabilir. İlk çağlardan kalma bir eser olarak fazlasıyla canlı gibi görünüyor. Aşağı yukarı bir insan yüzü boyutlarında. Yüzler hepimizin dikkatini çeker. Yüzleri ayırt etmek, hayatta kalabilmemiz için gerekli önemli becerilerden biridir. Biri size kızıyor mu? Size zarar vermek mi istiyor? Bunu anlamanız gerekir. Özellikle çok gerçekçi bir detay olan, gözlerin üzerindeki dolgunluk, çene hattının güçlülüğü ve çenesinin yumuşakmış gibi görünmesi beni çok etkiledi. Heykele yakından bakınca “bu ağız da neyin nesi böyle?” diyeceksiniz. Aşağı doğru bükülmüş duran dudaklar, dişsiz çok garip görünen diş etleri… Bu nedir şimdi? Küçük bir çocuğun yüzü mü? Yoksa bu yüz bir hayvana mı ait? Alt dudağın kenarlarında, çok belirgin olmasa da bir yarık izi görülüyor. Olmekler için bu yarık izi, antik Mezoamerika’nın en önemli mahsulü olan mısırın kabuklarının açılmasına bir göndermedir. Mavi-yeşil arası bir renkte olan bu yeşim taşı da muhtemelen büyüyen bir mısırı, bereketliliği ve yaşam döngüsünü çağrıştırmak için kullanılmış. Yeşim taşını oymak epey zordur. Bunu yapmak muhtemelen tahmin edemeyeceğimiz kadar uzun sürmüştür. Yüzeyin darbeyle şekillendirilmesi, telle veya çakıl taşlarıyla biçilmesi ve sonra saatler süren parlatma işlemi… Çok çok sağlam ve sert olan bu malzeme insan ömründen çok daha uzun süre dayanabilir. Böyle düşününce ister istemez insanın aklına şu önemli soru geliyor: Var oluşumuzun sebebi ne olabilir? Nasıl zamanımızın ve bulunduğumuz yerin ötesine geçebiliriz?