If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik

Hayatın Kökeni: RNA

RNA Dünya üzerindeki yaşamın başlangıcı olabilir. RNA'nın, milyarlarca yıl önceki evrimsel tarihine hızlı bir tur yapmak ister misiniz? Ek olarak, NOVA Labs'de, sanal RNA oyununu  oynayabilirsiniz. Orijinal video NOVA tarafından hazırlanmıştır.

Tartışmaya katılmak ister misiniz?

Henüz gönderi yok.
İngilizce biliyor musunuz? Khan Academy'nin İngilizce sitesinde neler olduğunu görmek için buraya tıklayın.

Video açıklaması

Hayat nereden geliyor? Bu, insanlığın sorduğu en önemli sorulardan biri. Bilimsel cevabı ise: “Aaa şey….Tam olarak bilmiyoruz.” DNA’nın genetik kodunu öğrenmek hayatın kökenini bulmaya yardımcı olur diye düşünüyor olabilirsiniz. Kesinlikle yardımcı olur. DNA’yı anlamamız sayesinde tek hücreli hayata kadar evrim tarihinin haritasını çıkarabiliyoruz. Ama işte orada tıkandık. Sorun şu: DNA, bilgi saklamak için mükemmel bir yol ama bunun haricinde pek de bir şey yapmıyor. Hücreler kopyalanmak, büyümek ve hayatta kalabilmek için proteinler gibi başka moleküllerle bağlı. Proteinler ise hücrelerin canlı ve sağlıklı kalması için çalışan mükemmel moleküler makinelerdir, ama bilgi saklayamaz veya kendilerini kopyalayamazlar. Bunun için DNA’ya ihtiyaç duyarlar. Yani tavuk mu yumurtadan çıktı yumurta mı tavuktan çıktı sorunumuz var. DNA’nın işlev görmek için proteinlere ihtiyacı var, proteinlerin de var olmak için DNA’ya ihtiyaçları var. Hangisi önce geldi peki? Hangi molekül sayesinde hayat mümkün hâle geldi? Buna cevap verebilecek üçüncü tür bir molekül var: RNA. Çoğu bilim insanına göre ilk olarak RNA meydana geldi, çünkü RNA iki iş yapabiliyor: Bilgi saklamak ve hücreleri canlı tutan birçok işlev görmek. RNA’nın ilk meydana gelmesi fikrine “RNA Dünyası Hipotezi” deniyor. “RNA Dünyası”na göre milyarlarca yıl önce ilkel molekül çorbasında kendi kendini kopyalayan bir RNA oluştu. Bu okyanusun derinlerindeki volkan bacalarında oluşmuş olabilir, veya kil yığınları gerekli kimyasal yapı taşlarını bir araya getirmiş olabilir. Hatta bazı bilim insanlarına göre ilk RNAlar Mars’ta oluştu ve bir kuyruklu yıldızla gezegenimize seyahat ettiler. Öyle ya da böyle, kendi kendini kopyalayan RNAlar oluştu, çoğaldı ve evrim geçirdi. Milyonlarca yıl boyunca moleküler makine birliklerine dönüştüler. Bu mikroskobik proto hayat formları canlandı ve birbiriyle yarıştı. En iyi kod koleksiyonları yaşamaya devam ederken zayıf olanlar yok oldu. Asıl mesele en uygun olanın yaşamını devam ettirmesiydi. Yaşamak için gösterilen bu rekabet RNAların sonunda daha güçlü ve dayanıklı protein üretme yetisine evrilmesini sağladı. Bu proteinler karmaşık biyolojik süreçleri başarıyla gerçekleştiriyordu. Bir noktada bazı önemli RNAlar DNA’nın o tanıdık çift sarmal şeklinde olma yönünde mutasyon geçirdi. DNA, en başarılı RNA ve protein molekülleri için planların saklandığı dayanıklı bir genetik arşivi hâline geldi Trilyonlarca küçük adımdan ve güzel tesadüflerden sonra hayat daha karmaşık hâle geldi. Tüm bunlar olurken genişleyen DNA genomları ve karmaşık proteinlerle birlikte RNA dizisi genişledi. Ve bunların hepsi vücudunuzda hâlâ olmaya devam ediyor. RNAlar hücrelerimizin tıpkı bir çakı gibi çok işlev gören yapıları olma yolunda adapte olmuş durumda. Bugün RNAlar dilimliyor, doğruyor, harekete geçiriyor, inşa ediyor, yok ediyor, kodluyor, kopyalıyor ve dönüştürüyor. Başlangıçların en basitinden görülebilecek çok etkileyici bir çeşitlilik. Kendini kopyalayan bir tek RNA molekülünden..