If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:12:51

Video açıklaması

bu biyoçeşitlilik neden tehdit altında bu sorunun cevabını ararken insanların küresel boyuttaki etkilerinden önce yerel faktörlere odaklanacağız öncesinde Arkadaşlar gelin insan nüfusunun nasıl hızlı arttığından biraz bahsedelim 2014 yılında Dünya üzerindeki insan nüfusunun 7 milyardan biraz fazla olduğu tahmin ediliyordu Bu sayı katlanarak artmaya devam ediyor Daha fazla insan daha hızlı çoğalmak Demek bu da zaman nüfus grafiği eğrisinin giderek daha dik hale gelmesi anlamına gelir 2050 yılında insan nüfusunun 9 milyar olacağı tahmin ediliyor bu noktada İngiliz nüfus bilimci tanısma arttırsın 1798 yılında ortaya at bu taşıma kapasitesi kavramından bahsedebiliriz mantısının temel olarak söylediği şey şuydu dünyanın giderek artan insan nüfusuna dayanacak gücü yok bu bize oldukça açık ve basit Görünen bir kavram gibi gelebilir Ancak mal tuz o zamanlar bir sosyal oluşumun temsilcisiydi o dönem Ruhban sınıfı mensupları yeryüzünün insanların yararlanması için yaratıldığını ve insanlık olarak çoğalmaya devam etmemiz gerektiğini düşünüyordum Altis bunun yanlış olduğunu ilk fark edenlerden de ona göre insan nüfusunun belirsiz bir şekilde artmaya devam etmesinin çevre üzerindeki olumsuz etkileri yadsınamaz the o dönemdeki tarım yöntemlerini de gözlemleyerek aşırı Nüfus artışı karşısında yetersiz gıda üretimi ile karşı karşıya kalabileceğimiz sonucuna vardı Bunun sonucunda da gezegenimiz kıtlık yoluyla nüfus artışını kontrol edecekti Yani eğer biz bir şeyler yapmazsak dünya zaten bizim icabı mıza bakacaktı başka bir değişle gezegenimizin insan Taşıma kapasitesini aç yok artık bu noktada Tabii ki şöyle bir soru doğuyordu gezegenimizin taşıma kapasitesine kadar çoğu bilimsel yanıt gibi bunun da cevabı Duruma göre değişir henüz maltusun bahsettiği sınıra ulaşmadı kqe Bunun sebebi de kullandığımız teknoloji yani karşılaştığımız her bir problemin üstesinden gelmek için yeni teknikler üretiyoruz gıda üretimini artırmak için bilimsel tekniklerinden faydalanarak yeni yöntemler bulduk Sonuç olarak katlanarak sayımızı arttırmaya devam ettik ve maltusun tanımladığı taşıma kapasitesine takılmaktan kurtulduk Aslında hepimiz daha azıyla yetinecek ve varoluşumuz için gereken en düşük seviyede yaşarsak dünyanın 40 milyar insanı kaldırabilecek bir kapasiteye sahip olduğunu öne süren bazı tahminler var ancak 40 milyar taşıma kapasitesine ulaşacak bile bu bazı fedakarlıklar yapmayı da beraberinde getirir Tabii bu noktada yaşam kalitesi nasıl olurdu sorusu aklımıza geliyor Ve bu da ad bu dünyadaki insan nüfusu artışı ile ilgili en önemli gerçeği gözler önüne seriyor bu Gerçekte şu dünyanın en zengin insanları toplam nüfusun yalnızca yüzde on 6'sını oluşturuyor ama dünyadaki tüm kaynakları yüzde seksenini kullanıyorlar sözünüzü bunun oldukça karmaşık bir konu olduğunun farkındayız insan nüfusunun devamlı arttığını biliyoruz bazı ülkelerde kaynak kullanımının diğerlerine göre çok daha yüksek olduğunu da biliyoruz Fakat ben bu noktada asıl konumuza dönmek istiyorum ve tüm bunların biyoçeşitlilik açısından ne anlama geldiğini incelemek istiyorum Kime sorsanız insan nüfusu artışının ve kaynak kullanımının Sadece sosyal ve ekonomik ve falımız üzerinde değil Biyolojik çeşitlilik üzerinde de büyük etkilerinin olduğunu söyler Peki tam olarak nasıl bir etkiden bahsediyoruz biyoçeşitliliği türlerin zenginliği olarak resimlendirme biliriz bahsettiğimiz etkide kendini tür zenginliğinde ki azalma ile gösterir çok basit değiştirecek olursak şunu söyleyebiliriz iki şey aynı anda aynı yerde rahatlıkla barınamaz Eğer belirli bir yerde yaşayan insan varsa orada daha az yerli bitki ve hayvan yaşayabilir insan nüfusunun büyümesinin tüm zenginliğini nasıl etkilediğini yavaş yavaş farkına varıyoruz henüz yeterli veriye sahip değil Çünkü bu çok büyük karmaşık bir sorun bu konudaki en önemli makalelerden biri 2003 yılında mekiği ve Arkadaşları tarafından yayınlanmıştır 114 farklı ülkede bir dizi faktörü ölçüler ve insan popülasyonunun artışı ile türlerin zenginliğinin sıkı bir şekilde bağlantılı olduğunu keşfettiler başka bir deyişle nüfus artışını yavaşlatır Sak türlerin zenginliğini korumaya devam edebileceğimizi öne sürdüler bu görüşe göre elimizde olması gereken tek veri popülasyonun büyüklüğü bu veriye sahipsek bu sayının o bölgedeki biyoçeşitliliğe etkisi hesaplayabiliriz hesaplamalar yalnızca nüfus artışına ve Ortalama bir ülkedeki tehdit altındaki türlerin sayısının 2020'ye kadar yüzde yedi ve 2050'ye kadar yüzde 14 artacağını gösteriyor bunu hesaplamak için nüfus büyüme hızını bilmek yeterli bu çok basit bir ilişki gibi görünebilir fakat insan nüfusunun artışı yakından incelediğimizde biyoçeşitliliğin azalmasını da insan kaynaklı bir çok etkili olduğunu görürüz biyoçeşitlilik kaybının insan kaynaklı 7 Ana nedeni olduğunu söyleyebiliriz Bunlar da bu nedenler Daha doğrusu iki farklı kategoriye ayrılabilir arkadaşlar yerel ve küresel faktörler olarak küresel faktörleri başka bir videoda inceleyeceğiz şimdi dört yerel faktörü listeleyecek olursak bu faktörler şunlar Toprak kullanımındaki değişim kirlilik kaynaklarının kötüye kullanımı ve dışarıdan yeni türlerin eklenmesi birbirleriyle iç içe geçmiş nedenler gibi görülebilir Ama bu saydıklarımızın bazı şeyleri açıklığa kavuşturmak konusunda İyi günler olduğunu söyleyebiliriz o zaman ilkiyle başlayalım Toprak kullanımındaki değişim doğal yaşam alanlarının tahribatı bu alanların insanlar tarafından işgal edilmesi gibi doğal yaşam alanlarının dengesini bozan unsurları içerir belli bir bölgede tek bir türün yetiştirilmesini de bu Başlığa dahil edebiliriz tek türlü tarım belirli bir doğal yaşam alanında tül zenginliğinde çok dramatik bir düşüşe sebep olur insanlar doğal yaşam alanlarını tahrip edilmesi dendiğinde ağaçların dağların yok edilmesini düşünür fakat gözden kaçırdığımız başka örneklerde var Bu bağlamda Sulak alanların yok edilmesini de düşünebiliriz kentleşme toprağın kullanımını önemli ölçüde etkiler daha çok insan daha çok eve daha fazla çalışacak yere ihtiyaç duyar Bu da tarımsal kaynakların genişletilmesini ve el değmemiş ortamlara yayılmasını gerektirir dediğim gibi bu görünenden çok daha karmaşık sorun fakat basitçe belirli bir bölgede ne O çok sayıda insan varsa o bölgenin doğallığının da aynı oranda bozulduğunu söyleyebiliriz bunun biyoçeşitlilikte ilişkisini de kolayca gösterebiliriz gelelim ikinci yerel faktöre yani çevre kirliliğini ve çevre kirliliği dediğimiz aklımıza illaki çok büyük felaketlerin gelmesi gerekmiyor bu durumu pek çok şekilde ele alabiliriz biyoçeşitliliği azaltan etkiye sahip örneklerle ilerleyebiliriz Örneğin zararlı kimyasal ların madenlerden yeraltı suyuna karışması o bölgedeki yaşamalarına zarar verir suyla taşınan kirletici maddeler hiç alışılmadık yerlerde ortaya çıkabilir ve bu bölgelerde bulunan canlıların üreme kapasitesi Bunlar olumsuz etkilenir okyanusta nehirlere akan azotlu gübrelerin neden olduğu ölü bölgeler bulunur nehirlerin denize aktığı yerde bu azotlu artıklar bakterilerin çoğalmasına sebep olabilirler ve bu bakterilerde oksijeni tüketir oksijenin bakteriler tarafından kullanıldığı bölgelerde bu oksijeni kullanmak isteyen herhangi bir canlı organizma bu durumdan olumsuz etkilenir bu iyi gecelerle ilgili kafanızda Şimdi net bir resim canlandığını düşünüyorum ve ne yazık ki nüfus artışına bağlı olarak bu ölü bölgelerinde genişlediğini Tanık oluyoruz Bir de atık bertarafı sorunu var arıtılmamış kanalizasyon suları biyoçeşitliliğin en büyük düşmanlarıdır burada bahsettiğimiz soruna neden olan yalnızca tuvalet atıkları değil ürettiğimiz teknolojik ürünlerin kimyasal atıkları da bu kirlilikle rol oynuyor insan eliyle üretilip doğaya atılan ilaçlar ve koruyucu maddeler de dahil olmak üzere çeşitli kimyasal bileşiklerden bahsediyoruz bazı durumlarda hormonu taklit eden kimyasallar a rastlarız reçeteli ilaçlardan veya diğer insan yapımı kimyasallardan elde edilen basit bileşikler suya karışır bu hormonu taklit eden kimyasal bileşikler yabani organizmaların özellikle suda yaşayanların normal gelişimini kontrol eden doğal hormonlar gibi davranır ve bu hayvanların üreme lerini olumsuz etkileyebilir ne yazık ki bu tür kirlilikten bahsederken daha sayabileceğimiz sayısız örnek var kirlilikten din Ben yarın Hemen aklına gelmeyen bir başka şey de gürültü kirliliği Örneğin şehirlerdeki Kuşlar gürültü seviyelerini tepki verir büyüyen şehirler nedeniyle kimi canlılarda üreme alışkanlıkları ve davranışlarını değiştirerek bizim koşullarımızı uyum sağlamak zorunda kalır bazıları ise bunu yapamaz gürültü kirliliği denizdeki canlılar içinde büyük tehdit oluşturur Örneğin denizaltı radarlarının yarattığı gürültü kirliliğinin Deniz memelilerinin sağlığını kötü yönde etkilediği biliyoruz daha önce Işık bulunmayan yerlerde birden ışık kirliliği oluştuğunda o bölgedeki canlılar üreme sistemleri ile ilgili sorunlar yaşayabilir deniz kaplumbağası yavruları sahildeki yuvalarından çıktıklarında yapay ışıktan ekleyelim Okyanus yerine onlara doğru gelen yapay ışığa yönelirler geceleri Işıklar açık bırakıldığında Kuşlar binalara çarpar Bu anlamda da ışık kirliliğinin olumsuz etkilerine Tanık oluruz Şimdi üçüncü genel faktöre gelelim kaynakların kötüye kullanımı bunu basitçe şöyle düşünebiliriz insanlar her zaman çevrelerinde ne varsa onu her şehrinde olmuştur çevremize ayrılmaz bir şekilde bağlıyız ve etrafımızda olanları tüketiriz hayatta kalmak için bunu yaparız Peki etrafınızdaki kaynakları ne şekilde tüketiriz Buna cevap olarak avlanma yakacak odun ve kereste için ağaçları kesme gibi Asırlardır uygulanan yöntemleri sıralayabiliriz Peki biyoçeşitlilik tüm Bunlardan nasıl etkilenir bu noktada balıkçılıktan bahsedebiliriz balık hasadı dediğimizde ektiğini biçmek gibi bir durum söz konusu değil arkadaşlar Tıpkı madencilikte olduğu gibi bir kaynağa yerinden söküp almaktan bahsediyoruz aşırı avlamayı kontrol etme girişimleri var tabii ki Ancak Sürdürülebilir balıkçılık yapmak için yeterli bilgiye sahip olduğumuzu söyleyemeyiz tarihte belli bölgelerdeki balık popülasyonlarının daha eyleme geçilmeden yok olduğuna Tanık olduk bugün büyük balıkçı gemileri denizler üzerinde geniş ağlarını sağlıyorlar ve bunun etkilerini ne oluyoruz günümüzde balıkçılığın antarktika'ya sıçramasına kötü sonuçlar doğurabilir Çünkü her şey gibi balıklarında antartikada yavaş büyüdüğünü biliyoruz biyoçeşitliliğin azalmasına sebep olan yerel faktörlerden sonuncusunun ise yeni türlerin eklenmesi olduğunu söylemiştik bundan gelecek videoda bahsedeceğiz en başta bahsettiğimiz taşıma kapasitesi konusuna geri dönecek olursak almamız gereken mesaj çok açık Özellikle de Tüketimin çok daha fazla olduğu bölgelerde insanlar daha azıyla yetinmeyi başarabilirse iyi bir yaşam kalitesi ile daha kontrol edilebilir bir taşıma kapasitesine doğru ilerleyebiliriz Sınırlı kaynakların bulunduğu dünyamızda azla yetinme diye tabir ettiğimiz bu davranış şekli insanlar ve diğer türler arasında dengeleyici bir rol oynayacaktır bu doğal dengeyi doğal türlerin zenginliğini ekosistemleri ve dolayısıyla kendimiz da Bu duayı sağlıklı tutan biyolojik çeşitliliği korumak adına daha azıyla daha fazlasını başarmayı öğrenmek zorundayız Ezo
Biyoloji bölümünün hazırlanmasına destek olan kurum: Amgen Foundation