If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:7:16

Video açıklaması

Tahmin ediyorum ki birçoğunuz, bir hastanın ambulans sirenleri eşliğinde hastanenin acil servisine getirildiği, koşarak ameliyata alındığı, Doktorların ve hemşirelerin hızla hastaya müdahale etmeye çalıştıkları ve aralarından birinin: “Doktor, hasta şoka girdi” diye bağırdığı film ya da dizi sahnelerine aşinasınızdır. Bu gibi durumlarda ortam çok karışıktır, her şey çok hızlı gelişir bu son derece normaldir! Çünkü bu kısa zaman aralığında aslında bir ölüm-kalım savaşındasınızdır! Biraz önce “şok” dedik. “Şok oldum” deyimini günlük hayatımızda da kullanırız ama burada farklı bir şeyden bahsediyoruz. Evet. Tıbbi anlamda şok nedir? Şokun ne olduğunu anlamak için, işe bazı temel kavramlarla başlayalım. Vücudumuzda, dolaşım sistemi diye bir şey olduğunu biliyoruz. Bu sistem, kalbimiz ve damarlarımızdan meydana gelir. Örneğin, bu bir damar olsun. Kan, damarların içinde dolaşır, öyle değil mi? Kanın amacı, vücudumuzun değişik yerlerindeki hücrelere, Besin, enerji ve oksijen taşımaktır. Bunlar da, hücre olsun. Bu normal fizyolojik işlemle, Bu normal fizyolojik işlemle, Peki, sizce, dokularımıza ihtiyaçları olan oksijeni, Noktalarla göstermeye çalışıyorum, Aktaramazsak, ne olur? Evet, aktarılan oksijen, Eğer yeterli değilse, hücrelerin ihtiyacı olandan azsa, ne olur? Doğru bildiniz! Vücudumuz şoka girdiğinde, olan da budur zaten! Dokulara ihtiyaçları olandan az oksijen ulaştığında, vücut şoka girer! Buna azalan doku perfüzyonu da denir. Doku perfüzyonu, Belirli bir zaman aralığında, belirli sayıdaki dokuya dağıtılan kan miktarı ya da hacmidir. Hacim bölü zaman, kan akışıdır, öyle değil mi? Öyleyse, bunun için, belirli sayıdaki dokuya ulaşan kan akışı diyebiliriz. Öyleyse, bunun için, belirli sayıdaki dokuya ulaşan kan akışı diyebiliriz. Dokuyu gramla ölçeceğiz. Örnek olarak, dakikada, 100 gram dokuya, 20 mililitre kan akışını verebiliriz. Kısacası, perfüzyon, belirli bir zaman aralığında, Belirli sayıdaki dokuya ne kadar kan ulaştığını ölçer. Hücrelerin oksijene ihtiyacı olduğunu, Ve bu ihtiyacın değişik durumlarda arttığını ya da azaldığını biliyoruz. Mesela, spor yaparken, oksijen ihtiyacımız artar. Şoktan bahsederken aslında, oksijen aktarımından bahsediyoruz. Bunun için, şimdi de, dolaşım sisteminde, oksijen aktarımının nasıl olduğuna bakmak istiyorum. Bu kalbimiz. Kalbin gerçek şekli bu değil ama olsun. Kalbimizde 4 tane odacık vardır. Kalbin sağ tarafı, burası olsun. Evet, bu da hastanın sağ tarafı, yani şu an hastaya bakıyorsunuz. Burası da sol taraf. Kan, kalbe girdiğinde, kulakçıklara girer. Bunlar da karıncıklar. Sağ karıncık, sol karıncık. Karıncıkların görevi, kanı pompalamaktır. Öncelikle kalbin sol tarafına bakalım. Kan kalbin sol tarafından, vücudumuzun değişik organlarına doğru yola çıkıyor, Bunlar da, organlarımızdaki hücreler olsun. Bu hücreler, ihtiyaçları olan her şeyi, Oksijen, besin ve glikozu kandan alırlar. Oksijeni organlara dağıtan kan, kalbin sağ tarafına geri döner. Ve sağ karıncıktan, akciğerlere pompalanır. Bu çizim anatomik açıdan pek doğru olmadı, Çünkü kalp akciğerlerin ortasındadır. Yine de, lütfen bu çizimle idare edin çünkü önemli olan, ne olduğunu anlamanız. Akciğerlerden oksijen alan kan, Kalbin sol tarafına döner ve sol karıncıktan organlara doğru yeniden pompalanır. Evet, anatomik olarak çok doğru olmasa da, Size, dolaşım sistemini çizdim. Şimdi, şoka geri dönelim. Şokun değişik çeşitleri hakkında konuşmak için, Dolaşım sisteminin bunlardan nasıl etkilendiğini anlamamız lazım. 4 değişik şok vardır. Şok için yaptığımız tanımı hatırlayın. Azalan doku perfüzyonu demiştik. Eğer kan akışı azalırsa, perfüzyon da azalır, öyle değil mi? Perfüzyonun, belirli bir zaman aralığında, Belirli sayıdaki dokuya ne kadar kan ulaştığını ölçtüğünü tekrar etmek istiyorum. Düşük kan hacmi, hipovolemik şok olarak bilinir. Hipo, düşük, volemik de, hacim demektir. Evet, eğer bir hasta kusuyorsa, ishal olmuşsa, Çizim için çok özür dilerim, Ya da kanaması varsa, Hacim azalıyordur. Ve azalma eğer ciddi bir seviyedeyse, hipovolemik şoka yol açabilir. Aklınıza, doku perfüzyonunu azaltan başka bir şey geliyor mu? Mesela, sistemdeki akışı azaltırsak ne olur dersiniz? Dolaşım sistemini çalıştıran nedir? Kalp, öyle değil mi? Eğer kalp kasılıp kanı itemezse, bu durum da, şoka yol açabilir. Buna da kardiyojenik şok denir. Devam ediyorum, Kan akışını engelleyecek, başka ne düşünebiliriz? Hmmm. Eğer, dolaşım sisteminde bir tıkanıklık varsa, Obstrüktif şok meydana gelebilir. Obstrüktif şokun da çeşitleri vardır. Mesela akciğer embolisi. Akciğer damarlarında bir pıhtı! Bu pıhtı eğer büyükse, kan akışını engelleyebilir. Bu da doku perfüzyonunun azalmasına yani şoka yol açar! Son olarak, şokun dördüncü çeşidi olan, Distribütif şoktan bahsetmek istiyorum. Distribütif şokun da bazı çeşitleri var, Septik, anaflaktik ve nörojenik. Distribütif şokta gerçekleşen şey, Organların hücreleri ve kan damarları arasında sıvı birikmesi sonucu, Oksijenin dokulara yeterli seviyede aktarılamamasıdır. Burada bahsi geçen doku, Böbrekler, karaciğer ya da sindirim sistemi organları olabilir. Bitirmeden önce, sindirim sistemine yeteri kadar kan ulaşmazsa, ne olur, sorusunu sormak istiyorum. Eğer çok ciddi bir durum değilse, Yani ulaşan kan ve oksijen miktarı çok düşük değilse, Mide bulantısına yol açabilir. Ama bu durum uzun süre devam eder ve müdahale edilmezse, Bağırsak hücreleri ölmeye başlar. Bu da kalın bağırsak ya da intestinal perforasyona yani delinmeye yol açar.