If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:8:14

Video açıklaması

Duygulardan bahsetmeye devam edelim. Bir önceki videoyu hatırlarsanız duygu bir uyarana verilen bir dizi bilişsel ve davranışsal fizyolojik tepkiden oluşuyordu. Peki hangi tepki önce gelir? Bu, çoğumuzun hiç sorgulamadığı bir konu. Her gün türlü türlü duygu yaşıyoruz ama bu duyguları bileşenlerine ayırıp "Hangisi önce gelir" sorusunu sormuyoruz. Neyse ki bazı psikologlar bunu bizim yerimize yapmış. Ve tahmin edebileceğiniz gibi bayağı karmaşık bir konu bu. O yüzden sadece bir tane duygu teorisi yok. Bir sürü duygu teorisi var. Ve biz bu videoda, bu teorilerden dördünü tartışacağız. İlki, James-Lange Duygu Teorisi. Adını, 1800'lü yıllarda bu teoriyi birbirlerinden bağımsız olarak oluşturan iki araştırmacıdan alıyor. Yani bu araştırmacılar birlikte çalışmıyormuş. Sadece, yaklaşık olarak aynı zamanda aynı teoriyi üretmişler. Adil olmak adına, teoriye ikisinin birden adı verilmiş. Adı o yüzden James-Lange Duygu Teorisi. Bu teoriye göre, duygu deneyimi, fizyolojik tepkilerin algılanma biçiminden kaynaklanır. Ne demek şimdi bu? Öyleyse bir örnek düşünelim. Diyelim ki evcil hayvanınızı okşuyorsunuz. Bir kediniz var, diyelim. Kedinizi okşamak sizde bir mutluluk duygusu tetikliyor. Peki nasıl oluyor bu? James-Lange Duygu Kuramına göre kedinizi okşamanız, mesela kalp atışlarınızın hızlanması gibi bir fizyolojik tepkiye neden oluyor. Beyninizdeki bazı nörotransmiterler değişiyor. Ve belki kedinizi okşarken gülümsemeye başlıyorsunuz. James-Lange Duygu Kuramını eşsiz kılan fikir şu: Bu fizyolojik tepkilerin yorumlanma biçimi, mutluluk duygusuna neden oluyor. Yani sizi mutlu kılan kedinizi okşuyor olmanız değil kedinin vücudunuzda meydana getirdiği tepki. Bu süreçlerin gerçekleştiğine dair farkındalığınız, mutlu olduğunuzu fark etmenizi sağlıyor. Şimdi bir örnek daha verelim. Mesela ağlamanızın nedeni üzgün olmanız değildir. Ağladığınız için üzgünsünüzdür. Üzülmek, beyninizin, verdiğiniz fizyolojik tepkiyi yorumlama biçimidir. Muhtemelen şu an inanmaz gözlerle ekrana bakıyorsunuzdur. Öyleyse, başka duygu teorilerinin de olduğunu bilmek biraz içinizi rahatlatabilir. Bu teorilerin ortaya çıkma nedeni teorisyenlerinin James-Lange yaklaşımını kabul etmemiş olması. Cannon-Bard Duygu Teorisi, bu teorilerden biri. Bu iki teorisyen, James-Lange yaklaşımını kabul etmemiş. Fizyolojik tepkilerin duyguları tetiklemesi fikrinde çok büyük açıkların olduğunu düşünmüşler. İlk olarak, bir insanın, belli bir duygu hissetmeksizin fizyolojik olarak uyarılamayacağını hissetmişler. Bir düşünün. Korktuğunuzda kalp atışlarınız hızlanır. Ama kalp atışlarınız, uzun uzun koştuğunuzda da hızlanır. Nasıl oluyor da oluyor? Madem ki bir duygunun oluşması için gereken tek şey fizyolojik tepkiydi kalbi hızla atan herkesin korkması gerekmez miydi? Bu düşünceden hareketle, araştırmacılar birçok farklı duygunun aynı fizyolojik tepkilere neden olabildiğini keşfetmiş. Kalbinizin hızlı hızlı attığını, nefes nefese kaldığınızı düşünün. Bu tepkiler öfkeyle de, heyecanla da birlikte oluşabilir. Ve bunlar tamamen farklı duygular. Son olarak fizyolojik tepki sisteminin, neredeyse anlık olarak ortaya çıkan duyguları üretebilmek için fazla yavaş olduğunu düşünmüşler. Örneğin, şiddetli bir ses duydunuz diyelim. Hemen o anda korkar veya şaşırırsınız. Kalp atışlarının hızlanması, kasların kasılması vesaire, sonradan gelir. İşte sonuçta ortaya Cannon-Bard Teorisi çıkmış. Bu araştırmacılar, fizyolojik tepkilerle duygu deneyiminin aynı anda ortaya çıktığını ileri sürdü. Yani bir olay gerçekleşiyor, ardından tepki ve duygu aynı anda oluşuyor. Kedi okşama örneğine dönecek olursak kedinizi okşamanız, olayın kendisi. Kedinizi okşarken, mesela kalp atışınız biraz hızlanabilir. Veya beyninizdeki nörotransmiterler değişiyor olabilir. Bir yandan bunlar olurken, bir yandan da mutluluk duygusu hissediyorsunuz. Yani deneyimlediğiniz duygu, mutluluk. Bu teorinin ana fikri, tepki ve duygunun aynı anda oluşması. Bir diğer önemli duygu teorisi de, Schachter-Singer Duygu Teorisi. Bu görüşe göre, fizyolojik ve bilişsel tepkiler bir araya gelerek duygu deneyimini meydana getirir. Daha net konuşmak gerekirse, fizyolojik olarak uyarıldığımızda bu durumun nedenini tanımlayana veya adlandırana dek herhangi bir duygu hissetmeyiz. Şimdi tekrar kedi örneğine başvuralım. Olay, kediyi okşamanız. Fizyolojik tepki, yine kalp atışlarınızın hızlanması veya nörotransmiter seviyelerinizin değişmesi olsun. Bilinçli olarak bu durumun adını koyana kadar herhangi bir mutluluk duygusu hissetmiyorsunuz. Ne zaman ki bu fizyolojik tepkinin veya olayın nedenini anlıyorsunuz o zaman "Hah," diyorsunuz. "Kedi sevmek ne güzel şey! Çok mutluyum şu an." İşte mutluluk duygusu bu şekilde ortaya çıkıyor. Olan biteni bilinçli olarak tanımlayabildiğiniz için mutlu oluyorsunuz. Şimdi inceleyeceğimiz son teori, Lazarus Teorisi. Bu teoriye göre, duygu deneyimi, deneyimin bilişsel olarak nasıl değerlendirildiğine bağlıdır. Az öncekine, yani Schachter-Singer Teorisine çok benziyor gibi gelebilir ama farklı. Nedenini şimdi anlatacağım. Olay yine kediyi okşamak olsun. Lazarus teorisine göre, bunun hemen ardından, durumun değerlendirilmesi veya nitelendirilmesi gelir. Eğer durumu "kötü" olarak nitelersek, duygu olumsuz olacaktır. Ama "iyi" olarak nitelersek, duygu olumlu olur. Farklardan biri şu: Olayı niteleme biçimi tamamiyle kişisel deneyimlere kültürel farklılıklara ve durumsal etkenlere bağlıdır. Bu nitelemenin -veya değerlendirmenin- ardından, duygu ve fizyolojik tepki aynı anda ortaya çıkar. Gördüğünüz gibi sıralama Schachter-Singer Teroisinden farklı. Kedi örneğine geri dönüyorum. Kişi daha önce bir kediyi okşarken ısırılmışsa veya kedilere dair kötü bir deneyim yaşamışsa o kişi bu durumu "korkutucu" olarak niteleyebilir. Ee durumda, oluşan duygu, korkudur. Ama kedilerle içli dışlı büyümüş kedisever biri, kedi okşama deneyimini "harika" olarak niteleyebilir. Ve mutluluk duyar. Yani iş, nitelemede bitiyor. Ben bu teoriyi hep hobilerle ilişkilendiririm. Mesela skydiving'i ele alalım. Kimileri, bir uçaktan atlama fikrini "korkunç" olarak niteler. Öyle insanlar skydiving yapmaya kalkarlarsa çok fena korkarlar. Bazıları da, özellikle de bu işi sürekli yapan kişiler, bu eylemi "mutluluk verici" olarak niteler. Ve skydiving yaptıklarında çok mutlu olurlar. Halbuki skydiving yapma olayı her iki grup için de aynı ama bakış açıları ve değerlendirme kriterleri farklı olan iki grupta çok farklı duygular tetikliyor. İşte böyle. "Dört duygu teorisinden bahsedeceğiz," dedik, ve işte bahsettik.