If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:8:03

Duygunun Üç Bileşeni ve Evrensel Duygular

Video açıklaması

Bu videoda, dünyadaki tüm söz yazarları için büyük önem taşıyan bir kavramdan bahsedeceğiz: Duygulardan. Herkes çeşitli duygular hisseder ama bu duyguları ifade etme ve deneyimleme biçimi, kişiye göre değişir. Bu da, bu kavramı anlatmayı güçleştirir. Biz, psikolojide, duyguları fizyolojik davranışsal ve bilişsel tepkilerle birlikte gelen kişisel deneyimler olarak görüyoruz. Şimdi, bu tepkileri biraz daha ayrıntılı inceleyelim. İlk olarak, duygusal bir deneyimin fizyolojik bileşenlerine bakalım. Her duygu, vücutta farklı fizyolojik tepkiler yaratır. Beyin faaliyetinde sert değişimler nörotransmiter üretimi ve otonom sinir sistemi faaliyetleri gibi. Örneğin, bu siz olun. Diyelim ki bir odada tek başınıza, kafanıza göre takılıyorsunuz. Ve birden bire "Süpriz!" İnsanlar saklandıkları eşyaların arkasından çıkıp size sürpriz yapıyor. Çünkü meğer o gün sizin doğum gününüzmüş. Bu durumda, belirgin bir fizyolojik tepki verirsiniz. İlk başta korktuğunuz için kalp atış hızınız artabilir. Kaslarınız geçici olarak kasılıp sonra gevşeyebilir. Ayrıca deri sıcaklığınız da yükselebilir. Bunlara ek olarak, bir de kafanızda bilişsel faaliyetler gerçekleşmektedir. Bu faaliyetler kişiden kişiye, kültürden kültüre değişir. Bilişsel tepkiler zihinsel değerlendirmelerdir. Ne olup bittiğini anlama çabası duruma dair beklentiler, ve bu deneyime dair genel düşünceler gibi. Örneğin bu sürpriz parti örneğinde, daha önce sürpriz bir partide bulunmuş olan biri eğlenme beklentisi içerisinde olabilir. Veya partiye kimlerin geldiğini düşünüyor olabilir. Belki de o kadar şaşırmıştır ki, ancak "Vay canına," diyebiliyordur. Bunlar, duyguların sonucu olarak gerçekleşebilen bilişsel deneyimlere örnekler. Ayrıca bu bilişsel deneyimler başka duygular da yaratabilir. Bir nedenle partilerden nefret eden biriyseniz eğer nasıl bir nedense bu Bir sürpriz parti ihtimali bile sizi - değil mutlu etmek - ürkütüyor olabilir. Size bu duyguyu hissettiren, bilişsel deneyiminiz. Ve son olarak, her duygu, farklı davranışsal tepkiler yaratır. Bu tepkiler vücut dilinden veya yüz ifadesinden anlaşılabilir. Şimdi süpriz örneğimize dönersek Kişi gülümseyebilir keyifle el çırpabilir veya kollarını açıp arkadaş ve akrabalarına sarılabilir. Bu ifadeler de kişiden kişiye değişir ve her kültürde farklı yorumlanır. Şimdi biz tablomuza dönelim ve bu temel bilgileri tekrar edelim. Duygular, bilişsel, davranışsal ve fizyolojik değişimlerden oluşur ve bu değişimler birbirleriyle bağlantı halindedir. Peki duygulara dair başka ne biliyoruz? İlk olarak, duygular geçicidir. Ruh halinin aksine, ne zaman başladıkları nispeten belli süreleriyse nispeten kısadır. Ruh halleriyse çok daha uzun sürer ve çok belirgin olmak zorunda da değildir. İkinci olarak, duygular olumlu veya olumsuz olabilir. Örneğin bir insan mutlu, üzgün öfkeli veya memnun olabilir. Ve duygular farklı yoğunluklarda hissedilebilir. Mesela kişi biraz üzgün veya çok derin bir mutsuzluk içerisinde olabilir. Sevinçten havalara uçabilir veya azıcık mutlu olabilir. Ve son olarak, duygular genellikle istemsizdir. Yani hissedeceğiniz duyguya kendiniz karar veremezsiniz. O yüzden, insan kendisini birine aşık etmez; aşık olur. Ya da kendisini mutlu etmez, mutlu olur. Veya acıya katlanır, gibi. Bu tür ifadeler, duyguların istemsiz olduğunu vurgular aslında. Şimdi, tüm bunları öğrendiğinize göre, bir soruyu hak ettiniz: Kaç farklı duygu vardır? Cevap şu: Muhtemelen sonsuz sayıda. Fakat Paul Ekman adında bir araştırmacı dünyanın her yerinden insanların kolaylıkla teşhis edebildiği altı farklı duygunun var olduğunu ortaya koydu. Bunlara "evrensel duygular" deniyor. Evrensel duygular şunlar: Mutluluk, üzüntü, korku, iğrenme, öfke ve şaşkınlık. Bunlara neden "evrensel duygular" dendiğini merak etmiş olabilirsiniz. Bu duyguların evrensel olmasının nedeni herkes tarafından aynı şekilde hissedilmeleri değil. Bunlara evrensel duygular deniyor, çünkü yarattıkları yüz ifadeleri tüm kültürlerde aşağı yukarı aynı. Bu sayede her kültürde kolaylıkla ayırt edilebiliyorlar. Ekranda, altı evrensel duyguya bir örnek görüyorsunuz. Birkaç saniye bakın, isterseniz videoyu duraklatın. Ve şimdi bu resimlerdeki yüz ifadelerinin hangi duygulara ait olduğunu tahmin etmeye çalışın. Şimdi tüm ifadeleri tek tek inceleyerek temsil ettikleri duyguyla aralarındaki bağlantıyı anlatacağım size. Bunu yaparken de çok eğleneceğim çünkü hepimizin her gün hissettiği duygulardan bahsedeceğim. Ve bunu her zamanki gibi, monoton sesimle yapacağım. Böyle isimlerini yazınca bayağı ilginç oldu ama değil mi? İşte mutluluk. Bu resim mutluluğu simgeliyor. Çünkü yanaklar kalkık ağzın kenarları da yukarı kıvrılmış Bazen dişler de görünür ama bu hanımefendi dişlerini göstermemiş. Sonra gözün dış köşelerinde kırışıklıklar olur. İşte mutluluğun resmi. Bu da mutsuzluk. Mutsuzluk, kaşların içe bakan uçlarının yukarı kalkmasıyla ve dudak köşelerinin aşağı kıvrılmasıyla temsil edilir. Ve korku. Korkuda, kaşlar birbirine yaklaşır ve içe bakan uçları yine yukarı kalkar. Alında kırışıklıklar oluşur. Gözler faltaşı gibi açılmıştır. Ağız açılır, dudaklar arkaya doğru gerilir. Geldik öfkeye. Öfkede, delici bakışlar söz konusudur. Göz kapakları gerilir. Dudaklar birbirine bastırılır. Bu da iğrenme. İğrenen insanın yanakları yukarı kalkar, burnu kırışır, kaşları aşağı iner. Şaşkınlıktaysa, videonun başında çizdiğim karikatürde olduğu gibi, kaşlar kalkıktır. Gözler ise kocaman açılmıştır. Ağız açıktır. Hani "Şaşkınlıktan ağzım açık kaldı," denir ya işte öyle. Şaşkınlık da böyle bir şey işte. Size bir soru daha şimdi: Bu duygular nasıl oluyor da tüm dünyada tanınabiliyor? Bunun cevabını, Charles Darwin vermiş. Darwin'i ve evrim üzerine yaptığı çalışmaları biliyor olsanız gerek. Darwin, duyguları ifade etme ve anlama yeteneğinin doğuştan geldiğini varsayar. Ve bu yetenek sayesinde insanların hayatta kalma ihtimallerini arttıracak şekilde davranabildiğini söyler. Bu görüşe göre, duygular, adaptasyon açısından önemlidir ve bu gayet mantıklı. Şimdi yeni doğmuş bir bebeği düşünün. Şaşırınca veya korkunca, yetişkilerle çok benzer tepkiler verirler öyle değil mi. Halbuki yeni doğmuş bebekler, adı üstünde, dünyaya daha yeni gelmiştir. Bu tepkileri öğrenmiş olamazlar. Vücutları bu tepkileri kendiliğinden verir. Şu örnek gerçekten çok ilginç: Hayatları boyunca görme engelli olan ve insan yüzünün neye benzediğini bilmeyen bireyler de görebilen kişilerle benzer yüz ifadelerine sahiptir. Hayatlarında hiç gülümseyen veya asık bir surat görmemiş olmalarına rağmen. Bu da, bazı duyguların ifade biçimlerinin doğuştan geldiği fikrini destekliyor. Demek ki neymiş? "Duygu" dendiğinde aklımıza şu üç bileşen gelmeliymiş: Bilişsel, fizyolojik ve davranışsal. Ve evrensel duyguların var olduğunu aklımızdan çıkartmamalıymışız.