If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:3:55

Video açıklaması

En son ne rüya gördünüz, hatırlıyor musunuz? Belki güzel bir rüyaydı. Belki korkunç, belki korkunç Belki de biraz saçmaydı. Hem belki de rüyalarınızı hatırlamıyorsunuzdur. Öyle değil mi? Ama herkes rüya görür. Beyninde hasar oluşmuş insanların dışında... Her gece, REM uykunuz sırasında rüya görürsünüz. Bazen non-REM yani REM uykunuzun dışındaki uykunuzda da rüya gördüğünüz olur, ama bu rüyalar o kadar canlı değildir ve kolay hatırlanmaz. Bir insanın rüya gördüğünü, kapalı göz kapakları ardında hızlıca hareket eden gözlerinden anlayabilirsiniz. Ve vücudu tamamiyle tepkisiz ve büyük oranda felç olmasına rağmen, beyninin EEG’si, uyanık haliyle neredeyse aynı görünür. Çoğu rüya 5 ila 20 dakika sürer. Ve hiçbiri, beynin herhangi bir bölümünde yerelleşmiş değildir. Eğer rüyasını hatırlayabilenlerdenseniz, uyandığınızda, rüyanızda çok garip şeylerin olduğunu fark edebilirsiniz. Halbuki rüyanın içindeyken, olaylar o kadar da garip gelmemiştir. Rüyamızın ne kadar saçma olduğunu uyanana dek fark etmeyiz, çünkü, REM uykusu sırasında prefrontal korteksimizdeki faaliyet azalmıştır. Bu, beynimizin mantıklı düşünceden ve plan yapmadan sorumlu kısmıdır. Burasının faaliyeti azalınca, rüyamızda meydana gelen mantığa aykırı şeyleri fark edemeyiz. Uçmak, hayvanlarla konuşmak filan gibi şeyleri yani. Niçin rüya gördüğümüzü kimse bilmiyor. Ama konuyla ilgili birçok farklı teori var. Bunlardan en yaygın kabul göreni, Sigmund Freud’a ait. Freud şöyle diyor: “Rüyalar, yorumlanması gereken bilinçdışı düşünce ve arzulardır.” Fakat bu fikri destekleyen çok az sayıda bilimsel kanıt var. Evrimsel psikoloji içinde bile, neden rüya gördüğümüze dair birçok farklı teori söz konusu. Bazı evrimsel psikologlar, rüyaların, tehditleri simüle ederek, bizi gerçek hayattaki tehditlere karşı hazırladığını söylüyor. Bazılarıysa, rüyalar sayesinde problemleri farklı bir biyokimyasal halde ele alabildiğimizi; ve böylece daha kolay çözebildiğimizi savunuyor. Başka evrimsel psikologlarsa, rüyaların sinirsel gelişimin bir parçası olduğunu ve hiçbir amaç taşımadığını iddia ediyor. Yani tek bir düşünce ekolünde bile, neden rüya gördüğümüze dair birçok farklı teori söz konusu olabiliyor. Toplamda, yani tüm psikolojide, hatta tüm felsefede kaç teori vardır, gelin ooo gelin siz düşünün. Rüya teorilerinin sayısı hakkında bir fikir olsun diye, birkaç tanesinden daha bahsedeyim size. Bazı psikologlar, rüyaların, birtakım bilinçli ve bilinçdışı öğenin bir kombinasyonu olduğunu düşünüyor. Onlara göre bu kombinasyon, beynimizin, esnekliğini koruyabilmesini sağlıyor. Böylece uyandığımızda öğrenebiliyor, yaratıcı olabiliyoruz. Bazılarıysa, uykunun, bazı düşünceleri silip atarak beynimizin temizlenmesini sağladığına inanıyor. Onlara göre bilgilerin uzun süreli hafızaya alınması da uykuda gerçekleşiyor. Bu sürece “pekiştirme” adı veriliyor. Görünüşe bakılırsa, uyku ve hafıza arasında kesinlikle bir bağlantı var. Bir şeyi öğrendikten hemen sonra uyuyan kişiler, uykudan mahrum bırakılanlara nispetle daha başarılı olma eğiliminde. Ama bunda REM uykusu ve rüyaların özel olarak nasıl bir rol üstlendiği tam olarak bilinmiyor. Bir diğer teori de şu: rüyalar, sinirsel yolları koruyup yenilerini açarak, beynimizin onarılıp iyileşmesine yardımcı oluyor. Bunun doğru olduğu şu nedenle düşünülebilir: Büyümekte olan çocuklar, zamanlarının önemli bölümünü REM uykusunda geçirir. Ve bu sırada, beyinlerinde sürekli olarak yeni sinirsel ağlar gelişir. O yüzden, uykunun böyle bir görevinin olduğu varsayılabilir. Ortada zaten bir sürü fikir var. Hadi siz de kendi fikrinizi söyleyin. Rüyaların ne işe yaradığını bilmesek de, ne olduklarını biliyoruz. Mesela eğlenceli de olabiliyorlar. Aslında, tam olarak kontrolümüz altında değilken beynimizin neler üretebildiğini görmek birazcık da ürkütücü.