If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:9:45

Video açıklaması

Anlatmaya ağızdan başladığımız sindirim sisteminde bayağı bir yol aldık. Tüm bu yolları geçerek, aşağıya bu noktaya geldik. Sindirim sistemimiz ile ilgili anlatacağım son bölgedeyiz. Kalın bağırsak ya da kolon, rektum ve anüs. Gelin biraz daha yaklaşalım ve ince bağırsakta sindirilen yiyeceklere daha sonra ne olduğuna bir bakalım. Yediklerimiz bu gösterdiğim kalın bağırsakta ilerliyorlar. Bu arada aklınızda bulunsun, sadece kalın bağırsak diyoruz onun uzun bir bağırsak olduğunu düşünmeyin. Daha önce bahsettiğimiz ince bağırsaktan çok daha kısadır. Bu çizdiğim noktadan başlar ve buraya kadar devam eder. İnce bağırsağın bittiği noktaya ileoçekal kapakçık denir. Ki burası aynı zamanda kalın bağırsağın da başladığı noktadır. Adının nereden geldiğini de hemen anlatayım size. Hatırlayalım, ince bağırsağın son bölümünün adı ileumdu. Kalın bağırsağın ilk bölümüne ise çekum denir. Kör bağırsak da dendiğini duymuş olabilirsiniz tabii. Buradaki küçük bir kuyruk gibi duran kısmı farkettiniz mi? Sizce kuyruk gibi durmuyor mu? İşlevsiz bir şeymiş gibi gözükse de aslında sindirim sistemiyle ilgili ameliyatlara sebep olan en önemli sorunlardan biridir. İşte bu sizin apandistiniz. Kalın bağırsak tam olarak buradan başlar. Kalın bağırsak yukarı doğru çıkar ki buraya sağ kolon denir. Aynı zaman da çıkan kolon da denebilir. Ki adından da anlayacağınız gibi bu kolon yukarı doğru çıkar. Bu kolon karnın alt bölgesinden yukarı doğru gider. Çizimde gördüğünüz gibi yatay bir şekilde bu yoldan ilerler. Çıkan kolondan sonra gelen kalın bağırsağın bu bölümüne transvers kolon denir. Transvers kelimesi İngilizcede enine anlamına geldiğinden bu kolon da adını yine duruşundan almıştır. Şimdi buradaki bölüme geliyoruz. Buradaki bölüme çıkan kolon dediğimize göre tahmin edeceğiniz üzere bu kısmına da inen kolon diyoruz. Gördüğünüz gibi isimleri oldukça kolay. İnen kolon da adından anladığınız gibi buradan aşağıya doğru iniyor. Ve kalın bağırsağın son bölümünde ise artık aşağıya doğru inmeyip etrafında kıvrılıyor. Gördüğünüz gibi S harfinin şekline de benzetebilirsiniz. Bu son kısmın adı da sigmoid kolon. Adı sigmoid çünkü S harfi şeklinde. Yazalım bunu da hemen Sigmoid kolon. Peki, kalın bağırsağın emilimini sağlamaktan sorumlu olduğu şeyler nelerdir? Hadi gelin şimdi bir liste yapalım. Emilimini sağlaması gereken en önemli şey ve bunun etkisi nedir? İlk düşünmemiz gereken şey, su. Kalın bağırsağımızın emeceği ilk şey sudur ve çok da önemlidir. Çünkü en sonunda anüsten çıkacak olan şeylerin düzenlenmesinde büyük bir önemi vardır. Ya kalın bağırsağımız çok az su emseydi? Mantıken vücudumuz onu emmediğinden dışkımız çok daha sulu olurdu. Ki bu da aslında ishal dediğimiz olaya yol açar. İshal ortaya çıkar çünkü dışkıda çok fazla su kalmış olur. Şimdi de tam tersi bir durumu düşünelim. Ya çok fazla su emilseydi? Çok fazla su emildiğinde de dışkı olması gerektiği yumuşaklıkta olmazdı. Yani anlıyoruz su dışkıyı etkileyip daha yumuşak yapıyor. Kalın bağırsakta veya kolonda çok fazla su emildiğinde ishalin tam tersi ortaya çıkar. Yani kabızlığa neden olur. Ki bu da iyi bir şey değildir. Kalın bağırsak ne kadar suyun emilip ne kadarının bırakılması gerektiğini düzenlemekte önemli rol oynar. Bahsetmemiz gereken bir başka hastalık ise kolera. Eminim, eminim daha önce duymuşsunuzdur. Çok kötü bir hastalıktır. Bakterilerin özellikle kalın bağırsakta olmak üzere bağırsaklarda bulunan bazı reseptörlere veya bazı proteinlere saldırmasından dolayı oluşur. Bu hastalıkta aşırı miktarda sıvı kaybedilir ve bu da dehidrasyon nedeniyle hastanın ölümüyle sonuçlanabilir. Buradaki ilginç nokta eğer uzun süre hastada suyu tutabilirseniz, sindirim sistemi bakteriyi kendiliğinden dışarı atacaktır. Yani kolera hastalığına yakalanmış birine su takviyesi yaparsanız, o kişinin hastalıktan kurtulmasını sağlayabilirsiniz. Kalın bağırsakta emilen şeylerin listesine geri dönelim şimdi. Sırada inorganik iyonlar var. İnce bağırsağı anlatırken bahsetmiştim, inorganik iyonlar sodyum veya potasyum gibi maddeler içerirler. Sodyum, amino asitlerle birlikte onların emiliminde yardımcı olmak için kotransport mekanizması olarak emilir. Bunun sonucunda da kalın bağırsakta daha ufak bir alan oluşur. Bunlarla ilgili ilginç şeylerden biri de burada listelediğimiz su ve sodyum, potasyum klorür gibi inorganik iyonlar sadece kalın bağırsak tarafından emilmez. Veya sadece ince bağırsak tarafından. Aslında suyun ve inorganik iyonların emiliminden sorumlu olan esas organ böbrektir. Yani eğer bir kazada veya Crohn hastalığı ya da ülseratif kolit gibi hastalıklarda ki ülseratif kolit hastalığının tedavi yollarından biri de tüm kolonun alınmasıdır, tüm kalın bağırsağınızı kaybedebilirsiniz. Bu durumda da su ve inorganik iyonlar kalın bağırsakta emilemez. Ve bu işi böbrekleriniz yapar. Böbrekler bu görevi tek başlarına da yapabilirler. Kalın bağırsakla ilgili anlatacağım diğer bir ilginç şey ise bakteri gibi mikroorganizmalar bakımından oldukça zengin olmasıdır. Bu size biraz garip gelebilir. Ve neden kolonunuzda bakteriler olduğunu merak edebilirsiniz. Bunun nedeni nedir? Kolonlarda bulunan bakteriler aslında sindirime yardımcı olurlar. Bazı besin maddelerini gerekli enzimlere sahip olmadığımızdan dolayı sindiremeyiz. Tam bu noktada da bakteriler onları sindirmemizde yardımcı olurlar. Çoğunlukla da karbonhidratların sindiriminde. Ama bu çok önemli bir işlem. Bir yerde, dışkıdaki %5’lik kısmın bakteri gibi mikroorganizmalar olduğunu okumuştum. Ve bu bakteriler karbonhidratları sindirmekte oldukça önemlidirler. Karbonhidratları buraya parantez içinde yazmak istiyorum. Ve çoğu zaman bundan metan CH4 ve hidrojen sülfat gibi yan maddeler çıkar. Belki geneli size bir şey ifade etmese de bu durum birçok şeyi açıklar. Metan mide gazlarına neden olur. Hidrojen sülfat ise oldukça kötü kokar. Ve bu konuda kötü bir üne sahip olan yiyecek de fasulyedir. Fasulye ise gerekli enzimlerimiz olmadığından sindiremediğimiz karbonhidrat bakımından oldukça zengindir. Fasulyedeki karbonhidratın sindirilmesindeki çoğu işi aslında kalın bağırsağımızdaki mikroorganizmalar yaparlar. Sanırım bu tekerleme durumu özetler. Fasulye fasulye iyi gelir kalbe, ne kadar yersin o kadar üretirsin metan ve hidrojen sülfat. Neyse tamam tamam, ortalığı kokutmayı bırakıp kaldığımız yerden devam edelim. Sindirim sisteminin sonlarına doğru geliyoruz. Kalın bağırsaktan geçtikten sonra karşımıza rektum çıkıyor. Rektum herhangi bir emilimden veya tahlilden sorumlu değildir. Bizim için yaptığı esas şey depolamadır. Bunun hakkında pek düşünmeyiz ama sindirim sistemi için oldukça önemlidir. Çünkü yediğimiz yemeği işleyip suyunu çıkardıktan sonra geriye atık maddeler kalır. Ve bunu hemen tuvalete gidip çıkarmayız öyle değil mi? Daha uygun bir zamana kadar bunu tutarız ve rektum da bu noktada önemli bir rol oynar. Tuvalete gidilecek zamana kadar dışkıyı rektum tutar. Sindirim sistemimizin en son kısmına geldik o da anüs. Anüs iki sfinkterden oluşur. Yemek borusu konusunu hatırlarsanız sfinkterlerin yolu kapatmaya yarayan kaslar olduğunu da hatırlarsınız. Anüste de ondan sorumlu olan iki sfinkter vardır. Sfinkter demem kafanızı karıştırmasın sakın, dediğim gibi bunlar kaslardır. Anüste de iç makat ve dış makat kası vardır. İç makat kası düz kaslardan oluşurken dış makat kası ise iç makat kasını saran bir şekilde çizgili kaslardan oluşur. Ki hatırlarsanız çizgili kaslar üzerinde kontrolümüz olan kaslardır. Düz kaslar ise istemimiz dışında çalışırlar. Yani rektumdaki dışkı iç makat kaslarına doğru itilir. Bu iç makat kasları da rahatlayıp açılarak daha da ileri gitmesini sağlar. Ama bu tabi ki dışkının çıkacağı anlamına gelmez çünkü bizim bir de dış makat kaslarımız var. Ki onlar bizim kontrolümüz altındadırlar. Bu noktadan sonra da tuvalete giderek, dış makat kaslarımızı rahatlatıp, ilk videoda yediğimiz yiyeceğin dışarı çıkmasını sağlarız. Oh, sonunda bu noktaya gelebildik. Siz de rahatladınız mı? Hoşçakalın!