If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:11:10

Video açıklaması

Antidepresanlar, depresyonu tedavi etmenin popüler bir şeklidir. Bunlar, depresyon belirtilerini hafifletmek için kullanılan ilaçlardır. Fakat bunlarla ilgili konuşmadan önce hemen nörotransmisyondan, diğer deyişle sinir iletisinden bahsedelim Burada bir nöronumuz var. Nöronlar iletileri dendritleri aracılığıyla alırlar. Dendritler buradaki dal gibi olan yapılardır. Sonra elektrik sinyalleri, aksondan akson uçlarına gönderilir. Burada sıradaki nöronun dendritleriyle bir araya gelir. Ama bu hücreler gerçekten temas etmez. Elektrik sinyalleri yani aksiyon potansiyeli hücreden hücreyegerçekten atlayamaz. Peki iletiler bir hücreden diğerine nasıl yollanır? Aksiyon potansiyeli akson uçlarına ulaştığında, elektrik sinyalleri kimyasal sinyallere dönüşür. Bunların nasıl gerçekleştiğine bir bakalım. aksiyon potansiyeli nörotransmitter denilen kimyasallarla dolu kesecikleri serbest bırakması için hücreleri tetikler. Şöyle hücre kesesi gibi olan kesecikler, hücre zarına bağlanır. Sonra nörotransmitter sinapsa salınır. Sinapslar iki hücre arasındaki boşluklardır. Nörotransmitterler sağa sola çarpmaya başlar başlamaz, sonraki hücrenin reseptörüne bağlanırlar. Bugün bahsedeceğimiz antidepresanlar birçok ilaç gibi bu sinaptik seviyede tesir eder. Çünkü sinapslardaki artan ve azalan uygun nörotransmitter miktarıyla, ilaçlar iletinin sonraki hücreyi tetikleme olasılığını artırır. Bazen de düşürür. Depresyon da muhtemelen bu seviyede işliyor. Araştırmalar düşük seviyedeki belirli nörotransmitterlerin depresyona sebep olabileceğini ileri sürüyor. Bunlara monoamin nörotransmitterler diyoruz ve bunlar serotonin, noradrenali, epinefrin ve dopamin. Farklı teoriler her birinin çeşitli katkıları olduğu görüşüne katılmıyor. Ama ilaçların asıl işe yaradığından bahsederken bu söylediğimi hatırlamanızı istiyorum. Çünkü bu videoda bahsedeceğimiz antidepresanların hepsi bu dengesizliği düzeltme üzerinedir. Hepsi bu nörotransmitterlerin seviyesinde artışa sebep olur. Ama bunu çok farklı yöntemler kullanarak yaparlar. 3 tür antidepresan hakkında bilgi vereceğiz. Monoamin oksidaz inhibitörleri yani MAOİ, trisiklik antidepresanlar yani TSA, ve seçici serotonin geri alım inhibitörleri yani SSGİ. Pekala MAOİ’lerle başlayalım. Bu antidepresanların nasıl işe yaradığı isminde saklı. Monoamin oksidaz, keseciklerde depolanmayan nörotransmitterleri parçalayan bir enzimdir. Yani bir nevi hücresel temizlik gibidir. Monoamin oksidaz inhibitörleri, monoamin oksidaz hareketlerini engelleyen ilaçlardır. Bu enzimin engellenmesi, aslında sinapslara salınabilecek nörotransmitter miktarını artırır. Sinapsta daha çok nörotransmitter olması, postsinaptik hücreye bağlanma olasılığını artırır. Ve de aksiyon potansiyeline neden olma olasılığı yükselir. Diğer antidepresan türü trisiklik antidepresanlar. Bu ilacın ismi yaptığı işe göre değil, görünüşüne göre verilmiştir. Bu konuda birkaç örneğim var. Hepsinin de üç halka yapısında olduğunu anlayabilirsiniz. Yani tri 3, siklik ise halka anlamına geliyor. Trisiklikler, 2 nörotransmitterin seviyesini artırarak çalışırlar. Bunlar; noradrenalin ve serotonindir. Ama artırma yöntemleri MAOİ’lerden oldukça farklıdır. TSA’lar bu nörotransmitterleri parçalayan enzimi engellemek yerine, çok farklı bir temizleme yöntemiyle müdahale ederler. Buna geri alım diyoruz. Tıpkı sizin gibi, vücudunuz da geri dönüşümü sever. Etkili olmaktan hoşlanır. Bu durum nöronal seviye için bile geçerlidir. Nörotransmitter sinapslara salındıktan sonra, vücudunuz onu yok etmez. Bunun yerine onu geri dönüştürür. Bunu geri alım kanallarıyla presinaptik hücrelere geri getirerek yapar. Sonra keseciklerin içine yeniden paketlenebilir ve tekrar salınınabilir. TSA’lar bu geri alım kanallarını tıkayarak çalışır. Bunun sonucunda nörotransmitter sinapslarda daha uzun kalır. Bu durum da sonradan postsinaptik reseptörüne bağlanma olasılığını arttırır ve bir aksiyon potansiyelini tetikler. SSGİ’ler yani seçici serotonin geri alım inhibitörleri aynı şekilde çalışır. Onlar da geri alım kanallarını tıkarlar. Ama TSA’ların aksine hem norepinefirn yani noradrenalini hem de sertonini engellemezler. Geri alımları sadece serotonin ve belirli serotonin reseptörlerine kapatırlar. MAOİ’lerdeki gibi ilacın adı etkisini açıklar. Bütün antidepresanları düşününce içlerinden en tanıdık olanlar muhtemelen SSGİ’ler. Çünkü bu ilaç türü fluoksetin içerir. Prozac olarak da bilinir. 3 tür antidepresan inceledik ve muhtemelen şöyle bir sorunuz olacak: Doktorlar reçeteye hangisini yazacaklarını nereden biliyorlar? Doğal olarak cevabınız hangisi en çok işe yarıyorsa şeklinde olacak. Ama bütün bu ilaçlar antidepresan olarak aslında eşit etkiye sahipler. Etkisine göre ayıramıyorsak yan etkilerine göre ayırırız diyeceksiniz. İşte asıl farkın olduğu kısım. MAOİ’ler ve TSA’lar en eski antidepresanlar. Bunlar, ilk nesil olarak adlandırdığımız antidepresanlardır. En eski oldukları için, SSGİ’ler gibi daha güncel ilaçlara göre yan etkileri daha fazladır. SSGİ’ler ise 2. nesil antidepresanlardır. Özellikle MAOİ’ler çok fazla yan etkisi olduğu için kötü bir şöhrete sahiptir. Bu da MAOİ’lerin birçok farklı şeyi etkilemesinden kaynaklanır. Bütün monoamin nörotransmitterleri etkilediğinden bahsetmiştik. Ama bu ilaçlar sadece beyindeki uygun nörotransmitterleri artırmazlar. Bütün vücuttakileri artırırlar. Bu durum da birçok farklı yan etkiye neden olabilir. LiMesela ilaçları katalize etmeye yarayan ciğerdeki bir işlemi engellemesiyle sonuçlanabilir. Sonuç olarak bunları alan kişiler, reçeteli veya reçetesiz başka ilaçları da alırken çok dikkatli olmalılar. Eğer ilaçlardaki uyarıları okuyorsanız şöyle şeyler görmüş olabilirsiniz. Birçoğu MAOİ’leri kullanan kişilerin X ilacı almamaları gerektiğini belirtir. Ya da MAOİ kullanıyorsanız doktorunuza başvurun diye uyarır. Bunun arkasındaki sebep ise vücudunuzun belirli ilaçları parçalamadığında tehlikeli bir birikime yol açmasıdır. Bu da yaşamı tehdit eder. Fakat MAOİ’ler sadece belirli ilaçları parçalamayı engellemez. Aynı zamanda belirli yiyeceklerin de parçalanmasını engeller. Çok detaya girmek istemiyorum ama kesinlikle MAOİ kullanan kişilerin yiyemediklerini internetten araştırmanızı öneririm. Çünkü liste oldukça uzun. Meyve, alkol, süt ürünleri ve bazı et çeşitleri listede bulunuyor. Liste oldukça uzun ve doğrusu diyet o kadar katı ki bazen insanlar ilaçları almayı bırakıyor. Bu yan etkiler yüzünden MAOİ’ler depresyon tedavisinde artık popüler bir tercih değil. Ama yine de insanlar diğer ilaçların yararını göremediklerinde bunları kullanıyorlar. TSA’ların MAOİ’ler gibi bütün monoamin nörotransmitterlerin değil de sadece 2 tanesi üzerinde işe yaradığını belirtmiştik. Bu ikisi noradrenalin ve serotonindir. Etki yeri daha belirli olduğundan yan etkileri daha az. Ama bazı kişilere göre yan etkileri oldukça şiddetli olabilir. TSA’lar bazen noradrenalin ve serotonin dışında da histamin gibi şeyleri etkileyebilirler. Bu, yorgunluk ve uyuşukluğa yol açabilir. Diğer sorun ise zehirlilik. TSA’lar yüksek seviyelerde oldukça zehirlidir. Öyle ki insanlar yanlışlıkla veya bilerek aşırı dozda alırlarsa, ani kalp durması yaşayabilirler. Bu yüzden TSA kullanan insanlar doktorları tarafından dikkatli bir şekilde izlenmelidir. Özellikle intihar riski yüksek olan kişilere dikkat edilmelidir. Antidepresan yazılırken MAOİ’ler gibi yan etkilerin şiddeti önemlidir. Bu yüzünden ilk tercih her zaman TSA’lar olmaz. Ama diğer tedavilerden yanıt alamayan insanlar için reçeteye yazılabilir. Ayrıca bipolar bozukluğu olan insanlara Lityum gibi ilaçların yanı sıra TSA da verilir. Çünkü özellikle SSGİ gibi diğer antidepresanlar, bipolar bozukluğu olan kişilerde manik nöbetleri tetikleyebilir. Bu yüzden TSA’lar genelde daha güvenli bir seçenektir. Sıra SSGİ’lerde Bipolar bozukluk gibi çok özel durumlar dışında, bu tür antidepresanlar genelde depresyon tedavisi arayan insanlar için ilk tercihtir. Bunun nedeni, diğer antidepresanlar gibi gerçekten çok etkili olmalarıdır. Aynı zamanda da çok az yan etkiye sahiptirler. Bu etkiledikleri şeyler konusunda çok seçici olmaları yüzünden. Ama diğer antidepresanlar gibi az da olsa yan etkileri bulunur. Çünkü beynimizdeki ve vücudumuzdaki her yerde çalışırlar. Yani bazı yan etkileri vardır. Uyku sorunları, kilo alma ve cinsel işlev bozukluklarını örnek olarak verebiliriz. Bunlar yaşamı tehdit etmezler ama yan etkileri insanların yaşam kalitesi üzerinde olumsuz bir etki oluşturabilir. Aslında yaşam tehdidi konusunda bir istisna var. Bu da serotonin sendromu denilen bir durumdur. Kendi kendilerine SSGİ alan kişilerde çok nadir oluşur. Ama yine de serotonin içeren diğer maddelerle birlikte alınırsa sorun olabilir. Şimdiye kadar 3 tür antidepresandan bahsettim. Oysa şu an piyasada olan başka yeni maddeler de var. Bazıları SSGİ ve SNGİ’lerle yani serotonin noradrenalin geri alım inhibitörlerini birleştirilir. Böylece hem serotonin hem de noradrenalin geri alımlarını engeller. Ama ikisinin de sadece belirli tipleri için geçerlidir. Bunları genelde daha kısıtlayıcı TSA’lar gibi düşünürüm. TSA’ların bütün yararlarını içerirler hem de daha az yan etkiyle. Diğer yeni bir antidepresan çeşidi NDGİ yani noradrenalin-dopamin geri alım inhibitörüdür Bir diğeri NDST yani noradrenalin ve dopamin salınım tetikleyicisidir. Biri noradrenalin ve dopaminin geri alımını engeller ve diğeri bunların ek salımını tetikler. Ama ikisi de sinapslardaki nörotransmitterlerde artışa yol açar. İki ilaç da gayet umut vadediyor. Zaman geçtikçe daha popüler olacaklarına eminim. Ama onlardan burada bahsetmek istedim. Çünkü düşük serotonin seviyesiyle kültürel depresyon hikayemize meydan okuduğunu düşünüyorum. Bu ilaçlar, serotonin seviyesini hiç etkilemeden depresyon belirtilerini azaltıyor. Bu unutmamamız gereken bir şey. Çünkü bu başlıkla ilgili bilgimiz arttıkça, depresyona hem tıbbi hem de kültürel açıdan bakış açımız da değişecek.