If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:3:18

Video açıklaması

Siz dinlenirken bile beyniniz ve vücudunuz iç çevrenizin dengesini sürdürebilmek için var gücüyle çalışmaya devam ederler. Bu sürece de homeostaz denir. Bu ısınız, kalp atışınız, metabolizmanız gibi şeylerin dış etkenlerin değişmesine rağmen nasıl belirli bir düzeyde tutulması ile ilgili ve aynı zamanda dengesini kaybettiğinde vücudunuzun bunu düzeltmek için uğraşma halidir. Mesela egzersiz yaparken bunu yaşarsınız. Nefesiniz kesildi, sıcak bastı ve çok terlediniz ve bunları yaşadıktan sonra da vücudunuz sizi sakinleştirerek kalp atışınızı yavaşlatır. Bu homeostazın çalıştığı anlamına gelir. Homeostaz aynı zamanda ilaç kullandığınızda da çalışır. Mesela amfetamin kullanıldığını düşünelim. Amfetamin, kullanan kişinin kalp atışını hızlandırır ve bundan dolayı kişinin vücudu hemen kalp atışını yavaşlatmaya ve onu normal işleyişine getirmeye çalışır ve ilginç olan kısım ise beynin bu konuda ne kadar zeki olduğudur. Düzenli olarak tehlikeli olabilecek maddeler kullanan birinin vücudunda, maddeyi kullandıktan sonra oluşan belirli davranışlar vardır. Bu maddeleri hep aynı yerde alıyor olabilir, mesela, yemekten sonra veya günün belirli bir saatinde. Diyelim ki bir kokain bağımlısı var. Bu arada şunu da söylemem lazım, kokain bazı ilaçların içinde kullanılan bir madde olmasına rağmen bireysel kullanımlarda oldukça tehlikelidir ve bu kokain bağımlısı hep aynı odada kendine kokain şırınga ediyor. Bu onun tercih ettiği bir yol diyelim ve iğneyi, alanını hazırlayıp kendini buna hazır hissetmesi birkaç dakikasını alıyor. Bu süreci birkaç kez yaşadıktan sonra beyin bu dış çevredeki oda, iğne, tüm hazırlanma süreci gibi ipuçlarını fark etmeye başlıyor ve böylece vücut bir doz kokain alacağını anlıyor. Vücudu normal fonksiyonlarına getirmeye çalışmak için maddenin vücuda girmesini beklemeden beyin, vücuda bunu baştan haber veriyor. Ve kalp atışları daha bu maddeyi almadan yavaşlamaya başlıyor. İşte bu sebeple de kullanılan maddeden aynı etkiyi alabilmek için vücut daha yüksek dozlara ihtiyaç duyuyor. Diyelim ki belirli bir düzeyde başlandı. Bu düzeye homeostaz diyelim. Beyin bir maddenin vücuda gireceğini anladığı an bedensel işlevleri ona göre ayarlamaya başlıyor. Yani kalp atışını, metabolizmayı yavaşlatıyor ve bunun gibi şeyler. Bundan sonra da aynı etkiyi alabilmek için daha fazla doz kullanılıyor. Peki ya beyin tüm bu ipuçlarını farketse ama madde alınmasa ne olurdu? Vücut çoktan kendini ayarlamış ve uyarılmak için hazırlanıyor ama savaşacağı hiçbir şey ile karşılaşmıyor. Daha düşük bir kalp atışı ve bir metabolizma ile kalıyor. Bu da bir çöküşe neden olur. Çünkü beyin başlattığı bu süreçte hiç bir sorun ile karşı karşıya kalmıyor. Şimdi gelin bir de diğer şekilde düşünelim. Diyelim ki bağımlı kişi bu maddeyi yeni bir yerde alıyor. Bu durumda vücudun kendini bu duruma önceden hazırlaması için zamanı olmuyor ama madde bağımlısı bu... Gene aynı, yüksek dozda alıyor. İşte bu yüzden birçok madde bağımlısı yeni yerlerle bu tür tehlikeli maddeler kullandıklarında yüksek dozdan etkileniyorlar. Çünkü vücutları neyin geleceğinden habersiz oluyor ve hazırlıksız yakalanıyorlar ve yine önceki gibi yüksek dozlarda madde alındığından ve vücut buna hazır olmadığından yüksek doza maruz kalıyorlar.