If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:3:32

Video açıklaması

Erving Goffman, 1940'larda ünlü bir sosyologdu. İnsanlar ve ilişkilerinin doğası üzerine çalışıyordu. İnsanları sosyal ortamlarında gözlemlerken çok sayıda ilginç şeyi farketti. İnsanların, sohbetin gidişatını planladıklarını farketti. Dışarıdan nasıl bir izlenim yarattıklarını yönlendirmek ve kontrol etmek istiyorlardı. Sosyal ortamlarda, yalnız oldukları zamankinden farklı şekilde davranıyorlardı. Ve kendilerini olabildiğince iyi bir şekilde sunmak istiyorlardı. İnsanların tüm bu şeyleri "dramaturji" denen bir süreçte yaptıklarını söyledi. Dramaturjiyi iki farklı parçaya ayırarak devam etti. İlk kısma "ön bölge" ya da “ sahne önü” deniyor. Ön bölge insanların sosyal bir ortamda olduğu zamana denk geliyor. Etraflarında çok sayıda insan var. Bir örnek verelim. Bir adam var ve sahnede duruyor. Yanında birkaç kişi daha var ve arkadaş edinmeye çalışıyor. Yeni bir yerde. Hepsi "Hey, beyzbol maçına gelmek ister misin?" diye soruyor. "Gelip izlersin, biraz takılırız birbirimizi daha yakından tanırız ve belki arkadaş oluruz". Adam da "Aa tabii ki, beyzbolu çok severim" diyor. Gidip maçı izliyor. Ama aslında beyzbolu pek sevmiyor. Hatta belki de beyzboldan nefret ediyor. Ama "Hey, ben çok havalıyım ve sporu severim. Belki arkadaş olabiliriz." İzlenimini yaratmak için böyle yapıyor. Böylece dışarıdan nasıl göründüğünü kendisi belirlemeye çalışıyor ki bu insanların sevgisini kazansın ve onlarla arkadaş olabilsin. Bu ön bölgeydi. Yani, öne çıkıp seyirciye oynamak gibi bir şey. Goffman'ın yaklaşımının ikinci kısmına "arka bölge" yada “sahne arkası” deniyor. Arka bölge hayatlarımızın çok daha özel bir alanına tekabül ediyor. Arka bölge, oyunun sona erdiği yerdir. Yani sosyal ortamdaki tüm bu insanların önündeki sahneden iniyorsunuz. Buradaysa hiçbir sosyal ortam yok. Tamamen kendiniz olabilirsiniz. Aklınıza ne gelirse, sizi ne rahat ettiriyorsa onu yaparsınız ve bunu hiç kimse bilmez. Belki çok yakınınızdaki birkaç insan arka bölgene dair bir şeyler biliyor olabilir. Ama belki de sahne arkanızda hiç kimsenin bilmediği şeyler de olabilir. Belki de ilk örneğimizdeki adam beyzbol maçı, takılmaca ve "gerçek bir erkek olma" gibi kısımları bitirdi. Buraya geliyor ve kedisiyle vakit geçirmeyi, yemek programları izlemeyi ve güzel yemekler yapmayı seviyor. Bu kadar işte. Sporu o kadar da çok sevmiyor. Ama başkası bunu bilmek zorunda değil. Değinmek istediğim ilginç bir nokta var. Artık bazı insanlar sosyal medya aracılığıyla arka bölgeden ön bölgeye geçebiliyor. Artık insanlar iyi bir izlenim yaratmak için arka bölgelerindeyken seyirciye oynuyor ve ön bölgeye geçiş yapıyorlar. Bunu "Baksana çok havalıyım, mutlu bir ilişkim var, çok arkadaşım var, havalı şeyler yapıyorum" demek için yapıyorlar. İşin aslı başka olabilir. Bu adam yalnız başına olabilir. Bir eşi olmayabilir. Belki de bütün gün kedisiyle takılıyor. Yani söylediği kadar havalı değil. İnsanlar artık özel hayatlarını göz önünde sergiliyorlar, yani bir nevi tekrar sahneye çıkıyorlar. Yani bu ikisi bu şekilde birbiriyle bağlantılı. Tekrar gözden geçirelim. Ön bölge yani sahne önü insanların sevgisini kazanmak için sosyal ortamlarda sergilediğiniz, dikkatli düşünülmüş bir oyun. Belki bir gün fayda sağlayabilir. Sahne arkası ise çok sayıda insanın bilmediği, hayatınızın çok daha özel bir alanıdır. Bir nevi oturup rahatlayabilir ve istediğimiz her şeyi yapabileceğimiz yerdir. Bu ikisinin birbiriyle bir açıdan bağlantılı olduğunu gördük. Çünkü insanlar sosyal medya aracılığıyla sahne önüne geçiş yapıyorlar. Ve özel hayatlarında bir oyun sergiliyorlar. İnsanlar olarak sosyal bir ortamda nasıl davrandığımızı anlamamızın yollarından birini bu dersimizde görmüş olduk.