Ana içerik

Ünite: Organ Sistemleri

Temel Kavram 3: Doku ve organların karmaşık sistemleri, çok hücreli organizmaların iç ve dış çevrelerini sezerler ve tümleşik çalışmayla, sürekli değişen dış ortamda istikrarlı bir iç ortam sağlarlar.

3A: Bu cümleyi anlıyor olmanız, beyninizdeki nöronların (toplam 85 milyar kadar) birbirleriyle konuştukları anlamına gelir. Nöronlar, beyinden omuriliğe uzanan, düşünmenizi, idrak etmenizi, karar vermenizi, ayakta durmanızı, kalp atış hızınızı korumanızı, nefes almanızı ve sindirim yapmanızı sağlayan sinir sistemindeki canlı maddelerdir. Gri ve beyaz madde, beyincik ve nöronlar gibi, anatomisi ve fizyolojisine dair konuları didikledikçe sinir sisteminin yapısı ve fonksiyonunu iyice kavrayacaksınız.

3A: Nöronlar, elektrokimyasal sinyaller aracılığıyla bilgiyi birbirlerine iletirler. Bir makale yazmanızı sağlayan motor sinirlerini, bir köpeğin pofuduk tüylerini hissetmenizi sağlayan duyu sinirlerini ve bu modülde öğrendiklerinizi hatırlamanızı sağlayan beyninizi oluşturan şey nöronlardır. Bir de astrositler, mikrogliya ve ependimal hücreler gibi yardımcı hücreler vardır. Nöronların yapısı ve fonksiyonu ile sinir sisteminin optimal işlevini korumaya yardımcı olan hücreleri bu modülde kavrayacaksınız.

3A: Bu web sayfasını görsel olarak işlerken beyninizin oksipital lobundaki nöronlar arasında sayısız aksiyon potansiyeli gerçekleşmektedir. Aksiyon potansiyeli, bir nöronun membran potansiyelinde son derece hızlı gerçekleşen ve diğer nöronlara yayılan bir değişimdir. Sanki bir nöron başka bir nörona "Hadi uyan! Yapacak çok işimiz var!" diyormuş gibi... Hafızanın tutulmasında veya duyuların işleyişinde çalışanlar gibi vücudunuzda çeşitli işlevleri olan nöronlar arası iletişimi sağlayan aksiyon potansiyelinin mekanizmasını yakında kavrayacaksınız.

3A: Salgı bezleri, hormon adı verilen kimyasal mesajları salgılarlar. Hormonlar, aynı sıcak suya konulan çay poşeti gibi kana sızarlar. Kalp kanı pompaladıkça, kan hormonların belli hedef hücrelerle ve organlarla etkileşime geçmesini sağlayarak kimyasal mesajları vücudun tamamına iletir. Endokrin bezleri, iştahımızı korumamızı, büyümemizi, molekülleri metabolize etmemizi, idrarın yoğunlaşmasını ve daha birçok şeyi sağlarlar. Vücut değişen çevreye ayak uydururken çeşitli hormonların homeostazide ne rol oynadıklarını öğreneceğiz.

3B: Gebeliğin yaklaşık 4. haftasından öldüğünüz güne kadar, kalp her atışında, dokularda oksijenasyonu sağlamak için karmaşık bir kan damarı ağı üzerinden kanı tüm vücuda pompalar. Hayatınız boyunca yaklaşık 175 milyon litre kan pompalanır (ki bu miktar Niagara Şelalesi'nden sadece birkaç dakika içinde düşen su miktarıdır). Göğsünüzün ortasındaki bu küçük pompa sadece bir yumruk büyüklüğündedir (eğer bir yetişkinseniz) ve küçük boyuna oranla çok iş yapmaktadır.

3B: Kabaca bir hesapla 5 litre kan arterlerinizi, damarlarınızı, kılcal damarlarınızı ve venüllerinizi doldurur. Bu neye yarıyor diye sorabilirsiniz. Kan, lipidler ve hormonlar gibi çeşitli maddeleri vücudun tamamına ilettiği gibi hücrelerinizin solunum yapabilmesi için oksijeni taşır. Travma halleri gibi kan kaybı durumlarında, doktor farklı kan grupları konusunda dikkatli olmalıdır. Burada hematolojik sistemin inceliklerini öğreneceğiz.

3B: Elinizi kaburgalarınızın üzerine koyup derin bir nefes alırsanız, göğsünüzün genişlediğini ve sırtınızın düzleştiğini fark edeceksiniz. Bu durum gerçekleşirken, hava nefes borunuzdan hızlıca geçer ve dallara ayrılarak akciğerinizin sol veya sağ tarafına doğru gider. Dalın yaklaşık 20-30 noktasından geçtikten sonra, havanın içindeki oksijen, onu çevreleyen sıvının içine dağılacağı alveollere ulaşır. Bu hızlı mikroskopik gaz değişimi, nefes alırken oksijenin alınmasını ve nefes verirken de karbondioksitin gitmesini sağlar.

3B: Kalbiniz gün boyunca dokularınıza yaklaşık 20 litre kan pompalar. Kanın plazma bileşeni (kan hücreleri içermeyenler), kılcal damarlardan (en küçük kan damarları) dışarı sızar ve çoğunlukla tekrar emilir. Ancak, plazmanın yaklaşık 3 litresi sıvıyı çevreleyen dokularda kalır ve bu sıvıyı dolaşım sistemine geri kazandırmak çalışkan lenfatik sisteminin işidir. Lenfatik sistem sıvıyı bir yöne doğru taşır, fakat bunu kalp gibi bir pompa gücü olmadan yapar.

3B: Muhtemelen hayatınızda en az bir kere hastalanıp ateşlendiğiniz veya öksürmeye başladığınız olmuştur (tabii eğer bir balonun içinde yaşamıyorsanız, ki öyleyse muhtemelen daha fazla dışarı çıkmalısınız!). Neden vücudunuzun bu şekilde tepki verdiğini hiç merak ettiniz mi? Bakteri, virüs, protozoan ve mantar gibi mikrobiyal işgalcilere karşı vücudunuzun öldürücü bir cephanesi var. Tüketme, kovuşturma ve yıkım gibi yollarla yabancı maddeleri yok etmek için özelleşmiş hücrelere sahibiz. Vücudunuzdaki orduda yer alan sayısız askerin etkileşimini ve onların sağlıklı kalmanızı nasıl sağladıklarını bu bölümde öğreneceksiniz.

3B: Renal sistem hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız, o zaman (ç)iş başa düştü! (Kelime oyunu bir yana, böbreklerimizin işi idrar yapmaktan çok daha fazladır). Otuz dakikada bir, böbrekleriniz vücudundaki tüm kanı filtre ederler. Yosun ile dolu kirli bir havuz düşünün. Bu havuza bir filtre yerleştirmek yosunların yok olmasına sağlayacak ve bir süre sonra tadını çıkarabileceğiniz temiz, berrak mavi bir havuzunuz olacak. Böbreklerimiz de tıpkı havuzdaki filtre gibi kanı filtreleyerek zehirli atıkları ortadan kaldırır. Bu bir çift organ, vücudunuzun sıvı - elektrolit dengesinin korunması için çok önemlidir.

3B: Mekanik sindirim, nişastanın da parçalanmaya başladığı ağızda başlar. Yiyecek parçaları (bolus), yemek borunuzdan aşağı giderek mideye ulaşır ve burada yağ ve protein gibi biyomoleküllerin yıkımını sağlamak amacı ile çalkalanmaya başlar. Midedekiler daha sonra ince bağırsağa geçer ve burada dalgalanma hareketleriyle (peristaltizm) ve kimyasal (sindirim enzimleri) kuvvetiyle sindirimin büyük kısmı ve besinlerin emilimi gerçekleşir. Sonra yediklerimiz, sindirim sisteminde sıvı emiliminin en fazla gerçekleştiği yere yani kalın bağırsağa (diğer bir ismiyle kolon) doğru ilerler. Vay be! Yemek yemek kesinlikle çok iş gerektiriyor! Raja Narayan anlatıyor.

3B: Kaslar hiç uyumaz (gerçekten). Eğer bir kere nefes almışsanız, kasılarak göğüs boşluğunda alçak basınç alanı oluşturan ve bu sayede havanın içeri girmesini sağlayan diyaframdan faydalanmışsınız demektir. Nasıl oluyor da bazı halterciler hiçbir yerlerini kırmadan, sadece birazcık terleyerek 325 kg ağırlığı kaldırabiliyorlar? Eğlenceli bilgi: vücudunuzdaki en büyük kas gluteus maximus kası (yani kalçanız) ve en küçük iskelet kası da stapedius kasıdır (orta kulağınızda, en küçük kemik olan üzengi kemiğini tutan kas). Raja Narayan anlatıyor.

3B: Deri ile ilgili olarak gözün gördüğünden çok daha fazlası var. Evet, bizim bir kemik, kas ve organ yığınından daha güzel görünmemizi sağlıyor, fakat aynı zamanda vücudu enfeksiyona karşı korumak, hissetmek ve D vitaminini özüştürmek gibi görevleri de vardır. Bu modülde makroskopik seviyeden mikroskobik seviyeye kadar derinin yapısı ve fonksiyonunu keşfedeceğiz.