If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:9:53

Kohlberg'in Ahlaki Gelişim Teorisi

Video açıklaması

Sırada Laurence Kohlberg var. Kohlberg ahlaki gelişim teorisini kurmuştur. Kendisi daha önce anlatmış olduğumuz üç teoristten farklıdır. İnsanların tüm yaşamları boyunca fiziksel, duygusal ve tüm gelişimlerine karşı ahlaklarının nasıl geliştiğine bakmıştır. Teorisi bilişsel gelişime dayanmakta olduğundan Vygotsky ile benzeştiği noktalar da vardır. Kohlberg insanlar büyüdükçe ahlaki değerlendirmelerindeki değişimleri görmeyi ummuştur. Bunu yapma yolu da oldukça ilginç. Vygotsky, Freud ve Erikson’da olduğu gibi çocukları incelemiştir. Hepsi çocukları incelemiş. Bunun sebebi ergenlik döneminde hızlı ve etkileyici bir gelişimin görülmesi. Kohlberg’in bir grup çocuğa ikilemler içeren hikâyeler anlattı. Tüm yaş gruplarından çocuklara bu hikâyeleri anlatıp, hikayelerdeki ahlaki konular vasıtasıyla kişilerin nasıl değerlendirme yaptığını anlamak için onlara birçok soru sordu. En karmaşık ikilemli durum Bay Heinz’kiydi. Bu hikâyeyi kısaca anlatacağım Çünkü bu senaryo çok meşhur. Eveeet, hikaye şöyle: Heinz'ın karısı bir tür kanserden dolayı ölmek üzeredir. Doktorlar yeni bir ilacın kadını kurtarabileceğini söyler. Ancak bu ilaç yerel bir kimyacı eczacı tarafından bulunmuştur ve Heinz biraz satın almaya çalışır. Ama kimyacı ilacın maliyetinin on katı bir ücret istemektedir Ve bu Heinz’ın karşılayabileceğinden fazladır. Ailesi ve arkadaşlarından yardım alan Heinz paranın sadece yarısını toplayabilir. Bunun üzerine durumunu eczacıya açıklar Ve ilaca daha ucuza sahip olmak ya da paranın kalanını sonra ödemek için yalvarır. Ancak eczacı bunu kabul etmez. Bulmuş olduğu ilancın kendisine çok para kazandıracağını söyler. Heinz karısını kurtarmak için çaresizdir. Bu yüzden gece geç bir saatte eczacının ofisine girer ve ilacı çalar. İşte bu en büyük ikilemdir. Heinz ikilemi yada Heinz Dilemma olarak bilinmektedir. Bu hikayeyi anlattıktan sonra Kohlberg çocuklara “Heinz ilacı çalmalı mıydı?” gibi sorular sorar. Ya da “Heinz karısını sevmeseydi durum farklı mı olurdu?” Veya “Ya ölen insan bir yabancı olsa durum değişir miydi?” “Kadın ölürse, polis eczacıyı cinayetten tutuklamalı mı?” Çocukların cevaplarını toplayıp inceleyerek Kohlberg ahlaki değerlendirmenin Üç ayrı aşamasını inceliyordu. Bunlardan ilki gelenek öncesi ya da ahlak öncesi düzeydir. İkincisi geleneksel düzeydir. Sonuncusu da gelenek ötesi düzeydir. Bunları yukarı çıkılan bir merdiven gibi düşünelim. Aslında birkaç basamak ama bunu ahlak merdiveni olarak düşünün. Kohlberg’e göre bireyler bunları sadece sıralandığı şekilde geçebilir. Yani ilk önce bunu sonra bunu sonra da bunu. Ve her yeni düzey bir öncekinin değerlendirme şeklinin yerini alır. Ayrıca herkesin çok düzeye ulaşamadığını da söylemektedir. İlk düzeye başlamadan önce söylemeliyim ki her düzey de kendi içinde ikiye ayrılır. Hepsiyle birlikte ahlaki gelişimin altı düzeyi bulunmaktadır. İlki ahlak öncesi düzeydir. İlk seviyede. İlk seviyede itaat ve ceza var. Bu seviye çocuklarla ve yaşça küçük olan insanlarla ilgilidir. Bu basit seviyede otorite bireyin dışındadır ve değerlendirme hareketlerin fiziksel sonuçlarına odaklanır. Yani çocuklar kuralları kesin ve katı olarak görürler. Bu kurallara uymak cezalardan kaçınmak anlamına gelir. Yani çocuk usluysa bu cezalandırılmayacağı anlamına gelir. Eğer cezalandırılırsa bu kötü bir şey yaptıkları anlamına gelir. Şimdi buradaki ikinci seviye bireysellik ve değiş tokuştur. Bu seviyede çocuklar, otoritelerin sahip olduğu tek bir doğru bakış açısı olmadığını fark eder. Yani farklı bireylerin farklı bakış açılarını olduğunu keşfederler. Bu iki seviyeyi geçtikten sonra bir basamak üste yani geleneksel düzeye geçebiliriz. Geleneksel düzeyde iki seviye daha bulunmaktadır. Buna üçüncü seviye diyelim. Bu seviyede otorite içselleştirilir, sorgulanmaz ve değerlendirme kişinin içinde bulunduğu grubun kurallarına dayanır. Yani üçüncü seviye iyi bir çocuk olmakla ilgilidir. Kulağa komik geliyor. Yani demek istediğim birey ya da çocuk diğerleri tarafından iyi olarak adlandırılmak için iyidir. Diğer insanların düşüncelerini önemsemektedirler. Burada uyuma vurgu var. Yani kibar olmak ve seçimlerin ilişkilerimizi nasıl etkileyeceğini düşünmek önemli. Dördüncü ahlaki seviye toplumsal düzeni devam ettirmektir. Yani kanun ve düzen. Burada çocuk toplumun daha geniş kurallarının farkına varır. Kanunları sürdürmek ve suçtan kaçınmak için değerlendirmeler, endişeler ve kurallara uymak. Bu nokta tamamen toplumun ne diyeceği ile ilgilidir. Burayı geçtiğimizde bir sonraki düzeye yani beşinci ve altıncı seviyelere geçebiliriz. Beşinci seviyede toplumsal sözleşme evresini görüyoruz. Gelenek ötesi evrede kişisel yargılama kişinin kendi seçtiği prensiplere dayanır. Yani hukuk ve düzenin ötesindeyiz. Daha ileri bir seviyede düşünür ve daha ileri bir ahlaki değerlendirmeye sahip oluruz. Daha büyük bir iyi için kişisel haklar ve adalete dayanır. Yani sosyal sözleşme evresinde birey kurallar ve kanunların toplumun genelinin yararı için olmasına rağmen, bazı durumlarda bu kanunların bazı insanların yararına olabileceğinin farkına varır. Mesela Heinz dilemmasında hayat kurtarma, kanunlara karşı gelmekten daha mı önemli? Toplumsal sözleşme aşamasına gelen insanlar için hayat kurtarma kanunları çiğnemek ve çalmaktan daha önemlidir. Bu kurallar toplumun düzeni için önemlidir. Ancak bu seviyeye gelmiş bireyler toplumun bazı durumlardaki standartlar üzerinde karara varması gerektiğini düşünürler. Ve bazen bu yüksek ahlaki değerleri sürdürmek için bazı kanunlara uyulmayabileceğini düşünürler. Altıncı aşama ve Kohlberg’e göre ahlaki değerlendirmenin son basamağı evrensel ahlak ilkeleri evresidir. Bu aşamada bireyler ,kanunlara uyan ya da uymayan, kendi ahlaki kalıplarını oluştururlar. Yani insan hakları, adalet ve eşitlik gibi herkese uygulanabilir kavramlardan bahsediyoruz. Bu süreç boyunca toplumun kalanına karşı gelmek anlamına gelse Ya da onaylanmama gibi sonuçlarla karşılaşsa bile tüm kalbi ile bu prensiplere inanan kişi harekete geçmeye ve bu prensipleri savunmaya hazır olmalıdır. Tarihte bu aşamaya gelmeyi başarmış birkaç kişi hatırlıyor musunuz? Bence Gandhi bu insanlardan biriydi. Kaç kez hapse atıldı? Peki ya Nelson Mandela ya da Martin Luther King? Eminim yakın tarihten de birileri aklınıza geliyordur. Bulundukları zamanda topluma karşı gelmiş olsalar da tüm insanlar arasında evrensel bir eşitlik ve haklara inanan birçok insan bulunmaktadır. Yine de bu tutumu sürdürmüşler ve kanunun karşılarına getirdiği kısıtlamaların sonuçlarına her zaman hazır olmuşlardır. Bu yüzden onlar Kohlberge’e göre en yüksek ahlaki düzeye ulaşmış kişilerdir.