If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:11:20

Video açıklaması

Bu seride yer alan önceki videolarımızda, bir firmanın sermaye sağlamasının değişik yöntemleri üzerinde durmuştuk. Bunu borçla veya özkaynakla sağlayabiliyordu. Borç senetlerinin genel adının tahvil olduğunu da öğrenmiştik. Sanırım hisse senetlerine de aşinasınız. Kısaca kaldığımız yeri hatırlayalım. Bunlar bir şirketin aktifleri. Aktif oluşturmanın farklı yöntemleri var. Sermaye koyacak yatırımcılar bulabilirsiniz, bu konuya da önceki videolarımızda değinmiştik. Melek yatırımcılar bulabilirsiniz, belki aile büyüklerinden birisi yardımcı olabilir, risk sermayesi şirketlerinden birisi ortak olabilir, veya halka arz yapabilirsiniz. Daha sonra ikincil halka arz yapabilirsiniz. . . . Özkaynaklar. İşinizi kurmanız için gerekli varlıkları satın almanızı sağlayacak nakiti elde etmenin bir yolu, kendi varlıklarınızı kullanmanız. Bir diğer yolu, başka kişilerden borç almak. Özkaynak sahipleri, yani firmaya sermaye koyan kişiler bu firmanın sahipleri. Sermaye sahiplerinden birisi iseniz, size para gerektiğinde hisse senetlerinizin bir kısmını satarak gereken nakiti elde edebilirsiniz. Bu durumda hisse senetlerini sizden satın alan kişi veya kurum yeni ortağınız olur. Bir diğer yöntem ise borçlanmak. Bunu çizelim. Genel olarak pasifler başlığı altında yazalım. Konuyu basit şekilde ele alalım, şirketin yükümlülüklerinin sadece aldığı borçlardan oluştuğunu düşünelim. Bilançonun pasif tarafını, bu firmanın diğer kişilere karşı olan borçları gibi düşünebilirsiniz. Aktif tarafında ise şirketin varlıkları bulunuyor. . . . . . . . . . . Borcun değişik çeşitleri olabileceğinden bahsetmiştik. Eğer borcunuzu menkul kıymetleştirirseniz, bunun ismi tahvil oluyordu, değil mi? Üzerinde şirketin size ne kadar borçlu olduğunu, borcunu hangi tarihte geri ödeyeceğini, ne kadar faiz ödeyeceğini yazan bir belge. Veya gidip bankadan kredi kullanabilirsiniz, bu durumda şirketiniz bankaya karşı borçlu olur. Bir önceki videoyu size bir soru sorarak bitirmiştik. Diyelim ki bu şirket iflas ediyor. Diyelim ki buradaki aktifler bizim düşündüğümüz kadar değerli değiller. Eğer varlıklarımızı satmak zorunda kalsaydık, bu şirketin borçlanma senetlerini satın almış olanlara, yani bir anlamda şirkete ödünç para vermiş olanlara ödemelerini yapardık. Sermaye sahipleri yani şirketin ortakları ise geriye kalanı paylaşırdı. Diyelim ki resmi kayıtlarınızın durumu bu. Defter değeri kavramından daha önce de bahsetmiştik, defter değeri piyasa değerinden farklı olabilir. Defter değeri, bu varlıkların sizin resmi defterlerinizde yani bilançonuzda kayıtlı olduğu değer. Bunun değerinin 10 milyon TL olduğunu söylüyorsunuz, değil mi? Arsa ve fabrika satın almıştık ve bunların değeri 10 milyon TL idi. Borcunuz ise 6 milyon TL. Bu durumda özkaynağınızın değeri 4 milyon TL olur. Diyelim ki ekonomide bir şeyler ters gitti, veya sizin işiniz alınan kötü kararlar sonucunda ayakta duramadı. Ve sonunda şirketiniz iflas etti. İflas kelimesi yaygın şekilde kullanılır, çoğu kişi bu kavramın genel olarak neyi ifade ettiğini bilir. Hukuki açıdan bakıldığında, çeşitli ülkelerde iflasın farklı koşulları veya dereceleri olabilir. Ancak biz örneğimizde genel kullanılan anlamıyla ele alacağız. Bu şirketin bu şekilde faaliyete devam etmesine imkan yok. Tasfiye ediyoruz. Diyelim ki internet üzerinden ayakkabı satan bir şirketim vardı, bir sebeple insanlar internetten ayakkabı alışverişi yapmayı bıraktılar. Ben de şirketimi tasfiye edeceğim, yani binalarımı, depolarımı, mal stoklarımı vesaire satıp nakite çevireceğim. Bir önceki videoda kaldığımız soru şuydu: Bu satıştan elde edilecek gelirler kime ödenecek? Tasfiyeye gittiğimizde, bu varlıklar iflas masasına gidiyor ve devletin ilgili kurumlarınca satılıyor. ve onlar tarafından satıldığında, bilançonuzda 10 milyon TL değerle gözüken bu varlıklar için elinize 10 milyon TL geçmiyor. Diyelim ki satış sonrasında 5 milyon TL elde edildi. Bu varlıklar sayesinde iyi getiri elde edeceğime inanarak onlara 10 milyon TL ödemiştim, ancak işler beklediğim gibi gitmedi. . Sermaye elde etmek için hisse senedi satabileceğinizi veya borç alabileceğinizi söylemiştim. Aslında sermayeyi arttırmanın en iyi yolu, kurduğunuz işin karlı olması ve elde ettiğiniz karı sermayenize ekleyerek işinizi büyütmeniz. Sermayeyi büyütmenin en iyi yöntemi, işin karlı olması. Kaldığımız yerden devam edelim. Buradaki varlıklar artık 10 milyon TL etmiyorlar. Değerleri 5 milyon tL. Varlıklarımızın satışından elde edilen bu 5 milyon TL'yi kime ödeyeceğiz? Kişiler arasında eşit olarak mı paylaştıracağız? Bir kişi daha az, bir diğeri ise daha fazla mı alacak? Bu 5 milyon TL şirketimize borç para vermiş olanlara ödenecek. Borç verenlere ödenirken gözetilecek sıralama konusunda her ülkede farklı uygulamalar olabiliyor. Örneğin bazı ülkelerde, borçlanma tahvilleri arasında ödeme önceliği açısından bir sıralama olabiliyor. . Senior tahvillere sahip olan yatırımcılar, paralarını geri alan ilk kesim oluyor. Veya bazı borçlanmalarda şirket teminat göstermiş olabiliyor. Bir şahıs konut kredisi kullanırken nasıl satın aldığı evi teminat olarak gösteriyor ise, şirket de fabrikasını, diğer gayrı menkullerini veya menkul değerlerini teminat olarak gösterebilir. İçinde yaşanılan ülkenin hukuki kuralları, borç ve iflas kanunu önemli. Ancak genel olarak, eğer bu şirkete verilen borç için bu şirketten bir teminat alınmış ise, borcu veren kişi daha güvende oluyor. Çok detayına girmeden söylemek gerekirse, böyle bir durumda öncelikle bu şirkete borç para vermiş olan kişiler paralarını geri alıyorlar. Eğer bundan sonra para kalır ise, hisse senedi sahibi olanlara yani ortaklara ödeme yapılabiliyor. Düşünürseniz, bu öncelik sıralaması oldukça akla yatkın. Bu şirkete borç para vermiş olanalr sadece faiz geliri elde diyorlardı. İşlerin kötüye gitmesi durumunda görecekleri zarar da ortaklara kıyasla daha sınırlı olacak. Hisse senedi sahiplerinde durum farklı. Şirkette işlerin iyi gitmesinden büyük ölçüde yararlanabiliyorlar, kötü gitmesinde de bundan en çok etkilenen kitle onlar. Bazen iflas eden şirketin varlık satışından elde edilen gelir, borçların tamamının ödenmesine yetmeyebilir. Günümüzde şirketin ortaklık yapısına da bağlı olarak, ortaklar sadece yatırdıkları sermaye kadar sorumlu olabiliyorlar. Ancak çok eski zamanlarda, ortaklar satıştan elde edilen gelir borçları ödemeye yetmez ise aradaki farkı ödemekle yükümlü olabiliyorlardı. . Aslında yeri gelmişken, ülkemizde uygulaması bulunmayan, ancak yurtdışında yaşanan finansal kriz sırasında sık duyduğumuz bir kavrama da değinelim. Borçlanma senetlerindeki öncelik sıralaması. Bunu öncelikli teminatsız olarak adlandıralım. İngilizce terminolojide senior olarak geçiyor, ödeme sırasında yüksek öncelikli. Bu tahviller teminatsız, ancak ödeme sırasında önceliğe sahipler. Bu tahviller için ayrılmış belirli bir teminat yok, ancak eğer şirketin varlıkları varsa ödemede öncelik bu tahvilleri ellerinde tutan kişi veya kurumlara ait. Buraya bazı rakamlar da yazalım. Örneğin öncelikli- teminatsız grubu 2 milyon TL olsun. . 2 milyon TL'lik de önceliksiz teminatsız olsun. Eğer böyle bir kompozisyona sahipsek, satıştan elde edilen gelirler öncelik sırasına göre ödeniyor. Bu kişiler 1 milyon TL'lerinin tamamını geri alıyorlar. Bu gruptaki yatırımcılar, bu tahviller daha az riskli olduğu için, daha düşük faiz ödemesi alıyorlardı. Buradaki yatırımcılar, öncelikli teminatsız, bir sonraki 2 milyon TL'yi alıyorlar. Geriye 1 milyon TL kaldı. Bu 1 milyon TL de önceliksiz tahvilleri satın almış olan kişilere ödenecek. Yani bu gruptaki yatırımcılar paralarının sadece %50'sini geri alabilecekler. Bu gruplamada, eğer tahviliniz az riskli ise, elde ettiğiniz faiz getirisi de daha düşük. Faiz getirisi yüksek olan tahvillerin öncelik sıralaması daha düşük, yani daha çok risk taşıyorlar. Bu senaryoya göre, hisse senedi sahiplerine ödeyecek bir şey kalmadı. Yatırdıkları bütün parayı kaybettiler. Kısaca özetlemek gerekirse, şirketin iflas dolayısı ile tasfiye edilmesi durumunda önce bu şirkete borç para vermiş olan kişi ve kurumlara ödeme yapılıyor. Ülkenin hukuki kurallarına ve mevzuatına bağlı olarak, bor. vermiş kişiler arasında ödemede öncelik sıralaması olabiliyor. Borç para vermiş kişilerin ödemesi yapıldıktan sonra hisse senedi sahiplerine yani ortaklara ödeme yapılabiliyor.