If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik

McQueen, İlkbahar Yaz 1999 Koleksiyonu, No. 13

Metropolitan Sanat Müzesi küratörlerinden Andrew Bolton, Alexander McQueen'in ekstrem moda alanındaki becerisinden bahsediyor: No. 13 [Koleksiyon] , ilkbahar/yaz 1999.

Bu eseri daha detaylı incelemek isterseniz, şu adresi ziyaret ediniz: metmuseum.org 

Bir eğitmen misiniz? Burada konuyla ilgili bir ders planı bulunmaktadır. Metropolitan Sanat Müzesi’nden daha fazla eğitmen kaynağına ulaşmak için bunu deneyiniz ve ayrıca ‘Eğitmen Kaynağı Bulma’ bölümünü inceleyiniz.

.
Orijinal video Metropolitan Sanat Müzesi tarafından hazırlanmıştır.

Tartışmaya katılmak ister misiniz?

Henüz gönderi yok.
İngilizce biliyor musunuz? Khan Academy'nin İngilizce sitesinde neler olduğunu görmek için buraya tıklayın.

Video açıklaması

McQueen’in ilk şovuna 1989 yılında gitmiştim. Modaya karşı her zaman bir tutkum vardı ama o zamanlarda akademik olmaktan öte, daha çok kişisel bir tutkuydu. Bu dönemde McQueen’in işlerinde çok fazla mitoloji vardı. Sizi kışkırtacak ve harekete geçirecek, sizinle yüzleşecek bir şeyler yapacağını biliyordunuz. Salona girdim. Sadece bomboş bir oda ve yerdeki ahşap parkeler vardı. Ve modeller içeri girdiklerinde sanki binayı ele geçirmiş gibiydiler. Bir tanesi, sal ağacı kerestesinden yapılma, kanat benzeri bir şey takıyordu. Kelebek kanatlarına benziyordu ve model yürüdükçe kanat çırpıyor gibi hareket ediyorlardı. Kafamda bu, kocaman, nefes kesen, anıtsal bir eserdi. Kanatlardan ışık geçtikçe, mozaik cam benzeri bir etki yaratıyordu. Model odaya girdiğinde, sanayicilik döneminin ortasında gotik bir melekle karşı karşıyaydınız adeta… Zaten gösteri de el işçiliği ve teknoloji arasındaki, makine ve insan arasındaki bu gerilimi ele alıyordu. Olay bu giysilerin giyilip giyilememesi değildi, olay saf moda konseptiydi. Yine de bunu görünce “insanların böyle giyindiği bir melekler şehrinde gezinsek ne güzel olurdu” diye düşündüğümü hatırlıyorum. İşte o zaman McQueen’in burada sanat ile moda arasındaki çizgiyi geçtiğini fark ettim. Daha önce hiç düşünmediğim bir dünya görüşü sunuyordu. İzlemesi zor olan, uç bir moda… Her zaman derdi ki: “Ben parti elbiseleri yapmıyorum. Eserlerimin tepki yaratmasını istiyorum, gerekirse midenizi bulandırsın”. Bence McQueen’i müstesna kılan şey, modaya derin duyguları da dahil etmesiydi. İlk izlediğimde tamamen içgüdüsel gelmişti ve kıyafetin gerekliliklerini sorgulamıştım. Bence moda insanların duygularıyla canlandırılır. İnsanların bir şeyleri kafalarında takdir etmeleri daha kolaydır, kalpten takdir etmek ise daha zordur. Bu beni gerçekten etkileyen bir şovdu. İlk tepkim hürmet etmek olmuştu. Beni modayı daha sert yargılamaya itmişti. McQueen modanın bazen ne kadar da yüzeysel olduğunu ortaya koyuyordu, ve modanın da yüksek kuralları olan bir disiplin olması gerektiğini vurguluyordu. Geriye dönüp baktığımda hala tüylerim diken diken oluyor. Gerçekten de modaya bakış açımı tamamen değiştirdi.