If you're seeing this message, it means we're having trouble loading external resources on our website.

Bağlandığınız bilgisayar bir web filtresi kullanıyorsa, *.kastatic.org ve *.kasandbox.org adreslerinin engellerini kaldırmayı unutmayın.

Ana içerik
Güncel saat:0:00Toplam süre:5:00

Video açıklaması

Portland Sanat Müzesi'nin, modern ve çağdaş sanat eserlerine ayrılmış olan bölümünde, Jubitz Center'da bulunuyoruz. Marcel Duchamp'ın kült eserlerinden Boite-en-valise, Kırmızı kutu, F serisi çalışmasının önünde bulunuyoruz. Boite en valise, yani valizdeki kutu. Duchamp, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'da yaşanan yıkımı gözlemlemiş. O bir ressam, Ancak erkek kardeşi savaşta yaralanıyor ve ölüyor. Sanatçı Paris'e döndüğünde, 'Eserlerim yıllar içinde kaybolabilir.' diye düşünüyor. Ve herşeyi çoğaltarak kendi tarihini oluşturmaya karar veriyor. Tüm kişisel müzesi bir valizin içinde. Kendisini tamamen yeni, alışılmadık bir biçimde paketliyor. Alçalan merdivenleri tekrar üretiyor, kübist ve sürrealist resimleri çoğaltıyor. Kutunun içindeki bir retrospektif gibi. Bu çalışmaya ilişkin bir ilginçlik de şu, sanatçı kutusunu iki kez güncelliyor. Portland Sanat Müzesi'nde görmekte olduğumuz kutu, aslında 1960'ta İtalya'da, Schwarz için yaptığı bir seri. Peki bu çalışmadan toplam kaç tane var diye aklınıza gelebilir. Cevap yüz. Sadece kırmızı versiyonda toplam 100 tane var. Kırmızının dışında ayrıca yeşil, deri, ve bej seriler de var. İlk versiyonu gerçekten de bir valiz. Deri bir valiz. Bunlar mekanik olarak tekrar üretilmiş objeler, evinde küçük çaplı üretim yapıyor. Bunların bir kısmını basıyor ancak bir araya getirmiyor. 1960'larda Schwartz gelip, Boite-de-valise'i gerçek bir seri olarak istiyorum dediğinde Duchamp, 'Zaten elimde halihazırda bunlardan var, ancak bir araya getirmemiştim' diyor. Duchamp'ın eşi Teeny Paris'teki evlerinde oturup, reprodüksiyonları bu siyah kartonlara yapıştırıyor, bu küçük etiketleri hazırlıyor ve kutu içindeki bu retrospektifi hazırlıyorlar. Burada sanatçının kendisini paketlemesi fikrini de ilginç buluyorum. Çanta ile satış yapan kişiler gibi, galerilere gidip işlerini satmaya çalışmak. Sanatçının içinde yaşadığı ticarete dayalı maddi dünyayla bir alıp veremediği var. Eskiden sanatçılar eserleri için dosya getirirlerdi, şimdi ise neredeyse tüm portfolyolarını, cep telefonlarında taşıyorlar. Yani aslında Duchamp gibi onların da portfolyoları yanlarında. Ancak yine de günümüzün teknolojisi ile Duchamp'ın dönemini karşılaştırmamak lazım. Buradaki çeşitliliği ilginç ve güzel buluyorum. Zira sanatçı hem ressam hem de heykeltraş. Burada sanatçının Çeşme isimli çalışmasının küçük bir versiyonunu görüyoruz. Gördüklerimiz endüstri üretimi objeler. O ana kadar hayatında yaptığı tüm sanatsal çalışmaları, bize makinalar tarafından üretilmiş nesnelerle gösteriyor. Bu deneyimi yaşamamızı istiyor. Baktıklarımızın hiç biri, sanatçının çektiği, numaralandırdığı, imzaladığı orijinal baskılardan biri değil. Bunların tümü, ilk başta sanat eseri olup olmadığı belli olmayan görsellerin, mekanik olarak üretilmiş versiyonları. Duchamp'ın diğer çalışmalarında da gördüğümüz, orijinal olanın aurasını azaltan etki, mekanik üretimi kucaklaması. Duchamp'ın hep ele aldığı , yüzleştiği bir konu. Bu eser 1929'da ilk üretildiği hali değil. Bakmakta olduğumuz çalışma, Amerika'nın sanatçının fikirlerini keşfettiği 1960'lı yıllardan. Duchamp'ın, Cindy Sherman, Richard Prince, Sherry Levine gibi, bazı çalışmaları alıp tekrarlayarak, kendilerine mal eden sanatçılara öncülük ettiği bir dönem bu. Duchamp olmasaydı, Sherry Levine ve diğer sanatçılar da olamazdı. Burada gördüğümüz de her şeyin minyatürleştirilmiş hali. Hatıra eşyaları gibi. Duchamp hatıra eşyaları.